Ve eski kalma

Baba tarafından Lübnan asıllı olan Kolombiyalı şarkıcı Shakira'yı 171 can alan, 1500'den fazla can alan Beyrut patlaması karşısında sessiz kalmakla suçlayan eski porno yıldızı Mia Khalifa, dünyaca ünlü Latin pop yıldızını, Lübnan'ın en çok yardıma ihtiyaç duyduğu anda Lübnanlı kökenlerini unutmakla suçladı. Akşamdan kalma tedavisi arayışı, kayıtlı tarih kadar eski. Bilinen en eski tedavi yöntemi biyolojik temeli olan “köpek tüyü” yöntemi. Sarhoşluk aşamasında alkol içmeye devam ederseniz, vücudunuz metanolü toksinlere metabolize etmeyi bırakacak ve daha sonra metanolü bırakarak etanol işlemeye geri dönecektir. Bulmaca oyunlarında sıkça gelen Eski çağlardan kalma yapıt anlamı ve bulmaca cevapları için sayfamızı ziyaret edin. Online Bulmaca Sözlüğü sitesi. Eski eşyaları karıştırırken 5 sene öncesinden kalma eski telefonumu buldum, bi bakayım dedim ve ayrıldığım sevgilimin instagram hesabının kayıtlı olduğunu gördüm. Şeytan dürttü girdim ve tüm resimlerine, mesajlarına baktım. En İyi Hayatta Kalma Filmleri - Yeni Ve Eski En Çok İzlenen Hayatta Kalma Filmleri Listesi Ve Önerisi (2020) ''Survival films'' olarak da bilinen hayatta kalma filmleri korku ve macera ... Mersin'de eski çağlardan kalma 'Aşağı Dünya Obruğu' keşfedilmeyi bekliyor Mersin'in Silifke ilçe merkezinin 19 kilometre kuzeyinde bulunan ve eski çağlarda farklı amaçlarla yerleşim ... Eski çağlardan kalma yapıt. Taşınır eski eser. Türkçede eskilik ve az bulunurluk değeri olan eşya anlamına gelir nedir? Çengel Bulmaca, Kare Bulmaca, Altıgen Çengel Bulmaca, Sudoku Bulmaca, Sözcük Avı Bulmaca, Sarmal bulmaca, Çiftli sarmal bulmaca, Altıgen çengel bulmaca, Altıgen sözcük avı bulmaca, Kelime yerleştirmece bulmaca, Yapboz bulmaca, Labirent bulmaca, Kelime ... Kariyerimizden İlişkilerimize: Eski Nesillerin Hayatımıza Müdahale Eden 7 Kalıp Yargısı ... Mihail Bulgakov’un romanı “Usta ve Margarita” birden fazla neslin referans kitabı haline geldi ve yazarın “Asla, özellikle sizden daha güçlü olanlardan hiçbir şey istemeyin” sözü onların sloganı oldu. Sonuç olarak, birçok ... Vahşi doğada hayatta kalma üzerine olan şahane filmde, Kanada'da yaşayan ve eski püskü bir uçakla mal taşımacılığı yapan birisinin yolu eskimo bölgesine düşer. Orada hasta bir kızı hastaneye götürmesi karşılığında yerlilerden bir şeyler alır. Bulmacada Eski çağdan kalma, anlami.net sitemizde tüm resimli çengel bulmaca, kare bulmaca ve diğer bulmaca sorularını bulabilir ve arama bölümünden bulmaca cevapları ulaşabilirsiniz bulmaca çözerken bilmediğiniz cevaplara ulaşarak bunları öğrenebilir ve kendinizi geliştirebilirsiniz ayrıca bulmaca çözmek Alzheimer riskinizi azaltır, Stresi azaltır, Sözlü becerileri ...

Clock Tower: The First Fear İnceleme

2020.09.20 02:13 bglfpig Clock Tower: The First Fear İnceleme

Seri Katilden kaçma Temasını sever misiniz?

Yani Slasher Diyorum Ben Bayılırım evet
Ne Kadar Klişeler ile dolu olsa bile ergenlerin ya da direkten yetişkinlerin ya da bir kişinin yenilemez bir katil tarafından kovalanmasını izlemek bana hep zevk verdi
bu türü harika veren filmler mevcuttu
Friday the 13th
Halloween
Peeping Tom
Child's play
Scream
Cabin in the woods
Nightmare on Elm Street
Teksas da katliam
Falan Filan say say bitmez
oyunlar açısından da neler var bakalım
popüler olanları sayalım en azıdan evet bir sürü Slasher Türü oyun var ama biz çok bilinenleri sayalım
Until Dawn
Nightcry
remothered tormented fathers
Haunting Grounds
AMA ÖZELLİKLE BUNLARA DOĞUŞ KAYNAĞI OLMUŞ OLAN
Clock Tower: The First Fear
bu oyun hakkın da ne diyebilirim ki? bir sanat esiri mi? yoksa sanat esiri olmaya yaklaşan oyunlardan birisi mi?
hala bile emin değilim ama bunun sebebi ne diye sorar isen Clock Tower bir şeyi başarıyor ki zamanına göre kesinlikle taktir edilmeli
Oyun Size Bir Sürü Ending sunuyor ve çoğu farklı mesela birisini kurtarıyorsunuz ama bir ending de birisi ölüyor ya da bir ending de baya kişiyi kurtarabiliyorsunuz ama bir ending de o olmuyor ya da bir ending de bir villain ekstradan öldürebiliyorsunuz ya da bir kaç ending de ana karakteriniz ölüyor
saydıklarımın hepsini yapıyoruz
ve 1992 de çıkmış bir oyun için bu gerçekten takdir edilebilir ve türünün en iyi örneği bile sayılabilir
Clock Tower: The First Fear sanat esiri mi değil mi? hadi gelin soruyu öğrenelim
Öncellikle bu İnceleme de Tüm Endingler göze alınacaktır güzel uzun bir inceleme olacak arkanıza rastlanın ve okumaya başlayın
Spoiler uyarısı tabi ki oyunu oynamadıysanız gidin oynayın ve gelin öyle okuyun
3
2
1
BAŞLADI

Konu:

Clock Tower: The First Fear oyunu Jennifer Simpson isimli Kızımızın ve Ana Karakterimizin Ahem bir Malikaneye ''Mary Barrows'' isimli Hatun Tarafından götürülmesini anlatıyordur yani tek değil tabi ki yanın da arkadaşları var bunlar ise Anne Lotte Laura Harrington isimli kişilerdir Malikaneye geldikleri zaman önce tatlı tatlı yerleşme yapmışlardır güzel bir güzel kız sohbeti ediyorlardır Sonra Ana Karakter Jennifer arkadaşlarının isteği ile Mary bulmaya gider fakat gider iken Elektrik kesilir Jennifer arkadaşlarının olduğu odaya hemen geri döner ama onların yok olduklarını fark eder bunun bir şaka olduğunu düşünür ama olmadığını bir kaç dakika sonra fark edecektir Çünkü Kendisi Elin de Büyük bir Makas Tutan bir Seri Katil Tarafından Kovalanmaya başlar
Evet senaryo bu
ne kadar iyi sorgulanabilir ama kesinlikle iyi işlendiğine söyleyebilirim ve bazı hikayelerin acayip iyi olması gerekmez arkadaşlar karakterlerinin atmosferinin iyi işlenmesi olması onu kurtarabilir
Clock Tower ise bunun en güzel örneklerinden birisi öncellikle Clock Tower öyle 1 tane Katilden kaçtığınız bir oyun değil için de bir Sürü Villain barındıran bir oyun eğer bir ana Villain mevcut değil hatta sizi makas ile kovalayan ana villain gibi gözüken kişi ana villain bile değil ana villain kim diye sorar iseniz mevcut mu onu bile bilmem ama bir seçim yapmak gerekseydi Bayan Mary olurdu evet kendisi Ana Villain neden der iseniz Hikaye Göre doğurduğu iki tane oğlunun annesi oydu ve onları öldürmeye teşvik eden de oydu anlattıklarımın hepsini oyun da hikaye ilerledikçe öğreniyorsunuz ve oyun da öğrenilecek çok şey var ana karakteriniz kişiliği oyun da yaptığınız eylemler ile açığa çıkıyor ve fark ediyorsunuz ki Clock Tower seri katilden kaçan ergen bir kızı anlatmıyor karakterlerin kişiliği ve gerçekten de çözülmeyi bekleyen bir Hikayesi mevcut
Öncellikle her karakterin ayrı bir kişiliği olduğunu söylemek kolay
oyun da yaptığınız eylemlere göre çoğu karakterin kişiliği değişiyor
Mesela en güzel Örneği Mary
Kendisi Oyunun gidişatına göre siz nasıl seçimler yapar iseniz ona göre davranıyor ve kişiliği de ona göre değişiyor
bazen masum gibi davranan bir kadın gibi görünebiliyor iken başka bir oynayış şeklin de sizi öldürmeye çalışan deli bir anne ya da başka bir oynanış şeklin de size ihanet ederek öldüren bir anne ya da başka bir ending de ise size uyku ilacı vererek sonra ise sizi öldüren deli bir anne
değişiyor da değişiyor be
demeye çalıştığım Clock Tower kesinlikle hikayesi bol sürprizler ile dolu her karakterin kişiliğinin davranışlarının size göre değiştiği hikaye temalı bir oyun
çıktığı zamana göre ise de başardığı iş ''sanat esiri'' sayılabilecek kadar da iyi tekrardan dediğim gibi belirli bir kişiliğe ya da davranışa sahip karakterler mevcut değil bu oyun da çoğu karakterin kişiliğini nasıl hayatta kalacağını nasıl davranışlar da bulunacağını falan siz beliriyorsunuz arkadaşlar Clock Tower hikaye açısından acayip başarılı bir oyun
şimdi Hikaye en azıdan Şimdilik bir kenara koyalım ve Gameplay geçelim

Oynanış:

Clock Tower: The First Fear Click and point temalı bir hayatta kalma oyunu evet basit bir Gameplay sahip ama gameplay küçümsemeyin hatta küçümsemeyeceğiniz son şey olsun bu oyunun Gameplay detaylar ve harika keşfedilmeyi bekleyen şeyler ile dolu açıklamama izin verin Clock tower oynayabileceğiniz en iyi detaylı oyunlardan birisi öncellikle hikaye gibi yaptığınız oynanış şekli durmadan değişiyor şöyle açıklayayım bir kere oyun da öldüm ve oyunu tamamen resetledim
bir baktım hayda odaların yeri değişmiş odaların yeri farklı yerler de
bir zaman ise oyun da gezinir iken kutudan katil çıkıyordu bir zaman ise kutudan katil yerine bir kedi çıkıyor
bir zaman ise de oyunun size ilk başlar da kutu da almanızı istediğiniz anahtar tamamen başka yerlere taşınıyor
bir zaman ise yerler tamamen random kırılabiliyor ve ani ölüme sebep olabiliyor
bir zaman ise katil hiç beklenmedik yerlerden çıkabiliyor ve size saklanacak yer bırakmayabiliyor
bir zaman ise aynaya baktığınız da bir el sizi tutuyor ve daha oyunun ilk başların da ölebiliyorsunuz
neler var neler
demeye çalıştığım şey Clock tower kesinlikle harika tekrar oynanmaya değer bir Gameplay sunuyor ne yapar iseniz yapın değişik sonuçlar alacaksınız
ve bu da oyunu tekrar oynamanız için o farklı tüm sonları almak için bir sebep yaratıyor
90lar da ve 80ler de bu kadar detaylı bir gameplay görmek zor o yüzden yaptığı işi sonuna kadar taktir ediyorum
arkadaşlar ben oyunlara tekrar zor bakarım oyun bana gerçekten o oyunu tekrar oynamak için bir sebep sunmuyor ise
Eee Clock tower bunu harika bir şekil de sunuyor
öpün başınızı üstüne koyun
bilmenizi isteyeceğim şey Clock tower da sıkılmanız tekrar oynadığınız da bile zor bir sonra ki oynayışınıza kıyasla acayip garip ve değişik şeyler olacaktır hatta bazen Random ölümlere bile sebep açabilir
bu yüzden hazırlanın aynı zaman da oyun da kurtarabileceğiniz kişiler falan filan yaptığınız seçimlere doğru değiştiğini de belirteyim
bu da işte tekrar oynamanız için farklı harika bir sebep daha
neler var lan neler lan
helal olsun ve bu elde bahsetmeden de geçemeyeceğim bu oyun da bir çan doldurma sistemi var ve bu da Dark Souls da ki gibi oyun da oturmanız ve bir süre beklemeniz lazım bunu yapar iken makaslı katil abinin ya da mary ablanın gelmediğinden emin ol ve evet baya bir süre istiyor
oyun bunu size söylemediği için Kesinlikle söylemem lazımdı
şimdi oyunun zorluğundan biraz bahsedeyim ve Zorluk Kategorisine geçelim

Zorluk:

evet Clock Tower: The First Fear baya bir rage quit geçirmeniz gereken bir oyun
Katile karşı yakalanır iseniz kaçmanız öncellikle mümkün ama bu hiç de hiç kolay olmayacaktır tuşlara abanmaya elinizden geldikçe hazır olun
çünkü abanmaz iseniz abartmıyorum %90 katil sizi yakalayacak demektir
ben bir ara o kadar basıyorum niye hala beni yakalıyor dedim ve fark ettim ki baya baya abanmam lazımmış tuşa
valla en ufak bir yavaşlama da gidersiniz söyleyeyim
aynı zaman da oyunun pc portun da bir save sistemi de yok onu da söyleyeyim
evet şu an da ''NE?'' diye kalıyor olabilirsiniz ama bildiğim kadarıyla save sistemi sadece konsol portların da var
Yani oyunu Emulator ile oynamanızı tercih ederim
ha rage quit geçiririm olur biter diyor iseniz karışamam tabi bu oyun rage quit geçirmek için ideal
aynı zaman da oyunun ilk başların da çok fazla ölür iseniz şaşırmayın çünkü Makaslı katil abimiz emin olun ki hiç beklemediğiniz yerlerden çıkacaktır
saklanıp kendisinin bir süre çıkmasını falan engellemeniz mümkün gerçi
ama her şekil de geri dönecektir ve bazen oyun size kurtarma şansını %3 gibi bir şekil de sunuyor
o yüzden hazırlanın çok kez öleceksiniz
baya baya öleceksiniz
kesinlikle daha zor eski oyunlar oynadım
ama Clock Tower hafife alınacak bir oyun da kesinlikle değil özellikle ilk oynaşınız ise
he bu elde oyunun zorluğunun yine oyunu oynama şeklinize göre değiştiğini söyleyeyim cidden cidden de öyle
helal olsun harbi lan
HELAL OLSUN
HELAL LAN
Ahem
Şimdi ise oyunun Korkunç olup olmadığı kısmına geçelim!

Ne Kadar Korkunç Bilader?:

Evet Clock tower bir korku oyunu tabi ki
slasher türü korlu oyunu ve başarıyor abi başarıyor zamanını aldırmayın Clock Tower sizleri Jumpscare ile korkutmayı bırakın Jumpscare yapmıyor bile Clock tower sizleri gerilim havasını atmosferi ile korkutmaya çalışıyor Özellikle Müzikleri ile
oyunu son ses kulaklık ile oynar iseniz ki öyle oynayın atmosferin ne kadar iyi olduğunu fark etmeniz için fark edeceksiniz ki Clock Tower gerçekten atmosferi ve müzikleri o kadar da iyi yapıyor ki 2020 de bile hafife asla alınmayacak atmosfere ve müziklere sahip
katillerin çıkıp çıkmaması dediğim gibi sizin oynayış şekliniz de bağlı olduğu için katil buradan çıkacak mı düşüncesine kaptırıp çıktığı zaman da gerilimi acayip iyi yaşarsınız
hatta bazen öyle beklenmedik anda çıkar ki gerilimi ve korkuyu damarlarınız da hissedersiniz
Clock Tower korku gerilim atmosfer müzikler hepsini yeterli ve fazla şekil de veriyor,
kesinlikle oyunu oynamanız için farklı sebeplerden birisi
şimdi en önemli ve Son Kategoriye geçelim Tüm Sonlar
hadi bakalım

Sonlar Nasıl?:

öncellikle oyun da dokuz tane ending var
Bunlar harfler ile şöyle sıralanmış oyun da ve hepsini size anlatayım
Ending S: Ana Karakterimiz yaptığı bir ses sayesin de Makaslı seri katil abimizin ölmesine sebep açıyor ve Mary ise kargalar tarafından saldırıya uğradığı zaman Ana karakterimiz onu kurtarmaya çalışsa bile Mary de düşüp ölüyor artık Anne mi Laura mı seçersiniz bilmiyorum ama ikisinden birisi Ana karakterimiz ile birlikte kurtuluyor ve kaçıp gidiyorlar
Ending A: Bu ending de neredeyse aynı olaylar oluyor ana karakterimiz makaslı seri katili öldürüyor fakat bu sefer Anne ile Laura kimi kurtarır iseniz fark etmez Mary tarafından aşağı yitilerek öldürüyor Ana Karakterimiz Mary ile bir savaş veriyor Mary Ana karakterimiz tarafından yeniliyor ve aşağı düşerek ölüyor Ana karakterimiz hayatta kalan tek kişi olmuş oluyor
Ending B: herkes ölmüş halde Ana karakterimiz Seri katili tekrar öldürüyor ve bu sefer Mary ise tam ana karakterimizi başarılı şekil de öldürmeye başaracak iken Mary onu Elektrik sayesin de öldürüyor ve Ana karakterimiz tek başına kaçıyor
Ending C: Ana Karakterimizi Çıkışa yakın bir yer de Mary karşılıyor herkes yine ölmüş durum da Ana karakterimiz Mary ile bir savaşa giriyor ve yenilip yere düşüyor Ana karakterimiz merdivenlerden tırmanıyor fakat Mary de onun peşin de geliyor ana karakterimiz Mary aşağı atıyor ve Mary ölüyor daha sonra seri katili tekrardan düşürerek öldürüyor
Ending D: ana karakterimiz bu sefer bayan Mary seri katil olduğunun farkın da değil ve kurtulduğunu sanarak herkes ölmüş durum da ona sarılmaya gidiyor Mary bıçak çıkartıyor ve ana karakterimizi başarılı şekil de öldürüyor VİLLAİN KAZANDI HAHAHAHAHA.... Villain kazandığı zaman sevinirim hani.... bu ending de baya iyi... NE VAR LAN İŞTE VİLLAİNLAR DA KAZANMAYI HAK EDİYOR
Ending E: Ana karakterimiz bu sefer asansör de üçüncü düğmeye basıyor fakat Asansör başka tarafa gidiyor ışıklar kapanıyor ve makaslı abimiz Mary öldürüyor VE VİLLAİNLAR YİNE KAZANIYOR
Ending F: ana karakterimiz bir tane mağaraya giriyor ve mağara yıkılmaya başladığı zaman asansöre biniyor fakat asansör de onu seri katilin beklediğini fark etmiyor ve asansör de ne yapar ise yapsın seri katil tarafından yeniliyor ve öldürülüyor YİNE VİLLAİN KAZANIYOR İŞTE BU!
Ending G: Ana Karakterimiz araba ile herkesin öldüğüne tanık olduktan sonra kaçıyor ve üç gün sonra evin de ''nedeni'' belirtilmeyen bir şekil de ölü bulunuyor Yine Villianlar kazanıyor (Doğrulandığı Üzere Mary tarafından öldürülmüş kendisi)
Ending H: Yine aynısı fakat bu sefer arabanın arkasından MAKASLI SERİ KATİL ABİMİZ ÇIKIYOR VE BU SEFER ÖLDÜRÜLME SEBEBİ BELLİ OLUYOR
Evet tamamen Farklı Endingler
Şimdi Sonuç Kısmına Gelelim

Sonuç:

Çıktığı yıla göre acayip iyi bir iş çıkartan ve benim çok sevdiğim seri katil temasını acayip iyi yansıtmayı başaran çok iyi hikaye sahip olan oyunu oynamam için üst de bahsettiğim üzere bir sürü sebep sunan bir sürü sonu olması ve acayip korkunç olmasını sayar isek Clock Tower: The First Fear benim için bir sanat esiridir

10

Okuduğunuz için Teşekkürler

submitted by bglfpig to veYakinEvren [link] [comments]


2020.09.20 01:48 bglfpig Clock Tower: The First Fear İnceleme

Seri Katilden kaçma Temasını sever misiniz?
Yani Slasher Diyorum Ben Bayılırım evet
Ne Kadar Klişeler ile dolu olsa bile ergenlerin ya da direkten yetişkinlerin ya da bir kişinin yenilemez bir katil tarafından kovalanmasını izlemek bana hep zevk verdi
bu türü harika veren filmler mevcuttu
Friday the 13th
Halloween
Peeping Tom
Child's play
Scream
Cabin in the woods
Nightmare on Elm Street
Teksas da katliam
Falan Filan say say bitmez
oyunlar açısından da neler var bakalım
popüler olanları sayalım en azıdan evet bir sürü Slasher Türü oyun var ama biz çok bilinenleri sayalım
Until Dawn
Nightcry
remothered tormented fathers
Haunting Grounds
AMA ÖZELLİKLE BUNLARA DOĞUŞ KAYNAĞI OLMUŞ OLAN
Clock Tower: The First Fear
bu oyun hakkın da ne diyebilirim ki? bir sanat esiri mi? yoksa sanat esiri olmaya yaklaşan oyunlardan birisi mi?
hala bile emin değilim ama bunun sebebi ne diye sorar isen Clock Tower bir şeyi başarıyor ki zamanına göre kesinlikle taktir edilmeli
Oyun Size Bir Sürü Ending sunuyor ve çoğu farklı mesela birisini kurtarıyorsunuz ama bir ending de birisi ölüyor ya da bir ending de baya kişiyi kurtarabiliyorsunuz ama bir ending de o olmuyor ya da bir ending de bir villain ekstradan öldürebiliyorsunuz ya da bir kaç ending de ana karakteriniz ölüyor
saydıklarımın hepsini yapıyoruz
ve 1992 de çıkmış bir oyun için bu gerçekten takdir edilebilir ve türünün en iyi örneği bile sayılabilir
Clock Tower: The First Fear sanat esiri mi değil mi? hadi gelin soruyu öğrenelim
Öncellikle bu İnceleme de Tüm Endingler göze alınacaktır güzel uzun bir inceleme olacak arkanıza rastlanın ve okumaya başlayın
Spoiler uyarısı tabi ki oyunu oynamadıysanız gidin oynayın ve gelin öyle okuyun
3
2
1
BAŞLADI

Konu:

Clock Tower: The First Fear oyunu Jennifer Simpson isimli Kızımızın ve Ana Karakterimizin Ahem bir Malikaneye ''Mary Barrows'' isimli Hatun Tarafından götürülmesini anlatıyordur yani tek değil tabi ki yanın da arkadaşları var bunlar ise Anne Lotte Laura Harrington isimli kişilerdir Malikaneye geldikleri zaman önce tatlı tatlı yerleşme yapmışlardır güzel bir güzel kız sohbeti ediyorlardır Sonra Ana Karakter Jennifer arkadaşlarının isteği ile Mary bulmaya gider fakat gider iken Elektrik kesilir Jennifer arkadaşlarının olduğu odaya hemen geri döner ama onların yok olduklarını fark eder bunun bir şaka olduğunu düşünür ama olmadığını bir kaç dakika sonra fark edecektir Çünkü Kendisi Elin de Büyük bir Makas Tutan bir Seri Katil Tarafından Kovalanmaya başlar
Evet senaryo bu
ne kadar iyi sorgulanabilir ama kesinlikle iyi işlendiğine söyleyebilirim ve bazı hikayelerin acayip iyi olması gerekmez arkadaşlar karakterlerinin atmosferinin iyi işlenmesi olması onu kurtarabilir
Clock Tower ise bunun en güzel örneklerinden birisi öncellikle Clock Tower öyle 1 tane Katilden kaçtığınız bir oyun değil için de bir Sürü Villain barındıran bir oyun eğer bir ana Villain mevcut değil hatta sizi makas ile kovalayan ana villain gibi gözüken kişi ana villain bile değil ana villain kim diye sorar iseniz mevcut mu onu bile bilmem ama bir seçim yapmak gerekseydi Bayan Mary olurdu evet kendisi Ana Villain neden der iseniz Hikaye Göre doğurduğu iki tane oğlunun annesi oydu ve onları öldürmeye teşvik eden de oydu anlattıklarımın hepsini oyun da hikaye ilerledikçe öğreniyorsunuz ve oyun da öğrenilecek çok şey var ana karakteriniz kişiliği oyun da yaptığınız eylemler ile açığa çıkıyor ve fark ediyorsunuz ki Clock Tower seri katilden kaçan ergen bir kızı anlatmıyor karakterlerin kişiliği ve gerçekten de çözülmeyi bekleyen bir Hikayesi mevcut
Öncellikle her karakterin ayrı bir kişiliği olduğunu söylemek kolay
oyun da yaptığınız eylemlere göre çoğu karakterin kişiliği değişiyor
Mesela en güzel Örneği Mary
Kendisi Oyunun gidişatına göre siz nasıl seçimler yapar iseniz ona göre davranıyor ve kişiliği de ona göre değişiyor
bazen masum gibi davranan bir kadın gibi görünebiliyor iken başka bir oynayış şeklin de sizi öldürmeye çalışan deli bir anne ya da başka bir oynanış şeklin de size ihanet ederek öldüren bir anne ya da başka bir ending de ise size uyku ilacı vererek sonra ise sizi öldüren deli bir anne
değişiyor da değişiyor be
demeye çalıştığım Clock Tower kesinlikle hikayesi bol sürprizler ile dolu her karakterin kişiliğinin davranışlarının size göre değiştiği hikaye temalı bir oyun
çıktığı zamana göre ise de başardığı iş ''sanat esiri'' sayılabilecek kadar da iyi tekrardan dediğim gibi belirli bir kişiliğe ya da davranışa sahip karakterler mevcut değil bu oyun da çoğu karakterin kişiliğini nasıl hayatta kalacağını nasıl davranışlar da bulunacağını falan siz beliriyorsunuz arkadaşlar Clock Tower hikaye açısından acayip başarılı bir oyun
şimdi Hikaye en azıdan Şimdilik bir kenara koyalım ve Gameplay geçelim

Oynanış:

Clock Tower: The First Fear Click and point temalı bir hayatta kalma oyunu evet basit bir Gameplay sahip ama gameplay küçümsemeyin hatta küçümsemeyeceğiniz son şey olsun bu oyunun Gameplay detaylar ve harika keşfedilmeyi bekleyen şeyler ile dolu açıklamama izin verin Clock tower oynayabileceğiniz en iyi detaylı oyunlardan birisi öncellikle hikaye gibi yaptığınız oynanış şekli durmadan değişiyor şöyle açıklayayım bir kere oyun da öldüm ve oyunu tamamen resetledim
bir baktım hayda odaların yeri değişmiş odaların yeri farklı yerler de
bir zaman ise oyun da gezinir iken kutudan katil çıkıyordu bir zaman ise kutudan katil yerine bir kedi çıkıyor
bir zaman ise de oyunun size ilk başlar da kutu da almanızı istediğiniz anahtar tamamen başka yerlere taşınıyor
bir zaman ise yerler tamamen random kırılabiliyor ve ani ölüme sebep olabiliyor
bir zaman ise katil hiç beklenmedik yerlerden çıkabiliyor ve size saklanacak yer bırakmayabiliyor
bir zaman ise aynaya baktığınız da bir el sizi tutuyor ve daha oyunun ilk başların da ölebiliyorsunuz
neler var neler
demeye çalıştığım şey Clock tower kesinlikle harika tekrar oynanmaya değer bir Gameplay sunuyor ne yapar iseniz yapın değişik sonuçlar alacaksınız
ve bu da oyunu tekrar oynamanız için o farklı tüm sonları almak için bir sebep yaratıyor
90lar da ve 80ler de bu kadar detaylı bir gameplay görmek zor o yüzden yaptığı işi sonuna kadar taktir ediyorum
arkadaşlar ben oyunlara tekrar zor bakarım oyun bana gerçekten o oyunu tekrar oynamak için bir sebep sunmuyor ise
Eee Clock tower bunu harika bir şekil de sunuyor
öpün başınızı üstüne koyun
bilmenizi isteyeceğim şey Clock tower da sıkılmanız tekrar oynadığınız da bile zor bir sonra ki oynayışınıza kıyasla acayip garip ve değişik şeyler olacaktır hatta bazen Random ölümlere bile sebep açabilir
bu yüzden hazırlanın aynı zaman da oyun da kurtarabileceğiniz kişiler falan filan yaptığınız seçimlere doğru değiştiğini de belirteyim
bu da işte tekrar oynamanız için farklı harika bir sebep daha
neler var lan neler lan
helal olsun ve bu elde bahsetmeden de geçemeyeceğim bu oyun da bir çan doldurma sistemi var ve bu da Dark Souls da ki gibi oyun da oturmanız ve bir süre beklemeniz lazım bunu yapar iken makaslı katil abinin ya da mary ablanın gelmediğinden emin ol ve evet baya bir süre istiyor
oyun bunu size söylemediği için Kesinlikle söylemem lazımdı
şimdi oyunun zorluğundan biraz bahsedeyim ve Zorluk Kategorisine geçelim

Zorluk:

evet Clock Tower: The First Fear baya bir rage quit geçirmeniz gereken bir oyun
Katile karşı yakalanır iseniz kaçmanız öncellikle mümkün ama bu hiç de hiç kolay olmayacaktır tuşlara abanmaya elinizden geldikçe hazır olun
çünkü abanmaz iseniz abartmıyorum %90 katil sizi yakalayacak demektir
ben bir ara o kadar basıyorum niye hala beni yakalıyor dedim ve fark ettim ki baya baya abanmam lazımmış tuşa
valla en ufak bir yavaşlama da gidersiniz söyleyeyim
aynı zaman da oyunun pc portun da bir save sistemi de yok onu da söyleyeyim
evet şu an da ''NE?'' diye kalıyor olabilirsiniz ama bildiğim kadarıyla save sistemi sadece konsol portların da var
Yani oyunu Emulator ile oynamanızı tercih ederim
ha rage quit geçiririm olur biter diyor iseniz karışamam tabi bu oyun rage quit geçirmek için ideal
aynı zaman da oyunun ilk başların da çok fazla ölür iseniz şaşırmayın çünkü Makaslı katil abimiz emin olun ki hiç beklemediğiniz yerlerden çıkacaktır
saklanıp kendisinin bir süre çıkmasını falan engellemeniz mümkün gerçi
ama her şekil de geri dönecektir ve bazen oyun size kurtarma şansını %3 gibi bir şekil de sunuyor
o yüzden hazırlanın çok kez öleceksiniz
baya baya öleceksiniz
kesinlikle daha zor eski oyunlar oynadım
ama Clock Tower hafife alınacak bir oyun da kesinlikle değil özellikle ilk oynaşınız ise
he bu elde oyunun zorluğunun yine oyunu oynama şeklinize göre değiştiğini söyleyeyim cidden cidden de öyle
helal olsun harbi lan
HELAL OLSUN
HELAL LAN
Ahem
Şimdi ise oyunun Korkunç olup olmadığı kısmına geçelim!

Ne Kadar Korkunç Bilader?:

Evet Clock tower bir korku oyunu tabi ki
slasher türü korlu oyunu ve başarıyor abi başarıyor zamanını aldırmayın Clock Tower sizleri Jumpscare ile korkutmayı bırakın Jumpscare yapmıyor bile Clock tower sizleri gerilim havasını atmosferi ile korkutmaya çalışıyor Özellikle Müzikleri ile
oyunu son ses kulaklık ile oynar iseniz ki öyle oynayın atmosferin ne kadar iyi olduğunu fark etmeniz için fark edeceksiniz ki Clock Tower gerçekten atmosferi ve müzikleri o kadar da iyi yapıyor ki 2020 de bile hafife asla alınmayacak atmosfere ve müziklere sahip
katillerin çıkıp çıkmaması dediğim gibi sizin oynayış şekliniz de bağlı olduğu için katil buradan çıkacak mı düşüncesine kaptırıp çıktığı zaman da gerilimi acayip iyi yaşarsınız
hatta bazen öyle beklenmedik anda çıkar ki gerilimi ve korkuyu damarlarınız da hissedersiniz
Clock Tower korku gerilim atmosfer müzikler hepsini yeterli ve fazla şekil de veriyor,
kesinlikle oyunu oynamanız için farklı sebeplerden birisi
şimdi en önemli ve Son Kategoriye geçelim Tüm Sonlar
hadi bakalım

Sonlar Nasıl?:

öncellikle oyun da dokuz tane ending var
Bunlar harfler ile şöyle sıralanmış oyun da ve hepsini size anlatayım
Ending S: Ana Karakterimiz yaptığı bir ses sayesin de Makaslı seri katil abimizin ölmesine sebep açıyor ve Mary ise kargalar tarafından saldırıya uğradığı zaman Ana karakterimiz onu kurtarmaya çalışsa bile Mary de düşüp ölüyor artık Anne mi Laura mı seçersiniz bilmiyorum ama ikisinden birisi Ana karakterimiz ile birlikte kurtuluyor ve kaçıp gidiyorlar
Ending A: Bu ending de neredeyse aynı olaylar oluyor ana karakterimiz makaslı seri katili öldürüyor fakat bu sefer Anne ile Laura kimi kurtarır iseniz fark etmez Mary tarafından aşağı yitilerek öldürüyor Ana Karakterimiz Mary ile bir savaş veriyor Mary Ana karakterimiz tarafından yeniliyor ve aşağı düşerek ölüyor Ana karakterimiz hayatta kalan tek kişi olmuş oluyor
Ending B: herkes ölmüş halde Ana karakterimiz Seri katili tekrar öldürüyor ve bu sefer Mary ise tam ana karakterimizi başarılı şekil de öldürmeye başaracak iken Mary onu Elektrik sayesin de öldürüyor ve Ana karakterimiz tek başına kaçıyor
Ending C: Ana Karakterimizi Çıkışa yakın bir yer de Mary karşılıyor herkes yine ölmüş durum da Ana karakterimiz Mary ile bir savaşa giriyor ve yenilip yere düşüyor Ana karakterimiz merdivenlerden tırmanıyor fakat Mary de onun peşin de geliyor ana karakterimiz Mary aşağı atıyor ve Mary ölüyor daha sonra seri katili tekrardan düşürerek öldürüyor
Ending D: ana karakterimiz bu sefer bayan Mary seri katil olduğunun farkın da değil ve kurtulduğunu sanarak herkes ölmüş durum da ona sarılmaya gidiyor Mary bıçak çıkartıyor ve ana karakterimizi başarılı şekil de öldürüyor VİLLAİN KAZANDI HAHAHAHAHA.... Villain kazandığı zaman sevinirim hani.... bu ending de baya iyi... NE VAR LAN İŞTE VİLLAİNLAR DA KAZANMAYI HAK EDİYOR
Ending E: Ana karakterimiz bu sefer asansör de üçüncü düğmeye basıyor fakat Asansör başka tarafa gidiyor ışıklar kapanıyor ve makaslı abimiz Mary öldürüyor VE VİLLAİNLAR YİNE KAZANIYOR
Ending F: ana karakterimiz bir tane mağaraya giriyor ve mağara yıkılmaya başladığı zaman asansöre biniyor fakat asansör de onu seri katilin beklediğini fark etmiyor ve asansör de ne yapar ise yapsın seri katil tarafından yeniliyor ve öldürülüyor YİNE VİLLAİN KAZANIYOR İŞTE BU!
Ending G: Ana Karakterimiz araba ile herkesin öldüğüne tanık olduktan sonra kaçıyor ve üç gün sonra evin de ''nedeni'' belirtilmeyen bir şekil de ölü bulunuyor Yine Villianlar kazanıyor (Doğrulandığı Üzere Mary tarafından öldürülmüş kendisi)
Ending H: Yine aynısı fakat bu sefer arabanın arkasından MAKASLI SERİ KATİL ABİMİZ ÇIKIYOR VE BU SEFER ÖLDÜRÜLME SEBEBİ BELLİ OLUYOR
Evet tamamen Farklı Endingler
Şimdi Sonuç Kısmına Gelelim

Sonuç:

Çıktığı yıla göre acayip iyi bir iş çıkartan ve benim çok sevdiğim seri katil temasını acayip iyi yansıtmayı başaran çok iyi hikaye sahip olan oyunu oynamam için üst de bahsettiğim üzere bir sürü sebep sunan bir sürü sonu olması ve acayip korkunç olmasını sayar isek Clock Tower: The First Fear benim için bir sanat esiridir

10

Okuduğunuz için Teşekkürler
submitted by bglfpig to kiziliksir [link] [comments]


2020.09.12 02:16 fragmanlife iki dev isim menajerimi arada karsi karsiya

Star TV’nin bu sezona damga vuracak dizisi Menajerimi Ara’da konuk olacak iki isim karşı karşıya geldi. hem güldüren hem eğlendiren yönleriyle menajerimi Ara bu salı ekranda.
Dizi ve filmlerde oynayan ünlülerin hayatlarını mercek altına alan Menajerimi Ara dizinin ilk bölümü yayınlandı ve çok beğenildi. Format gereği her bölüme bir ünlünün konuk olacağı Menajerimi Ara’da iki dev isim karşı karşıya geliyor. Star Tv’de yayınlanması için Ay Yapım tarafından hazırlanan ve Call My Agent adlı diziden uyarlama olan Menajerimi Ara’da yer alacak iki dev isim kimler ve ne için karşı karşıya gelecekler? İşte dizi severlerin merak ettiği konu ve konuklar haberimizde. Şimdi detaylar
İki dev isim Menajerimi Ara'da karşı karşıya! Star TV’nin bu sezona damga vuracak dizisi Menajerimi Ara’da konuk olacak iki isim çekimleri tamamladı. Birbirinden usta oyuncuların görev yaptığı diziyi Ali Bilgin yönetirken senaryo Yeşim Çıtak ve Yelda Eroğlu ikilisine emanet. Barış Falay, Canan Ergüder, Fatih Artman, Ahsen Eroğlu, Denizcan Aktaş ve Ayşenil Şamlıoğlu gibi birbirinden usta oyuncuların görev yaptığı dizide Nükhet Duru ve Nebahat Çehre karşı karşıya gelecek ve kıyasıya rekabet edecek. Eski ama unutulmayan iki usta oyuncu, dizideki menajerlerine kök söktürürken ekran başındakileri hem güldürecek hem de düetleriyle heyecanlandıracak.
Bir yanda Nükhet Duru, diğer yanda Nebahat Çehre! Bir zamanlar sanat dünyasını kasıp kavuran Nükhet Duru ve Nebahat Çehre, bu sefer kozlarını ‘Menajerimi Ara’da paylaşacak. Çekimlere az bir süre kala başrol oyunculuğunu kabul etmeyen Nebahat Çehre, dizide menajeri Feris’i herkese alay konusu yapmıştır. Aynı projeye Nükhet Duru’nun önerilmesi ikili arasında çok eski tarihlerden kalma defterlerin açılmasına yol açar ve eğlence de burada başlar. Birbirine küs olan hatta zaman zaman sahnede rakip iki oyuncuyu canlandıran Duru ve Çehre’nin karşı karşıya geldiği anlar izleyiciyi ekrana bağlayacak. Bölümün sonlarına barışıp düet yaptıkları anlar ise bölümü unutulmaz sahnelere dahil edecek. Yönetmen koltuğunda ise Ali Bilgin’in oturduğu ‘Menajerimi Ara’, her Salı akşamı saat 20.00’de Star TV ekranlarında. Keyifli seyirler
Menajerimi Ara’nın Konusu Ne? Star Tv ekranlarında ilk bölümü geçen hafta yayınlanan ve Ay Yapım imzasını taşıyan uyarlama dizi Menajerimi Ara izleyiciye ünlülerin büyülü dünyasını izlettiriyor. Call My Agent adlı diziden uyarlama olan Menajerimi Ara dizisi ünlü isimlerin ve onların menajerlerinin yaşadığı stresli ve yer yer komik hayatları ekrana taşıyor. Ünlü isimlerin yaşadığı ışıltılı dünyada neler yaşadıkları içten ve yalın bir kurguyla ele alınıyor. Sıralı bölümler yerine tek bölümlük olan dizinin her bölümüne bir veya birkaç ünlü konuk olarak katılıyor. Yasak Elma Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Yeni Fragmanlar Sesli Chat Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Sefirin Kızı Fragman Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz Fragman Baraj Fragman Ramo Fragman Doğduğun Ev Kaderindir Fragman Babil Fragman Zümrüdüanka Fragman Savaşçı Fragman Survivor Fragman Bay Yanlış Fragman Sen Çal Kapımı Fragman İyi Günde Kötü Günde Fragman Arıza Fragman Menajerimi Ara Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2020.08.29 17:33 alimirzayef Kulak ağrısı

Kulak Enfeksiyonları: Kulak Ağrısının Yaygın Bir Nedeni
Yüzücü kulağı (otitis eksterna), dış kulak kanalında hafif rahatsızlık, artan ağrı veya şiddetli ağrıya neden olabilen bir enfeksiyondur. (7) Genellikle yüzdükten sonra kulağınızda kalan ve bakteri üremesini kolaylaştıran nemli bir ortam oluşturan sudan kaynaklanır. Kulaklarınıza parmak, pamuklu çubuk veya başka nesneler koymak da kulak kanalınızı kaplayan ince deri katmanına zarar vererek yüzücünün kulağına neden olabilir.
Kulak ağrısı nasıl geçer? Kulak ağrısına iyi gelen şeyler.
Otitis media, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde kulak ağrısına neden olabilen orta kulak enfeksiyonudur. (3) Ağrı şiddetli ise teşhis ve tedavi için doktorunuzu arayın.

Yırtık Kulak Zarı Nedir?
Yırtılmış bir kulak zarı, kulak kanalınızı orta kulağınızdan ayıran dokuda bir delik veya yırtıktır. (8) Kulak zarı yırtılmasının belirti ve semptomları şunları içerebilir:

Hızla geçebilen kulak ağrısı
Kulağınızdan mukus benzeri, irin dolu veya kanlı akıntı
İşitme kaybı
Kulağınızda çınlama (tinnitus)
Dönme hissi (vertigo)
Baş dönmesinden kaynaklanabilecek bulantı veya kusma
Yırtık kulak zarları, ciddi kafa yaralanmalarından, hava veya su basıncındaki değişikliklerden - örneğin tüplü dalışa gitmekten - orta kulak enfeksiyonlarından, kulağınızdaki yabancı cisimlerden ve daha az yaygın olarak yüksek seslerin etrafında olmasından kaynaklanabilir.

Yırtık kulak zarı işitme kaybına neden olabilir, ancak genellikle kayıp geçicidir.

Kulak Ağrısı ve Kulak Ağrısının Diğer Nedenleri
Uçakta seyahat ederken veya asansöre binerken olduğu gibi, hava basıncındaki ani değişiklikler nedeniyle birçok insan kulak ağrısı ve hafif işitme kaybı veya boğukluk yaşar. (9) Şaşırtıcı olsa da, bu tür kulak ağrısı geçicidir ve nadiren kalıcı işitme sorunlarına yol açar. Kulak ağrısının çabuk giderilmesi için sakız çiğnemeyi veya yutmayı deneyin.

Kulak kanalında oluşan aşırı kulak kiri de kulak ağrısına veya kulakta dolgunluk hissine neden olabilir. (10) Ancak, kulağınıza asla dirseğinizden daha küçük bir şey sokmamalısınız şeklindeki o eski söz hala geçerlidir: Kulaklarındaki kiri kulaktan pamuklu çubuklarla veya başka nesnelerle temizlemeye çalışan insanlar genellikle kulak kiri yerine daha derine ittirirler. kaldırmaktan daha fazla. Aşırı kulak kiri bir sağlık uzmanı tarafından teşhis edilmeli ve tedavi edilmelidir.

Sinüslerin ve burnun iç yüzeyindeki şişlik veya iltihaplanmanın neden olduğu sinüs enfeksiyonu (sinüzit) da kulak ağrısına neden olabilir. (11) Alerjiler, soğuk algınlığı ve toza veya dumana maruz kalma sinüzite neden olabilir. Sinüziti (ve kulak ağrısını) önlemek için soğuk algınlığı ve alerjileri mümkün olan en kısa sürede tedavi edin.

Çene kemiğinizi kafatasınıza bağlayan temporomandibular eklem (TME) bozuklukları, kulağınızın içinde ve çevresinde ağrılı ağrılara neden olabilir. (12)

Kulak ağrısı ve kulak ağrısının diğer nedenleri arasında şunlar bulunur:

Kulaktaki yabancı cisim
Kulağa sıkışan su
Diş apsesi (13)
Kulakta egzama (14 PDF)
Boğaz ağrısı (2)
Kulakta sabun veya şampuan
Kulak Ağrısı Tedavisi: OTC İlaçları, Damlalar ve Antibiyotikler
Kulak ağrısının tedavisi, altta yatan nedene bağlıdır. Kulak enfeksiyonundan kaynaklanan ağrıyı azaltmak için doktorunuz, Tylenol (asetaminofen) veya ibuprofen (Advil, Motrin) gibi reçetesiz satılan ilaçlar önerebilir. (15) Doktorunuz ayrıca kulak zarında delik veya yırtık olmadığı sürece ağrıyı hafifletmek için anestezik damlalar kullanmanızı tavsiye edebilir. Bazı araştırmalar antibiyotiklerin her zaman etkili bir tedavi olmayabileceğini öne sürse de, doktorunuz kulak enfeksiyonları için antibiyotik de yazabilir.

Kulak Ağrısını Tedavi Etmek İçin Her Zaman İlaç Gerekir mi?
Cleveland Clinic'e göre, ilaca ek olarak, kulak ağrısı ve kulak enfeksiyonları için de DIY tedavileri var. Bunlar şunları içerir: (16)

Sıcak veya soğuk kompresler. Etkilenen kulağa bir buz veya ısı paketi yerleştirin. Çok soğuk veya çok sıcak olmadığından emin olmak için bir havluya sarın.
Uyku pozisyonunuzu ayarlayın. Başınızı iki veya daha fazla yastık üzerinde dinlendirin, böylece etkilenen kulak vücudunuzun geri kalanından daha yüksek olur. Sol kulakta enfeksiyon varsa, sağ tarafınızda uyuyun ya da tam tersi.
Kulak Ağrısı Kendi Başına Gider mi?
Kulak ağrısı ve kulak enfeksiyonları genellikle kendiliğinden geçer. (3) Ancak aşağıdaki durumlarda doktorunuzu arayın: (2)

Çocuğunuzun yüksek ateşi, şiddetli ağrısı var veya kulak enfeksiyonunda normalden daha hasta görünüyor.
Çocuğunuzun baş dönmesi, baş ağrısı, kulak çevresinde şişlik veya yüz kaslarında güçsüzlük gibi semptomları var.
Şiddetli ağrı aniden durur (bu, kulak zarının yırtıldığını gösterebilir).
Belirtiler kötüleşir veya 24 ila 48 saat içinde düzelmez.
Önleme: Kulak Ağrısını Önlemek İçin İpuçları
Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerine (CDC) göre, bebeklerde ve çocuklarda kulak enfeksiyonlarıyla bağlantılı olan sigara içmeyin ve pasif içicilikten kaçının. (17) Tüm yabancı nesneleri kulaklarınızdan uzak tutun ve yüzdükten, duş aldıktan veya banyodan sonra kulaklarınızı dikkatlice kurulamak için her zaman zaman ayırın. Ayrıca yüzerken bone, kulak tıkacı takabilir veya özel olarak takılmış yüzme kalıpları kullanabilirsiniz.
submitted by alimirzayef to u/alimirzayef [link] [comments]


2020.08.23 16:39 alwaysiesta güzellik kavramının varlığı

güzellik kavramının varlığı
değerli anonlar insanlığın varlığından beri günümüze kadar kısa bir analiz yaptığımda ilk çağlarda en önemli şey ateş, su, yiyecek ve barınma gibi çok önemli ihtiyaçlar olmuştur kimse kimsenin
bu görselde görünen şahısın jewline, hunter eye area, hairline vsvs özelliklerine bakmıyordu
https://preview.redd.it/l836ydqcgri51.jpg?width=300&format=pjpg&auto=webp&s=0b3dfb342642821b7ef9ac96b4c389ff473e4b00
güçlü olmak veya iri olmak haricinde üst kısımda söylediğim şeyler kesinlikle diğer genlere veya düşünce yapısına işlemeyecek şeyler olarak devam etti


https://preview.redd.it/sgtso2xugri51.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=4917c12b429e205f2d734b09510ebb6a1903d2b9
1700 lü yıllara ait bir kaç erkek figürü resmedilmiş tamamen normal görünen günümüz durumunda ön plana çıkan hiçbir özellik görülmüyor (böyle düşünme sebebim günümüz dayatılması)


https://preview.redd.it/y4lon7y1hri51.jpg?width=520&format=pjpg&auto=webp&s=2e734ad0607b4d1a02c08d2e2fec96d7fe7e17b3
standart bir kadın çizimi yıl 1800 ya da o civarlar olabilir

https://preview.redd.it/bez59e06hri51.jpg?width=996&format=pjpg&auto=webp&s=f5b0f17a52f0a87703d8d8ee54bf6dd5f77c349f
ama günümüze geldiğimiz zaman tek söylenebilecek elde tutulan argüman şu olmalı ki ilk çağdan günümüze gelebilecek kalıntılar kişinin güçlü olması, yapılı olması, boyun uzun olması gibi faktörler ve 1500 den itibaren günümüze kişinin çok büyük bir devrim niteliğinde iş yapması kadın için çok çekici kılabilir ama yukarıda görüldüğü üzere 2000 ve sonrası için yahudinin dünyaya empoze ettiği kavramlar aynen şöyle oldu


https://preview.redd.it/xoverukphri51.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=3acd39d32f83e82040e60e096bb42bf37702cde0
o eski çağlardan günümüze gelmesi gerekli olan beyin düşüncemiz iri yapılı olmak, güçlü olmak, uzun olmak 0 landı solda ki gibi sıska olmak ama tamamen yüz hatlarının çok iyi olması neredeyse binlerce yıllık aklımızda olması gereken güç kavramını yok etti

https://preview.redd.it/3xjzrg81iri51.png?width=883&format=png&auto=webp&s=22c0189305baff2100fe5d892651b77dcb1ae4ab
keskin bir eye area demek kadınların resmen önünüzde eğilip size tapmasına sebep olacak düşünceleri insanlara aşıladılar, sağ tarafta ki gibiysen bir hiçsin.

https://preview.redd.it/v5zt3a08iri51.jpg?width=640&format=pjpg&auto=webp&s=88a4f6080d4f1aaf2057558c140b2d6bffd11e95
o eski çağlardan binli, bin beş yüzlü yıllarda jawline, eye area ne kadar önemli olabilirdi ki 1.67 timur 1.62 napolyon, 1.52 büyük iskender bunları çok iyi olduğu için mi saygı duyuluyordu tabii ki hayır.


https://preview.redd.it/7saqrjbliri51.jpg?width=720&format=pjpg&auto=webp&s=51b2a15398498e3e534cae6fcc04ba5f4dd990e8
artık kadınlar böyle, güzellik kavramı bu şekilde görülüyor tumblr, instagram vsvs çok beğenilmek estetikli burun, piercing, dudak ve göz boyalı sırf marka kıyafetler bunlar harici olan kızlar bile 5/10 altı erkeğe bakmaz

https://preview.redd.it/59xts2sdjri51.jpg?width=398&format=pjpg&auto=webp&s=8df40ea3ff3cf5923b52bd17c39fd9a54ca7d5dd
evet bu adam kesinlikle dünya tarihini baştan yaratmış biridir, çok büyük düşünürdür ya da, insanlara yol gösterme konusunda bir dehadır eski çağdan kalma güzellik algısı için belkide vucudu çok iyidir, boyu çok uzundur, savaşlar yönetmiş, tablolar çizmiştir ama hayır bu adam bunların hiçbirini yapmadı sadece annesinin karnında çene kemiği önde burnu iyi saçı iyi genlere sahip olarak çıkmış ve 20 sene sonra bütün kızların yahudinin oyunu ile vajinalarını sulandıran bir kişiliğe bürünmüş ve tipi sayesinde her yerde saygınlık görüp para kazanmıştır.
submitted by alwaysiesta to turkincel [link] [comments]


2020.08.02 13:59 suluQ Grubun boktanlığı hakkında biraz konuşmak istiyorum.

İlk olarak kimse gelip burada "hErşeYe 1 tAne MoD YetiŞmEye çAlışIyo" diyip duyar kasmaya çalışmasın ben hiç bi' moda veya lorda laf etmiyorum. Sadece gerçekleri söylüyorum.
Özellikle son 1-2 haftadır grup cidden çekilmez bi' hale geldi. Her şeye salak salak küfredenler, yarrak kürek meme atıp kendini mizahşör sananlar, 300 asır önceden kalma postlar atıp karma orospuluğu yapanlar falan derken grup boka döndü. Bunların yanına Burdurland ve Svish'den gelenler de girince işler iyice kötüleşti. Son olarak ta KGB'den yollarını ayıranlar ve grupta üreyen orospu çocukları da bu ortaya çıkan çorbanın tuzu biberi oldu.
Zamanında grubun gizliye alınması için pek çok kişi dil dökmüştü ama olmadı. Kendi aramızda bi' şeyler yapmayı denedik ama onlar da işe yaramadı. Keşke biraz olsun dinlenseydik ve grup gizliye alınsaydı. Belki o zaman çok başka şeyler konuşuyor olurduk.
Şimdi bazıları gelip "sEn Ne anLarSıN AmK Nwİ" diyecekler. Evet ben belki de bi amk nwiyim ama grubun girdiği bok çukurunu fark etmek için kimsenin yıllarını KGB'de harcamış olmasına gerek yok. Daha 2 hafta önce grupta gülüp eğlenen ben bile bugün eski neşemi bulamıyorum. Eminim benim gibi bu durumlardan şikayet eden çok kişi vardır.
Şimdiyse önümüzde 2 seçenek var:
1) Ya grup gizliye alınır ve grupta ki tüm orospu çocukları temizlenir. Böylece grup eski güzelliğine kavuşur.
2) Ya da hiç bi' şey yapılmaz ve grup bok çukurunun dibine girmeye devam eder.
Her neyse benim söyleyeceklerim bu kadar dı. Umarım grup eski güzel günlerine geri döner diyerek konuşmamı burada bitiriyorum. Kendinize iyi bakın dostlarım.
submitted by suluQ to KGBTR [link] [comments]


2020.07.25 11:15 Asusnur GRRM - 2001 Söyleşileri - 4

Bu çeviri @
7 Haziran 2020
Üstad Aemon hisar ve Gece gözcüleri için ayrı ayrı yemin etti. Diğerleri için de geçerli bir durum.
Dorne kadınları savaşır mı? Bazıları, evet. Örneğin KumYılanları. Ama bu bir kural değil. Nymeria bir savaş lideriydi ama bir savaşçı değildi - yani bir askerden çok bir komutandı.-
Yoksa Dorn’un“eşitliği” sadece en büyük oğul yerine en büyük çocuğun mirasçı olmasından ibaret mi? Bu en büyük olanı; ancak gelenekleri farklı, kadınlara başka şekillerde de daha fazla hak veriyorlar. Dorne’nin eşitlikçi bir toplum olmadığını söylemek… Ne münasebet?
Westerling’lerin Robb’a karşı komploya katılımları hakkında bir şeyler duydum. Sadece Tywin Lannister tarafından affedilmeleri değil, Jeyne’nin amcasına Castamere’in verildiği, Jeyne’nin annesinin Robb’a karşı komplo kuran Lannisterlar Boltonlar ve Freyler ile el ele tutuştukları oldukça açık. Her sabah Jeyne’nin hamile kalma şansı olmadığından emin olmak istediği için bir şeyler koyuyordu. Göreceğiz. Ama bence “Batılılar” hakkında genelleme yapmak bir hatadır, tıpkı “Lannisterlar” hakkında genelleme yapmak gibi. Aynı ailenin üyeleri çok farklı karakterlere, arzulara ve dünyaya bakış yollarına sahiptir … ve ailelerde de sırlar vardır.
Stannis ile anlaşmaya varmak “diz çökmüş” olarak kabul edilir mi? Evet.
Yabanıllar, Gece nöbeti’nden nefret ettikleri gibi kuzeyden de nefret ediyor mu? Hayır.
ACOK’taki Ser Aenys Frey’e göre, “Kale o kadar büyük ki onu elinde tutmak için bir ordu gerekiyor”. Yanılmış mıydı? Yanlış değil, belki de durumu abartıyoruz. Yine de, kale duvarları, gerçek dünya kuşatmalarındaki gerçek ortaçağ kalelerinden çok daha büyük bir garnizon gerektirecek kadar genişti.
BTW, sanırım ADWD (ve sonraki kitaplar?) İçin POV’ları değiştirme fikriniz çok ilginçti. Sanırım yeni eklemeleri değil AGOT’ta başlayan eski POV’ları kastediyorsunuz. Bu sadece bir kavramdı. Tam olarak ne demek istediğime karar veremedim.
Bu soru biraz kişisel. En sevdiğim teorimi çürüttüğü için soruyorum. Tywin, Edmure onu Red Fork’ta durdurduğunda gerçekten de Robb’un tuzağına yürüyor muydu? Onlara güveniyor muydu? Harrenhal son derece güçlü bir kaledir ve üç yüz kişilik bir garnizon ortaçağda oldukça büyüktür. Tywin, muhtemelen Roose Bolton’un kaleyi kuşatacağını düşündü. En az yarım yıl kaleyi elde tutabileceklerdi. Burada en büyük etken Hoat’ın değişen tarafıydı.
Bran’in AGOT’taki Arya ve Sansa ile ilgili görüsünü yazar okuyucunun yorumuna bıraktı.
Jack Vance, Robin Hobb, Guy Gavriel Kay Grrm’in beğendiği bazı kitapların yazarları. (Bakın belki (ç)alıntı yapmıştır. 😅)
Şahsen Robb Stark’ın kendi mezarını kazdığını düşünüyorum ve çok fazla gözyaşı dökmedim.- Eddard ile aynı şekilde- neden bu kadar sert olması gerekiyordu? Eğer başka türlü olsaydı, o adam o olmazdı. Tarih benzer hatalar yapan insanlarla doludur.
Kardeşim seriden pek haz etmiyor. İyilerin hep öldüğünü ve kötülerin kazandığını söylüyor. Ygritte’nin öldüğüne dikkat çekiyor. Ve Yaşlı Ayı (Jon Snow’un Mormont’un ölümü olmadan gece nöbetçilerinin Lordu olamayacağını söylediğimde kardeşim beni görmezden geliyor, lakin bu olmalıydı). Ve Soğan Şövalyesinin oğulları. Soğan Şövalyesinin hayatta kalan üç oğlu var.
Okuyucularınızın çoğu cesur gerçekçiliği ve bu seride her zaman her şeyin olabileceğini takdir ediyor mu? Bazıları… Bazıları bilmiyor… Beni okuyanlar… Onları eğlendirmek için başka kitaplar bulamayanlar…
Ek, Galbart Glover dul ve çocuksuz mu? Emin olmak için notlarıma bakmalıyım, ama Galbart’ın dul ve çocuksuz olduğuna inanıyorum. Bu durum devam ederken kardeşinin oğlunu varis olarak atamış olabilir.
Martin, tahtın Lannisterlara olan borçlarına dikkat çeken bir okuyucuya; Önemli olanın İnanç ve Demir Banka’ya olan borçlar olduğunu söyledi.
Okçular (veya atlı okçular), piyade ve süvari göreli bileşimi nedir? Piyade, süvarileri hatırı sayılır bir farkla geride bıraktı, ancak çoğunlukla feodal güçler ve köylü milisler hakkında konuşuyoruz, az disiplin ve daha az eğitimle. Her ne kadar bazı Lord’lar diğerlerinden daha iyisini yetiştirse de… Tywin Lannister’ın piyadeleri çok iyi ve disiplinliydi Lannisport’un Şehir Saati de iyi eğitilmişti … Oldtown ve King’s Landing’deki meslektaşlarından çok daha iyi.
Dany’nin Westeros’u fethetmek için planladığı işgal, askeri açıdan çok ilginç görünüyor. ASOIAF’ta tarihsel savaşlardan veya seferlerden sonra model savaşları, taktikleri veya seferleri mi değiştiriyorsunuz yoksa farklı savaşlardan / seferlerden fikirleri mi karıştırıyorsunuz?* Ben ilerlerken telafi ederim. Tarihten gelen gerçek savaşları karıştırın ve eşleştirin, ancak belirli bir miktar hayal gücü ve değişiklikler ekleyin
Hannibal, Sezar, Napolyon, Scipio Africanus veya Büyük İskender’in seferlerini incelediniz mi? Bir dereceye kadar, evet. Hiçbir şekilde kendime uzman demem, ama tüm biyografileri okudum, çok sayıda Osprey kitabım var ve Keegan ve Norman Dixon ve Fletcher Pratt’ı okudum.
Dany, daha fazla süvari ve okçu ekleyerek paralı askerlerinin ve Lekesizlerin ‘ordusunu’ güçlendirmeye devam edecek mi? Resmi olarak yayınlanan e-postalarınızdan birinde daha büyük bir asker grubunun ADWD’de görüneceğini okudum. Bu grup Dany ile mi ilgili? (Sanırım bu potansiyel bir spoiler sorusu, bu yüzden bu soruyu cevaplamak istemeyebileceğinizi anlıyorum.) Beklemeli ve görmelisin.
Rus hayranları grubumuz adına sizi selamlamak ve harika kitaplarınız için içtenlikle teşekkür etmek istiyorum. Ortaçağ tarihinin ve irfanın büyük bir hayranı olarak kişisel olarak da teşekkür ederim - Ortaçağ dünyasının bu kadar güzel ve canlı görüntüsünü edebiyatta görmek çok nadir bir şey. Tekrar teşekkürler:). Rica ederim. Nazik sözler için teşekkürler. Kitapları İngilizce mi Rusça mı okuyorsunuz? Her iki durumda da, onları sevdiğinize sevindim. Ama ayrıca size birkaç soru sormak istiyorum - elbette, çok fazla zamanınızı almaz ise… Bu soruların ilkini ve ana kısmını bir süredir tartışıyoruz lakin kendimiz net bir cevap veremedik. Kuzeydeki tarım meselesi. Şu ana kadar kitaplarda gördüğümüz kadarıyla, yazın bile kar Kuzey’deki toprakların çoğunu kaplıyor gibi görünüyor ve kesinlikle kışın hepsini kapsıyor, değil mi? Ben yaz aylarında kar “toprakların çoğunu kapsar” demezdim. Ara sıra yazın kar yağması yerine… Kuzey, yaz aylarında bile gerçekten ısınmaz, ancak her zaman buzlu değil ve sürekli kar da yağmaz. Kış, farklı bir masal.
Ama orada bir sürü insan yaşıyor. Ne yiyorlar? Çok fazla yiyecek saklanır. Füme, tuzlanmış, tahıl ambarlarında paketlenmiş vb. Kıyıdaki nüfusun yiyecekleri büyük ölçüde balıktır, iç kısımlarda bile nehirlerde ve Uzun Göl’de buz balıkçılığı vardır. Ve bazı büyük lordlar kendi kalelerinin yiyeceğini sağlamak için seraları denetlemeye ve korumaya çalışırlar … Winterfell’in “cam bahçeleri” gibi… Ama kısa cevap … eğer kış çok uzun sürerse, yemek biter … ve sonra insanlar güneye gider ya da aç kalır …
Karsız, tarıma elverişli alanlar var mı, yoksa “daha ​​büyük mevsimler” içinde önemli sıcaklık değişiklikleri var mı? Bir hasadı büyütmek için en az birkaç ay ılık sıcaklık (15-20 santigrat derece) gerekir. Kuzeyde mevcut mu? Ara sıra. Mevsimlerin rastgele doğası göz önüne alındığında güvenilebilecek bir şey değildir, ancak sahte ilkbaharlar ve uzun yazlar vardır. Üstadlar, ne zaman ekilecekleri, ne zaman hasat edileceği ve ne kadar yiyecek depolanacağı konusunda tavsiyelerde bulunmak için sıcaklığı yakından izlemeye çalışırlar.
Ve bir kış geldiğinde ne olur - beş, altı yıl uzunluğunda? Kıtlık olur. Kuzey acımasız.
Şüphesiz, sadece Güney’den tahıl ithalatı Kuzey’in ihtiyaçlarını karşılayamaz. Ve bu arada, kış aylarında Güney’de kar yağıyor mu? Evet, bazen, bazı yerlerde. Ay Dağları oldukça fazla kar alır, Vadi ve nehir arazileri batısı daha da az… King’s Landing’e nadiren kar yağar, Fırtına toprakları ve Menzil’e de nadiren, Oldtown ve Dorne’na neredeyse hiç kar yağmaz.
Dany’in köleleri kurtarmaya çalışmasını çok saçma, mantıksız ve boşa çaba olduğunu düşünen okuyucuya Martin; Dany’in küçük, deneyimsiz ve iyi niyetli olduğunu ve bu hamlelerin gelişiminde etkili olacağını söyledi.
Yüzsüz doğulur mu olunur mu? Yani; reflekslerin, dengenin, birini öldürme yeteneğinin üstünde yetenekli bir suikastçının beklediği fiziksel ve zihinsel niteliklere sahip olmaları gerekiyor mu? Gerekli becerilere sahip olan herkes Faceless Man olabilir mi, yoksa ailelerden çocuklara geçen bir miras mı? Kesinlikle miras değil.
Yüzsüzler ne zamandır varlığını sürdürüyor? Binlerce yıl… Braavos’un kendisinden daha uzun.
Rhaegar, Ser Barristan ve Sör Jorah Mormont tarafından melankolik, asil ve şerefli olarak tanımlanır. Bu adam bana, özellikle de Harrenhal’daki turnuva gibi halka açık bir etkinlikte, karısını aldatan türden bir adam gibi görünmüyor. Öyleyse neden güzellik kraliçesi olarak Lyanna’yı seçti? İyi soru.
Bu arada, umarım Jon Snow ASOIAF’ın Frodo’su değildir. Jon benim en sevdiğim karakter ve onun Frodo gibi olmasını istemezdim, hastalığından ve hastalığından dolayı yaralanmış… Jon, Frodo’dan daha uzundur.
submitted by Asusnur to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.10 12:10 south31 dost kayaoğlu-buldum.mp4

Merhaba, sen her kimsen. Öncelikle bu videoyu izleyen insanlara şunu söyleyeyim, bu video sadece tek bir kişi için çekiliyor. Şimdi nerden girsem konuşmaya diye düşünüyorum. Bir iki gün önce kapım çalındı. Kapımı açtım böyle bi arkadaş bişey uzattı bana böyle bir zarf ben de dedim hani bu nedir nerden geliyor kimdir diyene kadar bi baktım herif yok. Arkadaş bir anda fırladı kaçtı. Zarfın içinden bir kağıt çıktı böyle bir not. Ahan da bu bilmiyorum şu anda okuyabiliyor musunuz. Okuyamıyorsanız da ben sizin için okuyayım. “Sana Dead Space i oyna diye gönderdim”. Şimdi sapıklığın çok ciddi anlamda zirvesine ulaştığını bu arkadaşın öncelikle belirtmem gerekiyor. Neden? İlk başta ciddiye almadım. Bunu gördüm a dedim yine aynı manyak bu. Çok fazla takmadım açık konuşmak gerekirse hani bana dead soace i biri gönderdi demiştim ya kimin olduğunu bilmiyorum gönderici ismi yazmıyor vesayre cart curt falan filan dediğimi dead space izleyen arkadaşlar bilir. Dead space 2 den bahsediyorum bu arada. Bu aynı arkadaş mı gerçekten emin değilim ama bana aynıs aynı kişi gibi geldi. Gene aynı şekilde hiçbir gönderici bilmem ne falan filan yok. Sadece bir not dead space i sana oyna diye gönderdim. Arkadaş bildiğiniz atar yapmış ben kanala ara verdim diye. Neyse. Şimdi, bu olay hafife alınacak bir olay değil arkadaşlar. Çünkü birkaç şey oldu sadece değil. Bu kağıdı ilk başta ben şeye almadım ciddiye almadım. Umursamadım hani yani manyağın biri dedim hani şeylik yapıyo dalga geçiyor taşak geçiyor falan filan. Ama velakin bu buldum.mp4 denen videoyu görene kadar. Arkadaşım, şimdi öncelikle bu videoyu ç mm sana mm adıyorum. Mutlusundur umarım bu kadar manyakçasına benim peşimdeysen eğer. Şimdi öncelikle video linkini description a koyacağım bu sayede neden bahsettiğimi bilebilirsiniz. Manyağın biri beni takip ediyor. Bu buldum.mp4 videosunda da beni çeşitli yerlerde çekmiş evime dönerken, işten eve dönerken çekmiş beni. Yok işte şeye giriyorum bilmem ne falan filan. Şimdi bunun şöyle bir problemi var, şöyle bir noktası var problemli olan kısma geçeyim öncelikle. Benim adresimi şu anda bilen kimse yok. Eski adresimi de kimse bilmiyordu ama bu herif bana dead space 2 yi ulaştırmayı başardı. Şikayet etmedim açık konuşmak gerekirse işime geldi çünkü. Ya biri bana oyun hediye etmiş bu güzel bişeydi ilk başta güzel bişey olduğunu düşündüm. Hani bu adam benim adresimi nerden bildiğini takmadım kafaya önemsemedim. Bir şekilde bulmuştur göndermiştir dedim. Peki bu yeni adresimi nerden buldu bu adam? Ben bu eve bir ay önce taşındım. Antalya dan dönüştün- dönüşte taşındım ben bu eve. Bu arkadaş benim adresimi nerden buldu? Bu arkadaş beni gittiğim her yerde takip mi ediyor? Yani şimdi böyle bir durum var ortada. Ve gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum hani. Ya bu evin adresini şu an annem babam bilmiyor daha hani daha onlara hani evin adresini bilmiyorlar sadece mekanı söyledim hani şurda oturuyorum dedim sadece. Hani adresi detaylı olarak bilmiyorlar gelip bulamazlar yani evi hani bulma şansları yok. Ara sokaklarda bir yerlerde bu ev bulamazlar. Ama bu arakdaş evimin yerini biliyor geliyor bana not bırakabiliyor ve üzerine zaten videodan videoyu izlerseniz göreceksiniz herif beni takip ediyor gittiğim her yerde. Arkadaşım beni korkutuyorsun çok ciddi anlamda korkuyorum yani şu an senden ve yaptığın şey çok büyük bir suç anladın mı? Yaptığın şey ciddi anlamda çok büyük bir suç. Eğer seni ihbar edersem ve yakalanırsan çok ciddi anlamda cezalar alırsın anladın mı? Akıllı ol ya akıllı ol şansını zorlama bu işe devam etme eğer chuckle böyle bir şey bidaha görürsem yemin ediyorum ihbar ederim seni. Ve bu işin peşini bırakmam yani seni yakalatıp ciddi anlamda ceza almanı sağlayana kadar bu işin peşini bırakmam. Adam ol tamam mı çok ciddi söylüyorum adam ol sakın sakın ha bir daha böyle bir şey yapma böyle bir video sakın bir daha görmeyeyim ben öyle takip ediliyorum bilmem ne falan filan hiç hoş şeyler değil. Ve bir de işin şu kısmı da var ben ihihi evde yalnız kalma fobimi daha yeni yeni yeniyorum hani daha yeni yeni üstesinden gelmeye başladım böyle manyakça işler yapıp beni korkutma daha fazla. Söylemek istediğim şeyler bu kadar arkadaşlar. Yani üzgünüm bu video size değil sadece bu sapığa bu manyağa artık kimse bu neyin nesiyse ona yöneltilmiş bir videoydu sadece. Ya ama bunu hani görmesini sağlamak için kanalıma yüklemek zorundaydım mecburen kim olduğunu bilmiyorum çünkü o yüzden kanalıma yükledim bu videoyu. Bu arkadaş sırf görsün diye zaten video respose olarak koyacağım onun o lanet videosuna bunu. Aynı zamanda tabii ki youtube'a da şikayet edeceğim bana karşı bir salıdırı ve ya ne bileyim taciz olduğuyla ilgili o videoyu. Her neyse görüşmek üzere...
submitted by south31 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.06.15 13:48 karanotlar Vebayı Camus'nün felsefesiyle alt etmek

YİĞİT BENER
Albert Camus’nün Veba’sı, hem salgınla mücadeleyi hem de alegorik olarak faşizme karşı direnişi odağına alan çok katmanlı bir roman: Farklı bir gözle yeniden okunmayı denemeli…
Corona günlerinde tüm dünyada en çok okunan ve yorumlanan kitaplardan biri kuşkusuz Albert Camus’nün 1947 tarihinde yayımlanan romanı Veba.
Türkçede ilk kez geçtiğimiz Nisan ayında Artı Gerçek’te yayımlanan ve Camus’nün muhtemelen 1941’de – yani Veba’nın yayımlanmasından altı yıl önce- yazdığı Vebayla Boğuşan Hekimlere Tavsiyeler adlı metin, Veba’nın yeniden okunmasına zenginlik katacak birkaç kilit cümle içeriyor.
Bunlardan ilki, böyle bir dönemde kimsenin paçayı sıyıramayacağını, fildişi kulesine çekilemeyeceğini vurgulayan bir uyarı: “Vebanın hüküm sürdüğü bir ülkede hiç kimse hastalık bulaşmış bir nesneye dokunmadan edemez.”
Asıl püf noktası ise, ölümle baş etmenin önemi vurgulayan paragrafın ardından gelen şu cümle: “Size bir felsefe lazım.”
Başka bir deyişle, Camus bu mücadelede tıbbi bilginin, ilaçların, hekimlerin gayretinin tek başına yeterli olmayacağını düşünerek bir genel çerçeve, bir “mücadele felsefesi” öneriyor ve bu felsefenin ana hatlarını şu cümlelerde özetliyor:
“Her şeyden önce, asla korkmamalısınız. (…) Netice itibariyle korku insanı hastalığın etkisine açık hale getirir.” “Bu hastalığa veba adı verildiğinden bu yana hep olduğu üzere insanların sinek gibi ölmelerine asla, ama asla alışmamalısınız”. “Diğerlerini tedavi etmeyi reddedenlerin yapayalnız, kendini feda edenlerin ise topluca öldüğü; doyumun doğal sonucuna eremediği; liyakatin düzeninin bozulduğu; mezarlıkların dibinde dans edilen; hastalık bulaştırmamak için sevgilinizi kendinizden uzaklaştırdığınız; cinayet suçunun asla cani tarafından üstlenilmediği ve bir korku anının şaşkınlığında tayin ettiğimiz günah keçisi bir hayvana yüklendiği bu korkunç kargaşaya yönelik isyanınız asla dinmeyecek”. “En kadim ayinler kadar köhne olan dinin hizmetine girmeyeceksiniz. (…) Velev ki o din bize gökten inmiş olsun, o zaman da göğün adil davranmadığını söyleriz.” “Gün gelecek, herkesin korkusunun ve acısının sizde uyandırdığı tiksintiyi haykırmak isteyeceksiniz. İşte o gün, benim size önerebileceğim çareler de tükenmiş olacak…”
Yazarın birçok söyleşisinde açıkça belirttiği gibi, Veba dar anlamda salgınla mücadeleyi ele alan bir roman değil, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı dönemine denk düşen yazım sürecine damgasını vuran faşizme karşı direnişin bir alegorisi. (dolayısıyla faşizme karşı mücadelede de militan gücün, eylemlerin, silahların yetmeyeceğini, bir felsefe gerektiğini düşünüyor)
Veba’nın güncelliğinin katmerli olmasını sağlayan, romanın bu çoğul katmanlı yapısı olsa gerek.
Bu da bize Veba’yı iki ayrı ana eksende ele almaya götürüyor. İlki, romanın hemen tüm salgın/afet/savaş/toplu felaket anlatılarına ortak olan yönleriyle, ikincisi Camus’nün özgün katkısı olan felsefesi ışığında. Bu ikinci eksende bundan belki bir ölçüde bağımsız olarak yine Camus’ye özgü yan açılımlara ayrıca değinebiliriz.
Camus, romanın “bireysel anlatı”yla “kolektif anlatı” şeklinde ayrıştırabileceğimiz ikili bir anlatım tekniğine sahip olduğunu açıklıyor bir söyleşisinde.
Bunun da roman içindeki beş ayrı bölüme denk düştüğünü belirtiyor: hastalık öncesi bireysel yaşam (bireysel anlatı); ilk hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasıyla bireyle toplumsalın yollarının kesişmesi (bireysel ve kolektif anlatı); hastalık sürece tam hâkim olduğu andan itibaren her şeyin iç içe geçip bir “alaşıma” dönüşmesi (salt kolektif anlatı); hastalığın gerilemesiyle bireyle toplumsalın yeniden ayrışmaya başlaması (bireysel ve kolektif anlatı); sonrasında yeniden bireyselin öne çıkması (bireysel anlatı).
YAS SÜRECİ
Bir farklı yaklaşım, romanı, salgının kesinleşmesi ve kentin karantinaya alınmasıyla başlayan bir yas sürecinin (yani olağan yaşamın sona ermesinin yasının) aşamalarına koşut olarak ele almak olabilir.
Aslında Covid salgını dahil birçok toplumsal felakette ve bunları konu alan roman ve filmlerde bu aşamaların (inkâr, öfke, pazarlık, çöküntü, kabullenme) izini sürmek mümkün.
Şok / İnkâr / İnanamamak
“Vebalar da savaşlar da insanı hazırlıksız yakalarlar.”
Yazar, salgınla savaşlar arasında bir benzetmeye giderek, kendi başına gelmedikçe insanların felaketlerin gerçekten mümkün olduğuna inanmakta güçlük çektiklerini vurguluyor:
“Bundan böyle yurttaşlarımız bir şeyin farkına varıyorlardı: küçük kentimizin farelerin güneşte ölmesi ve kapıcıların tuhaf hastalıklardan yaşamlarını yitirmesi için belirlenmiş bir yer olabileceği asla düşünmemişlerdi”. (…) “Bir savaş patladığında insanlar, ‘Uzun sürmez bu, çok aptalca’ derler. Ve kuşkusuz bir savaş çok aptalcadır, ancak bu onun uzun sürmesini engellemez. Budalalık hep direnir.”
Bu aşamada insanlar ne kadar kırılgan olduklarını idrak ediyorlar. Tıpkı kentin kapıları kapanınca, uzun süreli bir ayrılığa hazır olmayan eşlerin, sevgililerin, aile fertlerinin bir anda -vedalaşma fırsatı dahi bulamadan- ayrı düşmeleri örneğinde olduğu gibi.
Öfke
Hastalık gerçeği artık inkâr edilemez şekilde kendini dayattığında, şaşkınlık ve inkâr yerini öfkeye ve bu öfkenin yönelebileceği bir sorumlu arayışına bırakıyor: Hastalığın ortaya çıkmasına neden olan bir günah keçisi ve/veya bu süreci iyi yönetemediği için yaşanan sıkıntılara yol açmakla suçlanacak idari bir sorumlu.
Romanda bunun tipik örneği, apartmanda fare ölülerinin çoğalmasına karşın inatla “bizde fare yok, dışarıdan birileri getirmiş besbelli” diyen kapıcının yaklaşımıdır.
Zaten salgınlarda “olağan suçlu” konumundaki belirli azınlıkların (örneğin Yahudilerin, Çingenelerin, “cadıların”, vb) ya da kırılgan başka toplumsal kesimlerin hastalığın yaygınlaşmasından sorumlu tutulması ve nefret nesnesine dönüşmesi sık rastlanan bir olgu değil midir? AİDS salgınında eşcinseller, Sars salgınında topluca katledilen Misk kedileri, Covid salgınında da “olur olmaz şeyler yeme alışkanlıkları nedeniyle” Çinliler…
Camus bu tür durumlarda söylentilerin, kehanetlerin ve komplo teorilerinin çok rağbet gördüklerini hatırlatıyor, tüm kehanetlerin ortak yönünün rahatlatıcı özellikleri olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Bir tek veba rahatlatıcı değildi!” Bu batıl inançların din yerine geçtiğini de ayrıca vurguluyor.
Günümüzde sosyal medya bu söylentilerin katmerli olarak ve daha hızlı yayılmasına da hizmet ediyor. Ancak geçmişte kulaktan kulağa yayılarak koca bir kenti bir anda yangın yerine çevirme potansiyelini taşıyan söylentilerin yarattığı tehlikeli durumdan farklı olarak, sosyal medyada kontrol ve denge mekanizmaları da var: Bu tür süreçlerde Teyit gibi sanal yayın organlarının ve onun bir türevi olan Covid-19 Postası’nın sağduyu katkılarının değeri gerçekten paha biçilmez.
Pazarlık
Romanda çeşitli örnekleri verilen üç tarz davranış ön planda: Alınan sert önlemlerin yumuşatılmasını talep edenler, en azından başkaları için değilse de “kendileri” için böyle bir talebi öne sürenler; hastalığın gerçek boyutlarını sorgulayanlar, örneğin ölü sayısının “abartıldığı kadar” çok olup olmadığını tartışmaya açanlar, bunun neye denk düştüğüne kuşkuyla bakanlar; bir de romandaki gazeteci Rambert gibi bireysel çözüm arayışına girerek kuralların dışına çıkmaya, kaçmaya çalışanlar.
Çöküntü / Acı / Hüzün
Camus, insanların belli bir aşamadan sonra manevi bir çöküntüye girdiklerini ve “veba düzlemine” geçtiklerini anlatıyor romanında. Vebanın düzlemi “vasat, monoton, renksiz bir yinelemeden” ibaret olduğu için insanların da sıradanlaştıklarını aktarıyor: “Kimsede yüce duygular kalmamıştı” saptamasını yapıyor.
Ayrıca herkesin kendi içine kapandığını, birbirlerinin duygularını anlamaz hale geldiklerini ve kimsenin kimseye yararı kalmadığını anımsatıyor.
Ölümün olağanlaşması oranında büyüklük, aşkınlık duygularının da yitirildiğinin, her şeyin basit bir hayatta kalma yarışına döndüğünün altını çiziyor.
Dostlukların, özellikle de aşkların anlamını, değerini yitirdiğini uzun uzun betimliyor. “Aşk var olmak için kendine bir gelecek hayal etmelidir oysa bizde sadece uçucu anlar kalmıştı” diye belirtiyor.
Yazar, vebanın değer yargılarını da sildiğini ekliyor. Kimsenin artık yediğinin, içtiğinin, üst başının kalitesine aldırış etmez hale geldiğini, “her şeyi toptan, olduğu gibi kabul etmeye” başladığını gözlemliyor.
Covid salgınında paradoksal olarak bu süreç örneğin AVM’leri kentin yeni “agorası” haline getiren bir yaşam tarzından AVM’lerin kapalı olduğu bir yaşama geçişte buna pekâlâ alışılabildiğinin saptanmasına, yani kapitalizmin dayattığı tüketim toplumu modelinin insanın gerçek ihtiyaçlarını karşılamaktan ne kadar uzak olduğunun kısmen de olsa sorgulanmasına olanak sağladı. Bunu da sosyal medyanın yaşanan bireysel deneyleri bir ölçüde paylaşama, birlikte yorumlama fırsatı sunmasına bağlayabiliriz ola ki.
Kabullenme
“Yurttaşlarımız yola gelmişti, uyum sağlamışlardı, öyle denir ya, çünkü başka türlü yapacak bir şey yoktu”.
Hastalıkla yaşamak zorunda kalınması gerçeğinin toplum tarafından kabullenildiğini, romanda uzun betimlemelerle aktarılan cenazelerin kaldırılışındaki evrimde izlemek mümkün: Önce sadece yakınların katılımıyla dini törensiz ama mezarlıktan kaldırılan cenazeler, ölü sayısının artmasıyla artık sadece görevlilerin eliyle ve alelacele, özel olarak açılmış kireç dolu çukurlara topluca atılıveriyor ya da yakılıyor.
Cenaze töreni başlı başına yas sürecinin önemli bir unsuru olduğu için aileler, başlarda nispeten daha gelişkin törenleri bile yetersiz bulup isyan ederken, salgın kente iyice çöreklendiğinde artık cesetlerin “tıbbi atık” muamelesi görerek kaşla göz arasında yok edilmesini dahi olağan karşılar hale geliyorlar.
O kadar ki, yazar bu süreci anlatırken kara mizaha bile başvurmaktan çekinmiyor: “(...) Çok iyi bir örgütlenmeydi bu ve vali memnun kaldı. Hatta Rieux’ye bunun eski vebaları anlatan tarih kitaplarında karşılaştığı Zencilerin ölüleri taşıdığı el arabalarından daha iyi bir şey olduğunu söyledi”. Hak veriyor Rieux: “Aynı türden gömme işlemi bu, ama biz fişler hazırlıyoruz. Tartışmasız bir ilerleme var.”
MÜCADELE FELSEFESİ
Toplu felaketin ve bunun insanlar üzerindeki etkilerinin betimlenmesi hem birçok başka yazarın benzer içerikli kitaplarda anlattıklarıyla hem de mevcut pandemi sırasında dünyanın dört bir köşesinde yaşananlarla büyük ölçüde örtüşüyor.
Camus’nün asıl özgün katkısını, hastalıkla mücadele sürecinde roman kişileri (özellikle Dr Rieux, yer yer Tarrou) aracılığıyla ortaya koyduğu genel felsefi yaklaşımda aramak gerek.
Hastalık toplumda zaten var olan sorunları, dengesizlikleri, hastalıklı yapıyı ortaya çıkarıyor; eşitsizlikleri körüklüyor.
Bunu romanın başlarındaki anlatımda, varlıklarından haberdar dahi olunmayan binlerce lağım faresinin birden ve topluca yüzeye çıkmaları alegorisinde ya da romanın değişik bölümlerinde betimlenen toplumsal eşitsizliklerde, karantina döneminde bunların yol açtığı sorunlarda, çatışmalarda görmek mümkün.
“Veba işini görürken çok etkili bir tarafsızlık sergilediği için bir eşitlik duygusuna yol açmalıydı, oysa bencilliklerin doğal işleyişi nedeniyle tam tersine, insanlar adaletsizliği yüreklerinde çok daha keskin biçimde hissediyorlardı.”
İnsanlıktan çıkma riskine karşı uyarı
Yazar, ölümlere ve hastalığa salt istatistiki bir bakışla yaklaşılmasına isyan ediyor ve insanlığından arındırılmış bir ölünün basit bir rakama dönüştüğünü vurguluyor. (“üç, beş, on, yüz terörist etkisiz hale getirildi” ya da “üç, beş, on, yüz şehit verildi” söyleminde olduğu gibi)
Hatta roman kahramanının zihninde, insanları ölüm gerçekliği ile yüzleştirmek için şaşırtıcı bir yöntem bile düşlüyor: “Madem insanlar ölümün gerçek anlamını ancak birinin cesedini gözle görünce anlıyorlar, o zaman bunu gözlerine sokmalı. Beş büyük sinemadan aynı anda çıkacak on bin kişiyi kent meydanında öldürmeli ki toplu cesetleri görünce herkesin kafasına dank etsin! Öyle olunca bu isimsiz yığının gerçek insanlardan oluştuğu, bir yüzleri olduğu anlaşılır…”
Başka bir deyişle, insanların sinek gibi ölmelerine asla alışmamak gerek! Dr. Rieux bu düşünceyi şöyle vurguluyor: “Felakete alışmak, felaketin kendisinden bile beterdir.”
Boyun eğmemek ve dine başkaldırı
Romanın kilit öneme sahip kişilerinden biri de “herkesin saygı duyduğu” papaz Panneloux.
“Becerikli bir hatip” olarak sunulan Panneloux’nun vaazı, yazara dinle hesaplaşma fırsatı veriyor. O andan itibaren salgının ortasında sivrilen iki temel ama zıt karakter olarak ortaya çıkan hekim Rieux ve rahip Panneloux’nun farklı bölümlere dağılan felsefi tartışmaları, bir yönüyle klasik din/ateizm/laiklik sorunsalının iki ayrı düzlemine denk düşüyor.
Daha soyut düzlemdeki tartışmada roman karakteri Rieux’yü (ve aslında belli ki yazar Camus’yü) isyan ettiren en önemli ahlaki mesele, dinin “tanrının yolundan uzaklaşmak” ve “günahkâr” olmakla suçladığı felaketzedeleri başlarına gelenden sorumlu tutuyor olması.
Panneloux’nun romanda tüm bir bölüme yayılan ve kutsal kitaptan, dini efsanelerden referanslarla süslü vaazı, dinci zihin dünyasını neredeyse karikatür düzeyinde ayrıntılarla betimliyor ve bu zihniyeti “Kardeşlerim, felaketin içindesiniz, kardeşlerim bunu hak ettiniz” sözleriyle billurlaştırıyor.
Vaazın içeriği okura zaman zaman “bu kadarı da olmaz” dedirttiği için bu bölümde bir Fransız aydını olan yazarın “laikçi/aydınlanmacı” hezeyanlara kapıldığını düşünmek mümkün. Gel gör ki Covid salgınında medyada rastladığımız benzer içerikleri suçlamalar, örneğin en yetkili dini otoritenin eşcinselleri hastalıkların yayılmasından sorumlu tutması yazarın pek de abartmadığını göstermiyor mu? Herkesi etkileyen toplumsal felâketler karşısında çaresiz kalan insanlarda ilahi adaleti bile sorgulama, hatta kendilerini korumayan Tanrılarına isyan etme eğilimleri belirlediği için, dini otoriteler söylemi sertleştirme ve Tanrının gazabı tehdidiyle korku salarak cemaati yeniden hizaya sokma ihtiyaç duyuyor belli ki.
İşler kötüleştikçe sertleşen bu dini söyleme kendi coğrafyamızda yıllardır maruz kalmıyor muyuz? (1999 Körfez depremi sonrasında sallanan “7.4 yetmedi mi?” pankartını unutmak ne mümkün!) Panneloux’nun sert sözleriyle bizim yöredeki dinci söylemin arasındaki temel fark, bizdeki suçlayıcı cümlenin romandaki kadar kapsayıcı olmayışıdır, yani “kardeşlerim” hitabından yoksun oluşudur. Bizde bu tarz bir dinciliğin sözcüleri aynı içeriği daima ötekileştirerek dile getirmeyi, doğrudan hedef gösteren bir nefret söylemine çevirmeyi tercih ediyorlar. (günahkâr olan daima “öteki”, cemaat dışı)
Bu zihniyet farkının bir başka örneği, romanda masum olduğu varsayılan bir çocuğun ayrıntılı ve sarsıcı bir biçimde betimlenen ölümünün rahip Panneloux’nun bile ilahi adalete inancını derinden sarsmasıdır. Bu anlamda Panneloux karakteri, örneğin Umberto Eco’nun Gül’ün Adı romanında betimlediği engizisyon sözcüsünden oldukça farklı, vicdan sahibi bir din adamı. Bizim coğrafyamızın dinci söylemi engizisyon dönemi söyleminin şiddetine daha yakın duruyor: Bu akımların sözcüleri benzer vakalarda “masum çocukların” ölümünün bile aslında “ebeveynlerinin günahının kefareti” olduğunu savunarak “günahkârları” toptan, aile boyu “cezalandırmaktan” yana tavır almıyorlar mı? Ne de olsa bizim yörelerde kan davaları bireyselden çok kavim ya da aile boyu hesaplaşmalarla yürütülüyor, cadılar teker teker değil topluca yakılıyor, günahkâr semtler, hatta koca kentler toptan yıkılıyor…
Panneloux ise, sonunda kendi de hastalandığında, tutarlı olmak adına hekimden yardım istemeyerek kendini Tanrının merhametine terk etmeyi yeğler… ve ölür.
Tanrıya karşı işlendiği varsayılan suçların faturasının bu kadar gaddarca kesilmesi Dr Rieux’yü “ilahi adalete” ve böylesi bir dini inanca karşı isyan ettirse bile, aslında yazar da insanları başlarına gelenden kısmen sorumlu tutmaktadır: Onun gözünde de adaletten ve akılcılıktan yoksun toplumsal düzen ve onun çıkarcı yönetim biçimi salgının etkilerinin bu derece yıkıcı olmasından doğrudan sorumludur.
Hatta bunun da ötesinde, insanlar kişisel yaşamlarında yaptıkları hatalardan ve birbirlerine karşı işledikleri bireysel suçlardan ötürü de suçlu ve sorumludur. Bunu en net biçimde romanın sonlarına doğru geçmişte kalan militan yaşamındaki hatalarını Dr Rieux’ye itiraf ederek adeta “günah çıkaran” Tarrou karakteri ifade eder: “Ben zaten buraya gelmeden de vebalıydım, insanlara veba bulaştırmamak için onlardan uzak durmaya karar vermiştim”.
Günümüzde de benzer şekilde, bu akıl dışı düzeni yarattığımız (ya da yeterince itiraz etmediğimiz) için hastalığı manevi olarak hak ettiğimize dair suçlayıcı bir söyleme rastlıyoruz. Ayrıca, doğayı tahrip ederek salgından bizzat sorumlu olduğumuzu vurgulayan bir söylem de sıklıkla karşımıza çıkıyor.
Öte yandan, kapitalist düzenin yarattığı çevre felaketleri ve bunların doğa üzerindeki yıkıcı etkileri, bunların da sonunda dönüp insanlara da büyük zararlar verdiği malum. Covid salgınında da bu süreci izlemek mümkün. Öte yandan, insanlar doğaya bu kapsamda zarar vermeden binlerce yıl önce de canlıları etkileyen ölümcül salgınlar yok muydu?
Doğanın düzeni bozulduğunda bunun dar anlamda biyolojik ve maddi açıdan fiili sonuçlarının olacağını belirtmek gerek elbette. Ancak bunun bir adım ötesinde geçerek doğanın bizleri “cezalandırdığını” iddia etmek ne derece mümkün? Doğa manevi bir düşünce yapısına, vicdani bir güdüye, yani “insanları yanlış davranışlarından ötürü cezalandırma” amacına sahip olabilir mi gerçekten? Böyle düşünürsek, Doğayı Tanrı düşüncesine ikame etmiş, yani bu sefer de “doğa temelli” yeni bir mistisizm üretmiş olmaz mıyız?
Romandaki dinle hesaplaşmanın daha ikna edici boyutu, soyut tartışmalardan çok, işin asıl pratik/pragmatik düzleminde ortaya çıkıyor. Camus’nün her şeyin Tanrı’nın iradesi olduğunu ve buna karşı çıkılamayacağını kabullenmeyi reddetmesinin daha temel ve pragmatik nedeni, böyle bir ön-kabulün salgınla mücadeleyi imkânsız hale getirmesi endişesidir.
Bu yaklaşımın şu cümlede billurlaştığını söyleyebiliriz: “Dr Rieux eğer mutlak güçte bir Tanrı’ya inansaydı, insanları iyileştirmeyi sürdürmez, bu görevi ona bırakırdı”.
Oysa Rieux bir hekimdir ve onun işi, görevi, her koşulda mesleğini yapmaktır. Onun, “mücadele etmekten başka seçeneği” yoktur. Camus için bu hem bireysel, varoluşsal bir tercihtir hem de ölüme teslim olmak dışındaki tek seçenektir.
Başka bir deyişle, “Tanrının var olup olmamasının” ve bu ilahi düzenin gerçekten “adaletli olup olmamasının” ya da “insanların başlarına gelen felaketi hak edip etmemelerinin” çok ötesinde, asıl mesele şudur: Salgınla, toplumsal felaketlerle, savaşla karşılaştığınızda, işi Tanrı’ya havale ederek duayla yetinmek, insanları yok edecek olan bu afete teslim olmakla eşdeğerdir.
Mücadeleden başka çare yok!
Dolayısıyla Camus’nün mücadele felsefesi bir yönüyle çok sadedir: “O sıralar kentimizde türeyen birçok yeni ahlakçı hiçbir şeyin işe yaramayacağını ve diz çökmek gerektiğini söylüyorlardı. Oysa şu ya da bu biçimde savaşmak ve diz çökmemek gerekiyordu. Tüm sorun ölü sayısını olabildiğince aza indirmek ve ayrılıkların sonsuza dek sürmesini engellemekti. Bunun için de tek bir yol vardı, vebayla savaşmak. Bu gerçek hoşa giden bir şey değildi, yalnızca tutarlıydı. Bununla birlikte getirdiği sefalet ve acıyı düşünürsek, vebaya boyun eğmek için deli, kör ya da korkak olmak gerekir”.
Sıradan insanların mücadelesi / işini yapmak / kahramana gerek yok
Camus’ye göre bu mücadele süper kahramanların, büyük şeflerin, dahi önderlerin, ulu kurtarıcıların değil, sıradan insanların işidir: “Anlatıcı yalnızca mantık çerçevesinde önemli gördüğü bir kahramanlığı ve iyi niyeti güzel sözlerle yüceltmeyecek”.
Nitekim Dr Rieux: “Tüm bunlarda kahramanlık diye bir şey söz konusu değil. Dürüstlük söz konusu. Bu gülünç gelebilecek bir düşünce, ama vebayla savaşmanın tek yolu dürüstlük” dediğinde, gazeteci Rambert ona “dürüstlük nedir?” diye sorar. Rieux’nün yanıtı da çok sadedir: “Bunun genelde ne olduğunu bilmiyorum. Ama benim durumumda mesleğimi yapmaktır”.
Zaten salgın tepe noktasına çıktığında sıradan insanlar gönüllü olarak mücadeleye katılırlar. Tarrou başı çeker, rahip Panneloux bile çabaya katkı verir. Başından beri hep kaçıp şehir dışına gitmeye çalışan gazeteci Rambert dahi “insan tek başına mutlu olmaktan da utanabilir” diyerek tam kaçabileceği gün kalmaya ve mücadeleye katılmaya karar verir.
Bunun iyi bir şey olduğunu kabul eden romanın anlatıcısı, “ama öğretmen iki kere ikinin dört ettiğini öğretiyor diye tebrik edilmez. Belki bu mesleği seçti diye tebrik edilir. Biz de Tarrou ve ötekilerinin, iki kere ikinin başka bir şey değil de dört ettiğini gösterdikleri için saygıya değer olduklarını belirtelim, ancak bu iyi niyetin öğretmenin iyi niyeti, öğretmenin yüreği gibi bir yürek taşıyan ve insanlık onuru uğruna sanılandan daha kalabalık gruplar halinde bir araya gelebilecek kişilerin iyi niyeti arasında ortak bir şey olduğunu da belirtelim; en azından anlatıcının inancı böyle”.
Anlatıcı zaten roman içinde aktardığı onca soruna, tanık olunan onca kötülüğe karşın, iyi insan sayısının kötülerden çok daha fazla olduğunu sürekli vurgular: “İnsanların çoğu kötü değil, iyiler daha çok…”
Anlatıcının -aslında yazarın- bu konudaki ısrarı çok temel bir ayrışmaya denk düşüyor aslında: Camus olağandışı meziyetlere sahip “ulu kurtarıcılara” tapınmaktan yana değildir; o nedenle sıradan insanların, milyonların mücadeleye verdikleri belirleyici ama “olağan” katkıların altını çizmeyi yeğler.
Oysa Nazilerin yenilgiye uğratılmasının ardından savaş sonrası yeni iktidarların belirleneceği bu geçiş dönemi, savaş galibi çeşitli siyasi güçler arasındaki güç paylaşımı ve iktidar savaşları dönemidir aynı zamanda. Güç devşirmenin bir yolu da savaş sırasındaki kahramanlık anlatılarının sunacağı meşruiyeti ve prestiji sömürmektir. Bir yandan De Gaulle mitleştirilirken, komünistler de “halkların babası” Stalin’i kahramanlaştırma çabasındadır.
Camus ise, örneğin ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombalarını mahkûm eden nadir Batılı aydınlardan biridir. O bu eylemde “savaşı resmen sona erdiren” bir zafer değil, yüz binlerce insanı katleden bir barbarlık ve “insanlığı intiharını” görür.
Aynı şekilde Camus, sadece Nazilerin toplama kamplarını değil, Sovyetler Birliğindeki toplama kamplarını ve totaliter uygulamaları da mahkûm etmekten yanadır. Buna karşılık örneğin Sartre’ın başını çektiği aydınlar ise, yüceltilen Stalin’in yönetime, onun güdümündeki komünist partilere eleştirellikten arınmış bir destek vermekten yanadır.
YAN UNSURLAR
Ölüm cezası
Romanın sonlarına doğru, romandaki kilit kişilerden biri olan Tarrou, geçmiş yaşamıyla ilgili ayrıntıları Dr Rieux’ye anlatırken babasının savcı olduğuna da değinerek ölüm cezası karşıtı ayrıntılı savlar öne sürer.
Sanki romanın genel akışından kopukmuş izlenimi verebilen bu uzun ölüm cezası tartışmasını, “felsefi düzeyde ölüm kavramıyla hesaplaşan” bir romanda yer almasını çok da yadırgamamak gerek aslında.
Öte yandan, eğer romanın aynı zamanda bir faşizme karşı direniş alegorisi olduğunu düşünürsek, ölüm cezası konusunda savaş sonrası Fransa’da antifaşistler arası yaşanan tartışmalarla bağlantı kurmak da mümkündür.
Aydınların önemli bir kısmı bu dönemde “intikamcı” bir yaklaşım sergilemeyi yeğlemiştir. Bunun doğal bir uzantısı da “işbirlikçilerin” ve “hainlerin” kurşuna dizilmesidir.
Örneğin Sartre, hem savaş öncesinde hem de hatta savaş yılları sırasında bile saygısını ve hayranlığını eksik etmediği Céline’in “Almanlardan para aldığı için ırkçı görüşler savunduğunu” ileri süren bir makale yazar. Eğer o sıralar sürgünde olmasaydı, tek başına bu bile Céline’in de kuruşuna dizilmesi sonucunu doğurabilirdi.
Camus ise, ölüm cezasına çarptırılan ve Céline gibi ırkçı görüşlere sahip bir edebiyatçı olan Brasilliach’ın cezasının infaz edilmesini önlemeye çalışır, De Gaulle’e bu yönde bir mektup da yazar, ama başarısız olur.
Sürgün/Hapis
Yazar, karantina döneminde yaşananlarla sürgün ve hapiste yaşananlar arasında koşutluklar kurar: “Vebanın yurttaşlarımıza getirdiği ilk şey, sürgün oldu. O andan itibaren mahpus konuma geçmiştik bir bakıma ve geçmişimize indirgenmiştik. Bazılarımız her ne kadar gelecekte yaşama eğilimine sahip olsalar da bundan hızlıca vazgeçiyorlardı…” (…) “Böylece, tüm tutsakların ve sürgünlerin hiçbir işine yaramayacak bir bellekle yaşaması demek olan o derin acıyı duyuyorlardı. Durmadan düşündükleri o geçmişin de üzüntülü bir özlemden başka tadı yoktu.”
Zamanın akışı
Özellikle de zaman kavramının ele alınışında Veba’yla sürgünü ya da hapsi ele alan başka eserlerin anlatıları arasında bir dizi benzerlik, yakınlık bulmak mümkündür.
Örneğin romanın başlarında hastalığın ortaya çıkış süreci günlük temelde ele alınırken (”ilk fare”, “ilk hasta”, “ilk ölüm”, “karantinada ilk gün”, vb.) bir süre sonra zamanın akışı tamamen bulanıklaşır, hatta zamanın akışını bile hastalığın seyri belirlemeye başlar. Hastalık öncesi dönemi andıran bir zamansal devinim ancak mevsim dönüşlerinde gözlemlenebilir hale gelir.
Bellek
Salgın nedeniyle karantinaya alınmanın doğurduğu en önemli sonuçlarından biri, belleğin giderek bulanıklaşmasıdır. Romanda bu süreçler ayrıntılı olarak ele alınır: “Yaşadıkları şimdiki zamana karşı sabırsız, geçmişlerine düşman ve geleceği elinden alınmış olarak insan kaynaklı adaletin ya da nefretin parmaklıklar arkasında yaşamaya mahkûm ettiği kişilere benziyorduk biz de.”
Bu bulanıklaşma sonucu hem kapanma öncesi “normal” hayatın ve o andan beri görülemeyen yakınların yüzleri giderek bellekten silinmeye başlar hem de şimdiki zaman anlamını yitirir ve gelecek tasarımının ortadan kalkmasıyla tüm bir yaşam tarzı uçup gider.
Tanıklık
Yazar işte bu nedenle kendi işlevini de yaşananlara tanıklık etmek olarak belirler: “[Anlatıcı] niçin araya girdiğini açıklamak ve tarafsız tanık üslubunu seçmeye özen göstermesinin anlaşılması istiyor. Ama bunu uygun, ölçülü bir tutumla yapmak istemiştir. Genel olarak gördüklerinden fazlasını anlatmamaya, veba dostlarına, gerçekte sahip olmayacakları düşünceleri yakıştırmamaya ve yalnızca rastlantı ya da kötü talihin kendisine sunduğu metinleri kullanmaya özen göstermiştir”.
Hatta anlatıcı bir aşamada “sanatın sağladığı imkanları da kullanmadığını” belirterek, romanın dilinin ve anlatımının fazla “düz” olduğunu yönünde sonradan yöneltilecek kimi eleştirileri peşinen boşa çıkartmıştır: Yazar Camus’nün bu roman için seçtiği anlatım tarzı ve seçilen dilin sadeliği kasıtlıdır: Anlatıcının [yazarın] derdi kendini öne çıkarmak, kahramanlaştırmak değil, “herkes adına konuşmaktı”.
“Dürüst bir yüreğin kurallarına uygun olarak, isteyerek kurbanın tarafını tutmuş ve insanları, aynı kenti paylaştığı insanları, yalnızca aşk, acı, sürgün gibi ortak inançları çevresinde birleştirmek istemiştir. İşte böylece, tek bir acı yoktur kentlilerce paylaşmasın, ya da tek bir durum yoktur kendisi de sahiplenmesin. (…) Sadık bir tanık olmak için özellikle olayları, belgeleri ve söylentileri aktarmalıydı. Ama kişisel olarak kendi söyleyeceği, kendi bekleyişini, kendi geçirdiği sınavları dile getirmemeliydi”.
Kadınlar
Romana yöneltilebilecek önemli eleştirilerden biri, kadın karakterlerin silikliğidir: Romanda nice kadın vardır ama aslında yoktular… Kadın ya uzaklara gitmiş eştir ya uzaklarda kalmış sevgilidir ya da yanı baştaki sessiz, şefkatli, varlığını pek hissettirmeden hizmet eden annedir, başka bir değişle hiçbiri özne değildir.
Gerçi bu durum hem Camus’nün başka kitaplarında hem de dönemim birçok başka eserinde karşımıza çıktığı için ayrıca ele alınmayı hak etmektedir.
Araplar
Bir diğer önemli eksik özne de Araplardır. Hikâye Cezayir’in Oran kentinde yaşandığı halde romanda tek bir Arap karakter yoktur. Başka bir deyişle Araplar kendi ülkelerinde yan karakter dahi olamayacak kadar siliktir, ki bu da hele bugünden geriye dönüp bakıldığında sömürge gerçeğinin çarpıcı bir dışavurumudur.
Bunu vurgulayan ilginç bir cümle, hastalığa veba tanısı konma aşamasında iki hekim arasındaki bir sohbete yansıyan şu cümledir: “Hem sonra, bir meslektaşın dediği gibi: Olamaz bu, herkes Batı’da bunun ortadan yok olduğunu biliyor”.
Demek ki o dönemde Cezayir birçok Batılı aydın tarafından “Batı”nın bir parçası olarak algılanıyor. Belli ki “Batı” bir coğrafya değil, aslında bir “habitat”: Batılıların yaşadığı her yer “Batı”dır!
Romandaki bu çarpıcı eksiklik, Camus’nün Cezayir doğumlu olması, bir dönem Cezayir Komünist Partisinde militanlık yapması, sömürge sistemine açıkça karşı çıkmış bir aydın olması nedeniyle daha da tuhaftır.
Gerçi Camus birçok çevre tarafından Cezayir’in bağımsızlığını desteklemediği ve Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi FLN’in sivilleri de hedef alan eylemlerine karşı çıktığı için çok eleştirilmiştir.
Öte yandan, Camus bağımsızlığı desteklememekle birlikte, sömürge sistemine son verilmesinden yana olduğunu her zaman açıkça belirtmiştir. Onun hayalini kurduğu sistem, bağımsızlığa gerek bırakmayacak şekilde eşitlik temelinde federal ya da özerklik türü yeni bir ortaklığa geçilmesiydi.
Camus’nün FLN’in sivilleri de hedef alınmasına karşı çıkması aslında Cezayir’e özgü değildi, daha genel anlamda “hedefe varmak için her yol mubah” anlayışına karşı çıkmasıyla alakalıydı.
Dolayısıyla, yazarın bu siyasi yaklaşımlarının doğruluğu yanlışlığı ayrı mesele, ama Veba’da bir Arap öznenin yer almayışını bu siyasi tartışmalara bağlamak pek doğru olmaz.
SONUÇ
Camus’nün Veba’yı yazarken bir yandan da bugün pandemi sırasında yaşayacaklarımızın bir kısmını neredeyse 80 yıl öncesinden görüp betimlemesi elbette hem onun dehasının hem de edebiyatın gücünün kanıtıdır.
Ancak Camus’nün asıl katkısı, toplumsal felaketlerle mücadele için bu romanda ortaya koyduğu felsefi yaklaşımdır.
Özetleyecek olursak: “İstesen de ‘bana ne’ diyemezsin/isyan edeceksin/ korkmayacaksın/insanların ölmesine razı olmayacaksın/gerekirse tanrıya bile karşı geleceksin/insanlık onuruna sahip çıkarak yılmadan mücadele edeceksin çünkü başka çaren yok/ama kendini de kahraman sanmayacaksın…”
Camus’ye göre edebiyatçıya düşen ise, bunu bir kahramanlık destanına dönüştürmeden mücadeleye tanıklık etmek, onu sonraki kuşaklara aktarmaktır.
Camus’nün bu romanda yaptığı tam da budur, anlatıcısı gibi o da: “Susanların arasında yer almamak, o vebalılardan yana tanıklık etmek, onlara yönelik adaletsizliği ve şiddete ilişkin en azından bir anı bırakmak ve felaketlerin ortasında neler öğrenildiğini, insanların içinde hor görülecek şeylerden çok, hayranlık duyulacak şeylerin bulunduğunu söylemek için burada son bulan anlatıyı kaleme almaya karar verdi.
Çünkü biliyordu ki insanlar kendilerini özgür sansalar da “felaketler oldukça kimse asla özgür olamayacak”; dolayısıyla tıpkı roman karakteri Rieux gibi o da “belki bir gün insanların bir mutsuzluk yaşaması ya da bir şeyler öğrenmesi için vebanın kendi farelerini uyandırıp mutlu bir kente ölmeye yollayabileceğinden haberi olmadığını biliyordu”.
İşte bunun için yazılışından onlarca yıl sonra yine ve yeniden okumak gerek Camus’nün romanını. Veba ya da Corona ya da başka kara vebalar, kılık değiştirmiş faşizmler geri gelecek: Hazırlıklı olmak gerek…
https://www.artigercek.com/yazarlayigit-benevebayi-camus-nun-felsefesiyle-alt-etmek
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.06.07 02:19 karanotlar Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı

Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı
https://preview.redd.it/03231g4bsd351.jpg?width=200&format=pjpg&auto=webp&s=fa03d3d71cf7ec53a8f54d5bacaebd8a060efb2c
Dünyada sadece tek bir medeniyet var
Mark Zuckerberg insanlığı çevrimiçi ortamda birleştirme hayalleri kurarken, son zamanlarda çevrimdışı diyarda cereyan eden olaylar “medeniyetler çatışması” tezinin ateşini körükledi. Pek çok âlim, siyasetçi ve sıradan vatandaş Suriye iç savaşı, IŞİD’in peydahlanması, Brexit’in yarattığı kargaşa ve Avrupa Birliği’nde yaşanan istikrarsızlık gibi konuların hepsinin “Batı Medeniyeti”yle “İslam Medeniyeti” arasındaki çatışmadan kaynaklandığına inanıyor. Batı’nın Müslüman milletlere demokrasi ve insan hakları getir-me girişimleri şiddetli bir İslami tepkiye yol açtı ve Müslüman göçü dalgası beraberinde gerçekleşen İslami terör saldırıları sonucu Avrupalı seçmenler çokkültürlülük hayallerini rafa kaldırıp yabancı düşmanı yerel kimliklere meyletmeye başladı.
Sözkonusu teze göre insanlık ezelden beri birbiriyle uzlaşması mümkün olmayan dünya görüşlerine sahip bireylerin oluşturduğu farklı medeniyetlere ayrılmıştı. Bu birbiriyle bağdaşmayan dünya görüşleri medeniyetlerarası çatışmayı kaçınılmaz kılıyordu. Nasıl ki tabiatta farklı türler doğal seçilimin acımasız yasaları doğrultusunda hayatta kalmaya çalışıyordu, medeniyetler de tarih boyunca defalarca çatışmış ve sadece en güçlü olanlar hayatta kaldığından olan biteni onlar aktarmıştı. Bu amansız hakikati göz ardı edenler, ister liberal siyasetçiler ister akılları beş karış havada mühendisler olsun, hatalarının ceremesini çekeceklerdi.’ “Medeniyetler çatışması” tezinin pek çok siyasi çıkarımı var. Tezin savunucuları “Batı”yla “Müslüman âlemi” birleştirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısızlığa mahkûm olduğunu ileri sürüyor. Müslüman ülkeler asla Batı’nın değerlerini benimsemeyecek, Batılı ülkeler de asla Müslüman azınlıkları özümsemeyi başaramayacak. Buna istinaden ABD, Suriye veya Irak’tan gelen göçmenleri kabul etmemeli ve Avrupa Birliği de çokkültürlü-lük yanılgısından kurtulup göğsünü gere gere Batı kimliğine bürünmelidir. Uzun vadede doğal seçilim sınavından sadece tek bir medeniyet geçecektirve Brüksel’deki bürokratlar Batı’yı İslam tehlikesinden korumayı reddediyorsa o vakit Birleşik Krallık, Danimarka ya da Fransa bu işin altından kendi başına kalkmalıdır.
Oldukça yaygın olsa da hatalı bir tezdir bu. Aşırı İslam ciddi bir tehlike arz ediyor olabilir ama tehdit ettiği “medeniyet”, Batı’ya özgü bir fenomen değil tüm dünya medeniyeti. IŞİD, İran’la ABD’yi ona karşı birlik olmaya boşuna itmedi. Ayrıca ortaçağdan kalma tüm fantezilerine rağmen, aşırı İslamcılar bile sırtlarını 7. yüzyıl Arabistan kültüründen ziyade çağdaş küresel kültüre dayıyor. Ortaçağ çiftçi ve tüccarlarının değil dışlanmış modern gençlerin korku ve umutlarına hitap ediyorlar. Pankaj Mishra ve Christopher de Bellaigue’un güçlü bir şekilde ortaya koyduğu üzere, radikal İslamcılar Hz. Muhammed kadar Marx ve Foucault’dan da etkilenmiş, Emevi ve Abbasi halifeleri kadar 19. yüzyıl Avrupalı anarşistlerinin de mirasını devralmışlardır. Dolayısıyla IŞİD’i dahi gökten inmiş esrarengiz bir ağacın meyvesi gibi değil de hepimizin paylaştığı küresel kültürden türemiş kötü bir tohum şeklinde düşünmek daha doğru olur.
Daha da önemlisi “medeniyetler çatışması” tezine dayanak olarak tarihle biyoloji arasında kurulan alegori yanlış. Küçük kabilelerden devasa medeniyetlere kadar her tür insan topluluğu hayvan türlerinden esas itibarıyla farklıdır ve tarihsel çatışmalar doğal seçilimden büyük farklılıklar gösterir. Hayvan türleri binlerce yıl sağlam kalan nesnel kimliklere sahiptir. Şempanze mi goril mi olduğunuz inançlarınıza göre değil genlerinize göre belirlenir ve farklı genler başka toplumsal davranışlar dayatır. Şempanzeler dişi erkek karışık gruplar halinde yaşar. İktidar için her iki cinsiyetten destekçilerin ittifakını sağlayarak yarışırlar. Buna karşın gorillerde tek bir baskın erkek, dişilerden oluşan bir harem kurar ve lider genellikle konumunu sarsma tehlikesi taşıyan diğer erkekleri kovar. Şempanzeler gorillere özgü toplumsal düzenlemeleri benimseyemez, goriller şempanzeler gibi örgütlenemez ve bildiğimiz kadarıyla şempanze ve gorillerin kendilerine özgü toplumsal sistemleri onyıllardır değil yüz binlerce yıldır süregelmiştir. İnsanlarda buna benzer bir şey göremeyiz. Evet, insan topluluklarının da kendilerine has toplumsal sistemleri var ama bunları belirleyen genler değil, ayrıca birkaç yüzyılı aşkın süre boyunca sağlam kalan birsistem de pek yok.
Örneğin 20. yüzyılda yaşayan Almanları ele alalım. Yüz yıldan kısa bir süre içinde Almanlar kendilerini altı farklı sistem içerisinde teşkilatlandırdı: Ho-henzollern Hanedanı, Weimar Cumhuriyeti, Üçüncü Reich, Alman Demokratik Cumhuriyeti (namıdiğer komünist Doğu Almanya), Almanya Federal Cumhuriyeti (namıdiğer Batı Almanya) ve son olarak yeniden birleşen demokratik Almanya. Elbette Almanlar Almanca konuşmayı, bira içip bratwurst yemeyi sürdürmüştür. Ama Almanları tüm diğer milletlerden ayıran kendilerine has ve II. Wilhelm’den Angela Merkel’e kadar değişmeden kalmış bir öz var mı? Ve böyle bir şey buldunuz diyelim, o şey bin ya da beş bin yıl önce de var mıydı?
Yürürlüğe girmeyen Avrupa Birliği Anayasası Önsözü, “Avrupa’nın ihlal edilemez ve şahısların elinden alınamaz insan hakları, demokrasi, eşitlik ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlerin oluşmasına temel sağlayan kültürel, dini ve insani mirasın” esas alındığını ifade ederek başlıyor.’ Bu söylem doğrultusunda Avrupa medeniyetini insan hakları, demokrasi, eşitlik ve özgürlük ilkelerinin belirlediği izlenimini edinebiliriz rahatlıkla. Antik Atina demokrasisiyle günümüz Avrupa Birliği arasında doğrudan bir bağlantı kurarak Avrupa’nın 2500 yıllık özgürlük ve demokrasi geleneğini öven pek çok söylev bulunur.
Durum filin kuyruğunu tutup fil denen hayvanı bir çeşit fırça sanan kör adamın hikâyesinden farksız. Avrupa’nın yüzlerce yıldır demokratik fikirler barındırdığı doğru ama bu fikirler hiçbir zaman bütünlüklü değildi. Atina demokrasisi tüm görkemine ve yarattığı etkiye karşın sadece iki yüz yıl hayatta kalabilmiş ve Balkanlar’ın ufak bir köşesinde isteksizce uygulanmış bir deneyden ibaretti. Avrupa medeniyeti geçtiğimiz 2500 yıl boyunca demokrasi ve insan haklarının beşiği olduysa, Sparta ile Jül Sezar’ı, Haçlılar ile Konkistadorlar’ı, Engizisyon ile köle ticaretini, XIV. Louis ile Napolyon’u, Hitler ile Stalin’i nereye oturtacağız? Bunların hepsi yabancı medeniyetlerden gelen davetsiz misafirler mi? Esasen Avrupa medeniyetini Avrupalıların ona yüklediği anlam belirliyor; nasıl ki Hıristiyanlığı Hıristiyanların Hıristiyanlığa yüklediği anlam, İslam’ı Müslümanların İslam’a yüklediği anlam, Yahudiliği Yahudilerin Yahudiliğe yüklediği anlam belirliyorsa. Ve bu medeniyete yüzyıllar içinde son derece farklı anlamlar yüklenmiş. İnsan topluluklarını süregiden herhangi bir şeyden ziyade uğradıkları değişimler tanımlar ama insanlar hikâye anlatma becerileri sayesinde kendilerine her koşulda kadim bir kimlik yaratmayı başarırlar. Ne tür devrimler yaşanırsa yaşansın insanlar genellikle eskiyle yeniyi aynı potada eritirler. Bireyler bile devrim niteliği taşıyan şahsi değişimlerini anlamlı ve güçlü bir hayat hikâyesi oluşturacak şekle sokabilir: “Bir zamanlar sosyalisttim ama sonra kapitalist oldum; Fransa’da doğdum ama şimdi ABD’ de yaşıyorum; evliydim ama boşandım; kansere yakalandım ama iyileştim.” Aynı şekilde Almanlar gibi bir topluluk da kendilerini geçirdikleri deneyimler üzerinden tanımlayabilir: “Bir zamanlar Naziydik ama dersimizi aldık ve artık barış yanlısı demokratlarız.” Önce 11. Wilhelm, sonra Hitler ve son olarak da Merkel dönemlerinde kendini gösteren nevi şahsına münhasır bir Alman niteliği aramaya gerek yok. Alman kimliğini belirleyen, bu kökten dönüşümlerin ta kendisi. 2018′ de Almanlık liberal ve demokrat değerleri savunurken Naziliğin ağır mirasıyla cebelleşmek demek. 2050’de ne anlama gelir kim bilir.
İnsanlar çoğunlukla, özellikle de konu temel siyasal ve dini değerler olunca, bu değişimleri görmezden gelir. Sahip olduğumuz değerlere yedi ceddimizden kalma kıymetli miraslarmış muamelesi yaparız. Ne var ki böyle yapabilmemizin yegâne sebebi ceddimizin ölüp gitmiş ve söz alamayacak olmasıdır. Örneğin Yahudilerin kadınlara karşı tutumunu ele alalım. Günümüzde aşırı Ortodoks Yahudiler kamusal alanda kadın imgesine yer verilmesine izin vermiyor. Aşırı Ortodoks Yahudilere yönelik reklamlarda sadece erkeklere ve erkek çocuklara yer veriliyor; kadınlar ve kız çocukları asla kullanılmıyor.
2011’de aşırı Ortodoks tandanslı Brooklyn gazetesi Di Tzeitung, Usame bin Ladin’in ikamet ettiği komplekse düzenlenen baskını izleyen ABD’li devlet görevlilerinin fotoğrafını, fotoğraftaki Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da dahil, kadınları dijital yöntemle silerek yayınlayınca bir skandal patlak vermişti. Gazete daha sonra yaptığı açıklamada, Yahudi “tevazu kaideleri” gereği böyle yapmak zorunda kaldıklarını söylemişti. Benzer bir skandal Ha-Mevaser gazetesi Charlie Hebdo katliamının ardından düzenlenen gösteride çekilmiş bir fotoğraftan Angela Merkel ‘i, olur da Merkel ‘in resmi sadık okurlarının zihnine şehvet tohumları ekerse diye çıkarınca yaşanmıştı. Başka bir aşırı Ortodoks gazetenin yayıncıları da bu davranışı desteklemiş, “Arkamızda binlerce yıllık Yahudi geleneği var,” diye açıklamıştı.
Kadınların görülmesinin en ciddi şekilde yasaklandığı yer de sinagoglar. Ortodoks sinagoglarında kadınlar erkeklerden itinayla ayrı tutuluyor ve dua eden ya da Kutsal Kitap okuyan erkekler ezkaza kadın bedeni görmesin diye bir perdenin arkasında yer alan sınırlı bir alanda duruyorlar. Peki ama tüm bunlar binlerce yıllık Yahudi geleneğine dayanıyorsa, arkeologlar İsrail’deki Mişna ve Talmud dönemlerinden kalma antik sinagogları kazdı-ğında ortaya çıkan gerçekleri, cinsiyet ayrımına dair hiçbir kanıt bulunmamasından öte, kimi yarı çıplak denilebilecek kadınların resmedildiği güzide yer mozaiklerini ve duvar resimlerini ne yapacağız? Mişna ve Talmud’u kaleme alan hahamlar bu sinagoglarda dua edip çalışmış ama günümüz Ortodoks Yahudileri bunları günah, dine hakaret ve eski geleneklere saygısızlık olarak değerlendiriyor.
Eski geleneklerin bu minvalde çarpıtılmasına dair örneklere her dinde rastlanır. IŞİD, İslam’ın özgün ve saf haline dönmekle övünür ama aslında yepyeni bir İslam anlayışları var. Eski kutsal metinlerden alıntı yaptıkları doğru ama hangi metinleri kullanıp hangilerini göz ardı edecekleri ve alıntıladıkları kısımları nasıl yorumlayacakları hususunda ihtiyatlı davranıyorlar. Esasen kutsal metinleri işlerine geldiği gibi yorumlama tavırları da başlı başına çağdaş bir olgu. Bilindiği üzere, tefsir, eğitim görmüş ulema sınıfının, Kahire’deki El-Ezher gibi saygın kurumlarda İslam hukuku ve teolojisi çalışan âlimlerin tekelindeydi. IŞİD liderlerinin pek azı böyle bir eğitime sahip; ulema sınıfının en saygın mensupları, Ebu Bekir el-Bağdadi ve şürekâsını cahil ve azılı mücrimler olarak görüp kınıyorlar.
Bu durum IŞİD’i, kimilerinin iddia ettiği gibi “İslam dışı” ya da “İslam karşıtı” kılmıyor. Barack Obama gibi Hıristiyan liderlerin kalkıp Ebu Bekir el-Bağdadi gibi Müslümanlığı kimlik edinmiş kişilere Müslüman olmanın ne demek olduğunu anlatmaya cüret etmesi de son derece ironik.8 İslam’ın özüne dair hararetli tartışmaların hiçbir anlamı yok. İslam’ın belli bir DNA’sı yoktur. Müslümanlar ona ne anlam atfederse İslam da o anlama gelir.9
Almanlar ve goriller İnsan gruplarıyla hayvan türlerini birbirinden ayıran çok daha keskin bir fark var. Türler çoğu kez ayrılır ama asla birleşmez. Yedi milyon yıl kadar önce şempanze ve gorillerin ortak bir atası vardı. Bu tek ata türü zamanla kendi farklı evrimsel yollarını tutan iki popülasyona ayrıldı. Böyle bir sürecin bir kez gerçekleştikten sonra geri dönüşü yoktur. Farklı türlere ait canlılar çiftleştiğinde kendi aralarında üreyebilen yavrular doğuramadığından, türlerin kaynaşması mümkün değildir. Goriller şempanzelerle, zürafalar fillerle, köpekler kedilerle birleşemez.
Bunun aksine insan kabileleri zaman içinde gittikçe daha büyük gruplar meydana getirecek şekilde kaynaşma eğilimindedir. Çağdaş Almanlar kısa bir süre öncesine kadar birbirinden pek haz etmeyen Saksonlar, Prusyalılar, Svabyalılar ve Bavyeralıların birleşmesiyle oluşmuştur. Denildiğine göre, Otto von Bismarck (Darwin’in Türlerin Kökeni eserini okuduktan sonra) Avusturyalılarla insan arasındaki kayıp halkanın Bavyeralılar olduğunu ifade etmiştir.’0 Fransız halkı Franklar, Normanlar, Bretonlar, Gaskonlar ve Provanslıların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Kanalın diğer tarafında da İngiliz, İskoç, Galli ve İrlandalıların (isteseler de istemeseler de) kay-naştırılmasıyla Britanyalılar meydana gelmiştir. Çok geçmeden Almanlar, Fransızlar ve Britanyalılar da kaynaşıp Avrupalıları oluşturabilir.
Londra, Edinburgh ve Brüksel’de yaşayan insanların bugünlerde güçlü bir biçimde fark ettiği üzere birleşmeler her daim ebedi olmuyor. Brexit hem Birleşik Krallık hem de Avrupa Birliği’nin eşzamanlı olarak çözülmesini pekâlâ tetikleyebilir. Ancak uzun vadede tarihin ne yönde seyredeceği belli. On bin yıl önce insanlık sayısız münferit kabileye bölünmüş durumdaydı. Geçen her bin yıl bu parçalar daha büyük yığınlar meydana getirecek şekilde iç içe geçti ve birbiriyle bağlantısı bulunmayan medeniyetler giderek azaldı. Kalan birkaç medeniyet de tek bir dünya medeniyetine dönüşecek şekilde kaynaşıyor. Siyasi, etnik, kültürel ve ekonomik ayrımlar hâlâ var ama bunlar asli birliği bozmuyor. Hatta kimi ayrımları mümkün kılan da bu geniş ve kapsamlı ortak yapı. Mesela ekonomide, herkes aynı piyasaya iştirak etmezse işbölümü başarıyla sağlanamaz. Bir ülkenin otomobil veya petrol üretiminde uzmanlaşması ancak buğdayve pirinç üreten başka bir ülkeden gıda ürünü temin edebiliyorsa mümkündür.
İnsanların birleşme sürecinin iki belirgin biçimi var: farklı zümreler arasında bağlantı kurmak ve zümreler arasındaki faaliyetleri homojenleştirmek. Oldukça farklı davranmaya devam eden zümreler arasında bile bağlantılar kurulabilir. Hatta can düşmanı zümreler arasında bile bağlantı kurulabilir. İnsanlar arasındaki en kuvvetli kimi bağlar bizzat savaşla kurulur. Tarihçiler, küreselleşmenin 1913’te zirveye ulaştığını, ardından dünya savaşları ve Soğuk Savaş sırasında uzunca bir süre düşüşe geçip ancak 1989’dan sonra yeniden yükselmeye başladığını iddia ederler çoğunlukla. ” Bu tespit ekonomik küreselleşme açısından doğru kabul edilebilir ama fark içermekle beraber aynı derecede önem taşıyan askeri küreselleşmeyi göz ardı eder. Fikirlerin, teknolojilerin ve insanların dört bir yana yayılma hızı ticaretten çok savaşla artar. 1918’de ABD’nin Avrupa’yla bağı 1913’e nazaran daha güçlüydü ve iki dünya savaşı arasındaki dönemde uzaklaşan tarafların kaderi 11. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş’la ayrılmaz bir şekilde iç içe geçti.
Ayrıca savaş insanların birbirine ilgisini körükler. ABD’nin Rusya’ya duyduğu ilgi Soğuk Savaş döneminde doruğa ulaşmış, Moskova koridorlarında biri öksürse Washington merdivenlerinde bir koşuşturma başlar olmuştu. İnsanların düşmanlarına duyduğu alaka ticaret ortaklarına duyduklarını katbekat aşar. Vietnam hakkında çekilmiş filmlerin sayısı, Tayvan hakkındaki filmlerin sayısını en az elliye katlar.
Ortaçağ olimpiyatları 21. yüzyılın başında dünya farklı zümreler arasında bağlar kurulmasının çok ötesine geçti. Dünyanın farklı yerlerindeki insanlar birbiriyle iletişim kurmakla kalmayıp giderek daha çok benzer inanç ve davranış biçimlerini benimsemeye başladılar. Bin yıl önce gezegenimiz düzinelerce farklı siyasi modele elverişli topraklara sahipti. Avrupa’da bağımsız şehir devletleri ve ufak çaplı teokrasilerle çekişen feodal beyliklerle karşılaşabilirdiniz. İslam dünyasında evrensel hâkimiyet iddiası taşıyan bir halife bulunsa da krallıklar, sultanlıklar ve emirlikler de mevcuttu. Çin imparatorları kendilerini tek meşru siyasi merci olarak görüyor, kabilelerin oluşturduğu birlikler Çin’in kuzeyiyle batısında birbiriyle çatışıp duruyordu. Hindistan ve Güneydoğu Asya’da rejim çeşitliliği hüküm sürerken Amerika, Afrika ve Güneydoğu Asya’daki adalar boyunca hem küçük avcı toplayıcı gruplar hem de genişleyen imparatorluklar yer alıyordu. Bırakın uluslararası yasaları, komşu insan gruplarının bile ortak diplomatik prosedürler üzerinde anlaşamamasına şaşırmamak gerek. Her toplumun kendi siyasi paradigması bulunuyordu ve yabancı siyasi kavramları anlayıp bunlara saygı göstermeleri zordu.
Aksine günümüzde her yerde kabul edilen tek bir siyasi paradigma var. Gezegenimiz iki yüz bağımsız devlete bölünmüş durumda ve bu devletler aynı diplomatik protokoller ve ortak uluslararası hukuk konusunda genellikle uzlaşıyor. İsveç, Nijerya, Tayland, Brezilya; hepsi atlaslarımızda aynı tip renkli şekiller halinde gösteriliyor; hepsi Birleşmiş Milletler üyesi; pek çok farklılık barındırsalar da hepsi aynı hak ve ayrıcalıklara sahip egemen devletler olarak tanınıyor. Aslında hepsi temsil organları, siyasi partiler, genel oy hakkı ve insan haklarına en azından simgesel bir inancı da içine alan pek çok ortak siyasi anlayış ve uygulamaya sahipler. Londra’da ve Paris’te bulunduğu gibi Tahran’da, Moskova’da, Cape Town’da ve Yeni Delhi’de de bir meclis bulunuyor. İsraillilerle Filistinliler, Ruslarla Ukraynalılar, Türklerle Kürtler küresel kamuoyunun kendi taraflarını tutması için yarışırken hep aynı söylemi; insan hakları, bağımsız devlet ve uluslararası hukuktan dem vuran söylemi kullanıyorlar. Dünya belki “başarısız devletler” silsilesinden payını almıştıramabildiği tek bir başarılı devlet paradigması vardır. Dolayısıyla küresel siyaset Anna Karenina prensibine göre işliyor: başarılı devletlerin hepsi aynı ama tüm başarısız devletler baskın siyasi formülün şu veya bu içeriğini eksik bıraktıkları için kendilerine has bir biçimde başarısız oluyor. Kısa bir süre önce IŞİD bu formülü toptan reddedip tamamıyla bambaşka, evrensel halifeliği esas alan bir siyasi varlık göstermek istemesiyle dikkat çekti. Fakat tam da bu sebeple başarısız oldu. Pek çok gerilla hareketi ve terör örgütü yeni ülkeler kurmayı ya da var olanları ele geçirmeyi başardı. Ama bunu yapabilmelerinin sebebi küresel siyasi düzenin temel ilkelerini kabul etmeleriydi. Taliban bile uluslararası arenada bağımsız Afganistan’ın meşru hükümeti olarak tanınmanın peşine düştü. Şimdiye kadar küresel siyasetin ilkelerini reddeden hiçbir grubun kayda değer bir bölgede kalıcı kontrol sağlayabildiği görülmedi.
Belki de küresel siyasi paradigmanın gücünü ortaya koymanın en iyi yolu savaş ve diplomasi gibi ağır siyasi sorulardan bahsetmektense, 2016 Rio Olimpiyatları gibi bir konuya değinmek. Olimpiyatların nasıl organize edildiğini düşünün. 11 bin sporcu din, sınıf ya da dil gözetilmeden, milliyetleri esas alınarak delegasyonlara ayrılıyor. Budist delegasyonu, proletarya delegasyonu ya da İngilizce konuşanlar delegasyonu diye bir şey yok. Birkaç örnek dışında (özellikle de Tayvan ve Filistin), sporcuların milliyetini belir-lemek gayet basit. 5 Ağustos 2016’da düzenlenen açılış töreninde sporcular gruplar halinde geçerek milli bayraklarını salladı. Michael Phelps ne zaman yeni bir altın madalya kazansa Amerikan milli marşı eşliğinde Amerikan bayrağı çekildi göndere. Emilie Andeol judo dalında altın madalya kazanınca “Marseillaise” çalınıp Fransa’nın üç renkli bayrağı dalgalandırıldı.
Duruma uygun şekilde dünyadaki her ülkenin aynı evrensel model çerçevesinde bir milli marşı var. Neredeyse tüm milli marşlar orkestra eşliğinde söylenebilecek birkaç dakikalık kompozisyonlar, yani yalnızca dini göreve veraset yoluyla gelmiş belli bir zümrenin okuyabildiği yirmi dakikalık ilahiler sözkonusu değil. Suudi Arabistan, Pakistan ve Kongo gibi ülkeler bile milli marşları için Batılı müzik standartlarını benimsemiş. Çoğu marş Beethoven’ın kılını kıpırdatmadan besteleyebileceği nitelikte. (Arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde tüm geceyi YouTube’dan çeşitli milli marşlar çalıp hangisinin hangi ülkenin marşı olduğunu tahmin etmeye çalışarak geçirebilirsiniz.) Marşların sözleri bile dünya genelinde neredeyse aynı; aynı ortak siyasi görüşleri ve topluluğa bağlılık anlayışını yansıtıyorlar. Örneğin sizce aşağıdaki milli marş hangi ülkeye ait olabilir? (Yalnız ülkenin adını genel bir ifade olsun diye “ülkem” şeklinde değiştirdim):
Ülkem, vatanım, Toprağına kanımı akıttığım, Başında bekliyorum, Bekçisiyim vatanımın. Ülkem, milletim, Halkım ve vatanım, Birlikte haykıralım “Birlik ol vatanım!” Yaşasın toprağım, devletim, Milletim, vatanım, hep bir bütün kalsın. Ruhu dirilsin, canlansın bedeni, Büyük ülkem için bunların hepsi! Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sevdiğim evim ve ülkem. Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sen çok yaşa büyük ülkem!
Cevap Endonezya. Peki Polonya, Nijerya ya da Brezilya desem şaşırır mıydınız? Milli bayraklara da aynı sıkıcı temayüller hâkim. Tek bir istisna var. Tüm bayraklar bir dikdörtgen kumaş üzerine işlenmiş son derece sınırlı sayıda renk ve geometrik şekilden ibaret. Bir tek Nepal farklı. Nepal bayrağı iki üçgen şeklinde (ama Olimpiyatlarda hiç madalya almadılar). Endonezya bayrağı beyaz üstünde kırmızı şerit. Polonya bayrağı kırmızı üstünde beyaz şerit. Monako bayrağı Endonezya bayrağıyla aynı. Renk körü birinin Belçika, Çad, Fildişi Sahili, Fransa, Gine, İrlanda, İtalya, Mali ve Romanya bayraklarını birbirinden ayırması mümkün değil; hepsinde değişik renklerde yan yana üç şerit var.
Bu ülkelerin bazıları birbirleriyle kıyasıya savaşmış ama 20. yüzyılın çalkantıları esnasında Olimpiyat Oyunları savaş yüzünden sadece üç defa iptal edilmiş (1916, 1940 ve 1944’te). 1980’de ABD bazı yandaşlarıyla beraber Moskova Olimpiyatları’nı boykot etmiş. 1984’te Sovyet bloğu Los Angeles’ta düzenlenen olimpiyatları boykot etmiş. Ve çeşitli seneler Olimpiyat Oyunları siyasi çalkantıların göbeğinde cereyan etmiş (bunların en önemlileri Nazi döneminde Berlin’de düzenlenen 1936 Olimpiyatları ve 1972 Münih Olimpiyatları’nda Filistinli teröristlerin İsrail takımını katletmesi). Fakat genele bakarsak siyasi anlaşmazlıklar Olimpiyat projesini yoldan çıkaramamış.
Şimdi bin sene öncesine gidelim. Diyelim 1016 yılında ortaçağ olimpiyatlarını Rio’da düzenlemek istiyorsunuz. O vakitler Rio’nun Tupi halkının yaşadığı küçük bir köy olduğunu12 ve Asya, Afrika ve Avrupa yerlilerinin Amerika Kıtası’ndan haberi bile olmadığını bir anlığına unutun. Dünyanın en iyi sporcularını uçak yokken nasıl Rio’ya getireceğinize dair lojistik sorunları kafanızdan çıkarın. Dünya çapında herkesin yaptığı pek az ortak spor dalı bulunduğunu ve herkes koşsa bile koşu yarışı kaideleri konusunda herkesin anlaşamayacağını da unutun. Sadece yarışacak delegasyonları neye göre gruplayacağınızı düşünün. Günümüzün Olimpiyat Komitesi Tayvan ve Filistin sorunu üzerine saatlerce kafa patlatıyor. Ortaçağ olimpiyatlarının siyasi sorunları üzerine kaç saat harcamanız gerekeceğini bulmak için bu süreyi on binle çarpın.
Öncelikle 1016’da Çin’deki Song İmparatorluğu dünyadaki başka hiçbir siyasi oluşumu kendi dengi görmüyordu. Dolayısıyla kendi Olimpiyat dele-gasyonuyla Kore’nin Koryo Krallığı ya da Vietnam’daki Dai Viet Krallığı, hele hele deniz aşırı yerlerdeki ilkel barbarların delegasyonlarıyla aynı kefeye konulmasını akla hayale sığmayacak bir aşağılanma olarak algılardı.
Bağdat’taki halife kendini evrensel hegemonyaya sahip görüyor ve çoğu Sünni Müslüman tarafından dini lider statüsünde tutuluyordu. Ancak pratikte halifenin Bağdat yönetiminde pek bir sözü yoktu. O halde tüm Sünni sporcular tek bir halife delegasyonu altında mı toplanacak yoksa Sünni dünyasına hükmeden sayısız emirlik ve sultanlıklara göre mi ayrılacaklar? Ama iş neden emirlikler ve sultanlıklarla sınırlı kalsın? Arabistan çöllerinde Allah’tan başka hükümdar tanımayan bir dolu özgür bedevi kabile yaşıyor. Bunların her birinin okçuluk ya da deve yarışı dallarında müsabaka edecek bağımsız takımlar göndermesine izin verilecek mi? Avrupa da aynı ölçüde baş ağrısına sebep verecek nitelikte. Norman kasabası Ivry’den çıkan bir sporcu Ivry Kontu’nun mu yoksagüçsüz Fransa Kralı’nın mı sancağı altında yarışacak?
Bu siyasi oluşumların pek çoğu yıllar içinde belirip kaybolmuş. Siz 1016 Olimpiyatları’na hazırlık yaparken hangi delegasyonların zuhur edeceğini önceden bilmeniz mümkün değil çünkü kimse bir sonraki sene hangi siyasi oluşumların varlık göstermeyi sürdüreceğini bilmiyor. İngiltere Krallığı 1016 Olimpiyatları’na katılmış olsa sporcular madalyalarını alıp eve dönünce Londra’nın Danimarkalılar tarafından işgal edildiğini ve İngiltere’nin Danimarka, Norveç ve İsveç’le birlikte Kral Büyük Knud’un Kuzey Denizi İmparatorluğu’na dahil edildiğini görürlerdi. Yirmi yıl sonra bu imparatorluk dağıldı ama ondan otuz sene sonra İngiltere yeniden, bu defa Normandi-ya Dükü tarafından işgal edildi.
Bu gelipgeçici siyasi oluşumların pek çoğunun ne çalacak bir milli marşı ne de göndere çekecek bir bayrağı bulunmadığını söylemeye gerek bile yok. Tabii ki siyasi semboller önemliydi ama Avrupa siyasetinin sembolik diliyle Endonezya, Çin ya da Tupi siyasetlerinin sembolik dilleri birbirinden son derece farklıydı. Zafer göstergesi teşkil edecek ortak bir protokol üzerinde anlaşmak neredeyse imkânsız olurdu.
O yüzden 2020 Tokyo Olimpiyatları’nı izlerken milletler arasındaki bu sözde çekişmenin aslında muazzam bir küresel uzlaşmayı temsil ettiğini unutmayın. Kendi ülkelerinin temsilcileri altın madalya kazanıp bayrakları göndere çekilince herkesi milli gurur duygusu kaplıyor ama esasen insanlığın böyle bir etkinlik düzenleyebilmesi çok daha büyük bir gurur kaynağı.
Yuval Noah Harari 21. Yüzyıl İçin 21 Ders
https://www.cafrande.org/dunyada-sadece-tek-bir-medeniyet-var-yuval-noah-harari/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.20 09:35 Aserd321 Jah'ın hikayesi

BUNU OKUYACAK 3 KİŞİYE
Jaharia'nın sarp dağlarının eteklerindeki kulübesinde Jah adında bir oduncu yaşardı.Jah gür saçı ve sakallları ile uzaklardaki soğuk adamlara benzemekteydi.Jah'ın bir özelliği vardı.Çocukken başına musallat olmuş bu özelliği köyden ayrılmasına sebep olmuştu.Babası köyün hekimiydi ve Jah babasının yanında küçükken ondan tıp dersleri almış ve okumaya erkenden merak salmıştı.Ama yaşadığı ortam buna müsait değildi.Köyde bilgili insanlar sevilmezdi.Çünkü köy ağaları bu durumdan hep korkmuştu ve kuruluşundan beri böyle şeyler köyde yasaklıydı.
Sadece tek bir konuda uzmanlaşabilirdi köy halkı.İkinci bir konuda uzmanlaşanlar ise sürgün edilir ve köye girişi sonsuza dek yasaklanırdı.
Ama Jah büyüdükçe bu tutkusunun içinde büyüdüğünü hisetti.Buna engel olamıyor,bazen kilerde mum ışığında eski zamanlardan kalma kitapları okuyordu.
Büyüdükçe daha bir sözü geçer oldu.Halk tarafından korkulup,ağalar tarafından köyden atılması için onun hakkında planlar kurulmasına kadar gitti bu olaylar.
Köyden çok uzak olmayan bir yerde,karanlık bir mağarada bir canavar yaşamaktaymış.Bu canavar bazen uluyup bazen guruldayarak köyden yemek istermiş.Ağalar'da aslında bu şekilde ayakta kalıyormuş.Köylülere onları canavardan koruduğunu söyleyip canavar ile iş birliği içindelermiş.
Jah çocukluktan beri köyün sınırlarında dolanmayı severdi.Bu yüzden bir süre sonra avcı olmaya karar verdi.Bu durum herkesin işine gelmişti,çünkü Jah köyde yokken arkasından daha kolay planlar kuruyorlardı.
Yine birgün avdayken derinlerden mendebur bir ses duydu Jah.
Bu hiçbir hayvandan gelmeyecek bir sesti.
Jah hemen dikkat kesildi ve sesi dinlemeye başladı.Çocukken onu baykuşlar kutsamıştı.Yada köy halkı Jah'ın bu kitap okuma yetisine ve keskin kulaklarına bir anlam bulamayıp böyle uydurmuşlardı.
Sesler bir mağaranın içinden geliyordu.Jah tam içeri girecekken mendebur ses tekrar uludu
"AYYYYYYYY."
Jah sesin neden ay dediğini anlamamıştı.Ay güneşin yardımcısıydı ve geceleri insanları canavarlardan korurdu.Yada insanların ondan beklediği buydu.
Jah dedesinden kalma baltasını çıkardı.Bu canavar köyün huzuruna tehditti ve onu ne kadar sevmeselerde köylülere bunu yapmaya borçlu hissediyordu.
Meşalesini yakıp içeri temkinli adımlarla girdi Jah.Canavar onun köy ağası olmadığını anlamıştı.
"Ağa nereye gitti?Sen kimsin?" dedi Jah'a.Jah ise "Ben Twitchul oğlu Jahulin'im.Asıl sen kimsin?Ağayla ne istersin?" dedi.
Yaratık daha önce hiç duymadığı bir şey duymuş gibi yerinden kalkmaya çalıştı ama başaramdı.Burada çok uzun süredir durmaktaydı.Bu duyduklarının hayal olduğunu kabul ettirmeye çalıştı kendine ve birdaha sordu.
"Beni duymadın değil mi?"
Jah ise herşeyi gayet net bir şekilde duyuyordu.
"Bana adını söyle dedim yabancı." dedi.
Yaratık terlemeye başladı.Eski formunda değildi ve şuan savaşamazdı.
"Ben NYGMALİO." dedi yaratık.
Jah bu adı kitapta okumuştu."Nygmailolar..." dedi."Tarih boyunca insanları öldürmeyip kendine kul yapan ve onların gelişmesine izin vermeyen yaratıklar.Yalanlarına kanmamam lazım"
Nygmalio başka seçeneği kalmadığını düşünerek onu sözleriyle zehirlemeyi düşündü.
"Ayın üstünde ne yazıyor biliyormusun Jah?" diye sordu.
Jah cevabı iyi biliyordu.
"Xes yazmadığı kesin Nygmalio." dedi
Nygmalio daha bu cevabın verdiği etkiyi yenememişti ki göğsünde bişey hisetti.Aşağıya kilosundan dolayı bir türlü göremiyordu ve göremeden de öldü.
Jah ona baltasıyla kritik bir darbe vurmuştu.
Nygmalio'nun kanı ve yağları ortalığa dağılırken Jah artık köye dönemeyeceğini biliyordu.Artık hiçbirşey eskisi gibi olamazdı.Çünkü o artık bir canavar avcısıydı
BURAYA KADAR OKUDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜRLER.NE KADAR PARA O KADAR ÇİKİLAT.TALEBE GÖRE SERİ DEVAM EDER.
LORDUMUZA BURADAN SELAMLAR
submitted by Aserd321 to Jaharia [link] [comments]


2020.05.05 12:32 TheFlatherMan U/AYNENCONVAYNEN RESİTALİ

Hiç fena değil. Ama bildiğin gibi buldurland'ta kaliteyi yukarıda tutmaya çalışıyoruz. O yüzden sana iyi bir şaka yapmak için birkaç ipucu verebilirim:
  1. Resmin üzerine yazı yazmak çok cringe birşey ve 2000lerden kalma yani eski dolayısıyla kötü. Bu yüzden yazıcağın şakalı yazıları üstte beyaz dikdörtgen içine yazarsan şakan daha komik olur. Tıpkı 2010larda yaptığımız gibi.
  2. Burasının burdulland olduğunu unutma. Burada İngilizce meme yapmıyoruz. En fazla Türkçe memenin içinde bazı Türkçe kelimelerin yerine İngilizce karşılıklarını yazabilirsin. Tabi 10 yaşındaki birinin İngilizce bilgisini aşmayacak şekilde. Bu şakana ekstra komiklik katacak ve şakanı olduğundan daha komik yapacaktır. (Böylece daha çok internet puanı alabilirsin.)
  3. Eğer şakanı komik yapıcak meme formatı bulmakta zorlanıyorsan "2010s Best Memes" diye google'da ararsan tüm komik meme formatları önüne serilecektir. Bunların arasından istediğini seçip onu kullanarak istediğin şakayı yapabilirsin. Benim favorilerim (ve eminim diğer bulgurland kullanıcıları da katılacaktır bana) PANIK KALM PANIK, Is this [insert anything], Drake meme ve aynı b0kun lacivertleri, ve vazgeçilmez en komik şaka STONKS tabiki. "stonks adam"ı şakanda ne kadar çok kullanırsan şakan o kadar komik olur unutma.
  4. Bir şakayı ne kadar çok yaparsan o kadar komik olur. Çünkü hepimiz aynı şakayı 1000 tane formatta görmeye bayılıyoruz. Bu yüzden insanlar hangi şakaları yapıyorsa sen de aynılarını yapmalısın. Aksi halde sana internet puanı gelmez. Ki bu da kimsenin seni sevmediği anlamına gelir.
Şimdilik aklıma daha fazlası gelmiyor. Belki bulguriye deki arkadaşlarım eksiğim varsa tamamlar.
Edit: Kesinlikle ama kesinlikle emoji kullanmamalısın. Çünkü emoji kullanmak çok normicringe birşey ve kimse kesinlikle kullanmamalı.
İkinci edit: Daima şakanın başına "hiçkimse:" ya da "nobady:" eklemelisin. Bu muhtemelen şakayı tamamlayan en önemli öğedir. Çünkü üstüne tüy kondurmak şart.
submitted by TheFlatherMan to kopyamakarna2 [link] [comments]


2020.04.17 03:24 karanotlar Sosyalizme Çağrı – Gustav Landauer – 4

Sosyalizme Çağrı – Gustav Landauer – 4
https://preview.redd.it/544rab0ez9t41.png?width=976&format=png&auto=webp&s=341c1b91623d420c7739b60d9c835f89a67a33c7
Sosyalizm İçin
2
Sosyalizm, bir ideal uğruna yeni bir şeyler yaratmak için bir araya gelmiş kişilerin irade eğilimidir.
O halde eski sistemin ne olduğunu ve çağımızda eski gerçekliğin neye benzediğini görelim. Çağımızdan şimdiden, birkaç yıl ya da birkaç on yıl gibi sınırlı anlamıyla değil, en az son dört yüzyıl olarak bizim zamanımız kastedilmektedir.
Bunu akıllarımıza sokalım ve burada baştan belirtelim ki: sosyalizm geniş kapsamlı sonuçları olan büyük bir gayedir. Sosyalizm, insanların gerileyen ailelerini tomurcuk veren bir kültürün zirvesine, ruha ve dolayısıyla da birliğe ve özgürlüğe yönlendirilmesine yardımcı olmayı diler.
Ruh bireylere doğru çekilir. Ruhu halka taşıyanlar, içten güçlü bireylerdi, halkın temsilcileriydi; şimdilerde ise ruh bireylerin, tüm güçlerini tüketmiş marifetli insanların içinde yaşamaktadır
Bu tür sözler, profesörlerin ve hiciv yazarlarının kulaklarını tırmalamaktadır ve de bu fesatçılar tarafından döllenmiş düşünüşe sahip olanları sinirlendirmektedir. Bu fesatçılar, insanların ve dahi hayvanların, bitkilerin ve tüm dünyanın daimi bir ilerlemeye, en aşağı seviyeden en üst seviyeye, cehennemin en derin pisliğinden en yüksek cennete, yukarı doğru bir hareket içerisinde olduğu doktrinini yayanlardır. Ve dolayısıyla mutlakıyet, kölelik(serflik), lüks düşkünlüğü, kapitalizm, zorluk ve yozlaşma, hepsi, sosyalizme giden yolda salt ilerleme adımları ve aşamaları olarak addedilmektedir. Bu tür sözde bilimsel yanılsamaların hiçbirine bağlı değiliz. Dünyayı ve insan tarihini tümüyle farklı görüyoruz. Farklı söylüyoruz.
Ulusların kendi altın çağları, kültürlerinin zirve noktaları olduğunu ve bu doruklardan yeniden indiklerini söylüyoruz. Avrupalı ve Amerikalı halklarımızın uzun süreden beri –aşağı yukarı Amerika’nın keşfinden beri – böyle bir düşüş içerisinde olduğunu söylüyoruz.
Bir ruhun egemenliğinde oldukları zaman uluslar, kendi büyüklük dönemlerine ulaşırlar ve bu dönemleri devam ettirebilirler. Günümüzde kendilerine sosyalist diyenlerin kulağına bu da kötü gelmektedir oysa kötü değildir; daha yeni, onları, sözde materyalist tarih mefhumunun yandaşlarını Darwinci kisvelerinde bir an için gördük. Aşağıda ele alınacaktır, ancak şu an için devam etmeliyiz. Marksizm ile yolumuz üzerinde yeniden karışılacağız ve onu durdurup yüzüne ne olduğunu söyleyeceğiz: zamanımızın vebası ve sosyalist hareketin laneti!
Düşünürlerin, duygu ile boyun eğdirilmiş insanların, öz-farkındalıkları ve sevgileri dünyanın büyük bilgisinde yekvücut olanların, büyük muzdariplerin ruhudur; ruhtur, ulusları büyüklüğe, birliğe ve özgürlüğe yönelten. Bireylerden, insan kardeşleri ile birlikte ortak bir çabada birleşmek için icbar edici bir maddi ihtiyaç çıkmıştır. O zamanlar, toplumların toplumu, gönüllüğü birliğe dayanan komünallik oradaydı.
Biri muhtemelen şunu soracaktır, insan, tecridini (isolation) terk etmek ve önce küçük sonra büyük gruplarda yurttaşlarına katılmak için zekayı ve içgörüyü nasıl elde etmiştir?
Bu soru aptalcadır ve sadece çöküş dönemi profesörleri tarafından sorulabilir. Çünkü toplum insan kadar eskidir; birinci, verili bir gerçektir. İnsanoğlu nerede bulunursa bulunsun, sürüye, klana, kabileye ve loncalara katılmıştır. Birlikte göç etmiş, yaşamışlar ve çalışmıştır. Onlar, ortak bir ruhla bir arada kalan bireylerdi ki bu doğal ve arızı olmayan bir dürtüydü (hayvanlarda dürtü denilen de ortak ruhtur).
Ancak şu ana kadar bilinen insan tarihinde bu doğal birleştirici nitelik ve ortak ruh dürtüsü her zaman dış biçimlere (formlara) -dini semboller ve kültler, inançlar, dua ritüelleri veya benzeri şeylere- ihtiyaç duymuştur.
Bu cihetle ruh, ruhsuzlukla her zaman bağlantılı olan uluslardadır ve batıl düşüncelere sahip derin sembolik düşünüştedir. Birleştirici ruhun sıcaklığı ve sevgisi, dogmanın katı soğukluğu ile gölgelenmiştir. Sadece imgelemde açığa vurulabilen bu tür derinliklerden doğan gerçek, yalınlığın saçmalığı ile yer değiştirmiştir.
Ruhun olmadığı yerde ölüm olduğu için, ölüm aramızdaki atmosferdir. Ölüm, derimizi istila etmiş ve etimize nüfuz etmiştir.
Bunu dış örgütlenme takip etmiştir. Kilise ve seküler dış baskı örgütleri güç kazanmış ve sürekli kötüleşmiştir: serflik, feodalizm, çeşitli departmanlar ve otoriteler, devlet.
Bu da ruhun insanlar arasında ve üzerinde ve bireylerden akan ve onları birliğe yönlendiren yakınlığın (immediacy) nihai çöküşüne yol açmıştır. Ruh bireylere doğru çekilir. Ruhu halka taşıyanlar, içten güçlü bireylerdi, halkın temsilcileriydi; şimdilerde ise ruh bireylerin, tüm güçlerini tüketmiş marifetli insanların içinde yaşamaktadır. Fakat ruh bir halktan –toplumsal çekişmesi, ebedi kökü olmayan, handiyse havada asılı kalmış gibi duran izole edilmiş düşünürler, şairler ve sanatçılardan- yoksundur. Bazen ruh, sanki onları kadim, unutulmuş zamanlara ait bir rüyadan ele geçirir. Sonra onlar, asil bir küçümseme jestiyle, liri bir kenara koyup trompete uzanırlar, bu ruhta halka ve gelecek nesillere konuşurlar. Tüm temerküzleri, tüm biçimleri ki kendilerinin içinde güçlü bir ıstırap ile canlıdır ve genellikle beden ve ruhun kaldırabileceğinden daha güçlü ve engin olan, haddi hesabı olmayan, renkli figürler, ritim ve armoni eylemi ve ivediliği, hepsi –dinleyin siz sanatçılar!- gelişmesi engellenmiş insanlardır, onlarda toplanan, onlarda gömülen ve onlardan yeniden doğacak olan canlı insanlardır.
Ve onlarla birlikte, diğer bireyler doğmuştur ki ruh ile ruhsuz olanın karışımı tiranları, servet biriktiricilerini, insan kiralayıcılarını, toprak hırsızlarını tecrit etmiştir. Bu tür çöküş ve geçiş zamanlarının başlarında bu insanlar, Rönesans’ta ya da Barok dönemin başlarında en şatafatlı ve ihtişamlı şekilde temsil edildiği üzere, hala merkezkaç şekilde dağılan ve fakat kısmen kendilerinde yoğunlaşan ruhun pek çok özelliğine sahiptir. Tüm güçlü iktidarlarına rağmen hala melankoli, katılık, yabancılık ve olağanüstü hayalcilik izlerini taşırlar. Bu fenomenlerin çoğu için kişi neredeyse şunu söyler: ruh benzeri bir şeyler ya da daha ziyade hayal benzeri şeyler kendilerinden daha güçlü şekilde, tecrit edilmiş kişiliğin kabının çok dar olduğu bir bağlamda yaşamaya devam eder. Ve nadiren, çok nadiren bunlardan biri kötü bir rüyadan uyanır gibi uyanır, tacını bir tarafa fırlatır ve bu insanlar için nöbet tutmak üzere Tur Dağı’nın tepesine tırmanır.
Ve bazen bir perinin beşiğinde uzun süredir beklediği karışık tabiatlar gelir; peri bunlardan Napolyon ve Ferdinand Lasalle gibi büyük bir fatih ya da büyük bir özgürlük savaşçısı, düşünce ve özgür fantezi dehası ya da büyük bir tüccar yapabilir.
Ahlaksızlığımızın belirtilerinden farklı bir şeye ihtiyacımız var, ondan kaçınmak için — ben diyorum ki çok fazla göze çarpan sanat olmaksızın, çok fazla yazılı bilim olmaksızın müreffeh yaşam dönemleri ve halkları, gelenek dönemleri, epik dönemler, tarım ve kırsal zanaat dönemleri vardı ve halen var.
Ve kendilerine ruh zenginliği ve gücün kaçtığı tecrit edilmiş bu birkaç kişi, sadece ruhsuzlukla, yalnızlıkla ve sefaletle bırakılmış atomize ve izole pek çok kişiyle; kendisine halk denen ancak sadece yerinden edilmiş, ihanete uğramış bir yığın insan kitlesi ile yüzleşir. Yerinden edilmiş, melankolik bir gariplik içinde olanlar, kendileri hakkında hiçbir şey bilmese dahi halk-ruhunun içlerine gömüldüğü birkaç kişi olan bireylerdir. Eğer ruh ve insanlar yeniden birleşip dirilecekse, yerinden edilmiş, zorluk ve yoksulluk içinde bölünmüş olanlar, ruhun kendilerinde yeniden akması gereken kitlelerdir.
Ruhun olmadığı yerde ölüm olduğu için, ölüm aramızdaki atmosferdir. Ölüm, derimizi istila etmiş ve etimize nüfuz etmiştir. Fakat bizde, saklı özbenliğimizde, en gizli ve derin rüya ve arzularımızda, sanatın figürlerinde, en güçlü isteğimizde, derin düşünceli iç görüde, kasıtlı eylem, aşk, umutsuzluk ve cesarette, ruhsal sıkıntı ve neşede, devrim ve birlik halinde, orada, hayat, güç ve zafer ikamet eder; ruh saklıdır ve üretilir ve güzellik ve komünallikle bir halk çıkarmak ve yaratmak istemektedir.
Sonra gelen tarihte insan ırkının en görkemli parladığı zamanlar, ruhu insanlardan yalnız bireyin derin yarıklarına ve oyuklarına sızdırma temayülünün yeni başladığı ve şimdilik çok ilerlemediği, ortak ruhun, toplumların toplumunun, ruhtan kaynaklanan pek çok birliğin birbirine bağlanmasının tam çiçeklendiği ve fakat halkın büyük ruhu ile hala doğal bir biçimde kontrol edilmesine rağmen deha insanlarının halihazırda zuhur ettiği, dolayısıyla onların büyük emeği tarafından sıradan bir biçimde korkutulmadığı, daha ziyade onları komünal yaşamın doğal bir meyvesi olarak kabul ettiği ve kutsal hislerle onlardan zevk aldığı zamanlardır. Bu cihetle, kendi yaratıcılarının isimlerini genellikle gelecek nesillere zor devrederler.
Yunan halkının Altın Çağı böyle bir zamandı; Hristiyan Orta Çağı böyle bir zamandı.
İdeal değildi; bir gerçeklikti. Ve dolayısıyla, yüce, kendiliğinden oluşan ruhanilik ile birlikte eski baskı kalıntılarını ve dışsal gaddarlık, dayatılan güç, devlet tarafından ileride yapılacak baskının başlangıcını şimdiden görüyoruz. Fakat ruh daha güçlüydü; aslında sıklıkla çöküş zamanlarında zulmün tiksindirici araçları haline gelen iktidar ve bağımlılığın bu tür kurumlarına dahi sızdı ve onları güzelleştirdi. Tarihçilerin “kölelik” dediği her şey her zaman ve tümüyle böyle değildi.
Bu bir ideal değildi çünkü ruh oradaydı. Ruh, yaşama, anlamını ve kutsallığını verir; ruh neşe, güç ve haz ile şimdiki zamanı yapar, yaratır ve ona sızar. İdeal; şimdiki zamandan, yeni olan bir şeye doğru döner. Geleceğe, daha iyi olana ve bilinmeyene özlemdir. Çöküş zamanlarından yeni bir kültüre doğru giden yoldur.
Ahlaki bozulma halinden kurtulmaya çalışıp yenilenmiş ilk kültürün efsanevi zamanlarına, komünizme kaçan ilk insanlar; görülebilir, dokunulabilir, ifade edilebilir bir forma sahip yeni bir ruhun çekiciliğine uzun süre kapılmamıştı.
Burada bir mim daha koyulmalı. Dönüm noktasına ulaşmış bu muzaffer zirve zamanlar diğer dönemlerden önce cereyan etmişti. Bu dönemler sözde ilerlemede tek bir zamanı değil, tekrar ve tekrar birbirini izleyen ve birbirine karışan halkların yükselişleri ve çöküşlerini kapsar. Bağlayıcı ruh da, doğal birbirine ait olma dürtüsüyle gönüllü temelde ortak bir yaşam da orada vardı. Fakat tüm detaylarında güzellikle ve özgün bir armonide uyumla parıldayan katedral kuleleri cennete doğru yükselmedi ve dingin sükûnet içerisindeki sıra sütunlu salonlar gökyüzünün saydam maviliğine karşı ayakta durmadı. Bunlar, daha basit gruplardı: henüz bireysel istidat ve öznellik kişilikleri, halkın temsilcileri olarak var olmamıştı; ilkel, komünist bir yaşamdı. Yüzlerce yıllık ve genellikle bin yıllık bir görece durgunluk vardı – var – . Durgunluk, duyun siz bilimsel ve liberal çağdaşlar, o zamanlar içindir, o halklar içindir ki neredeyse düne kadar kültürlerinin bir nişanesi olarak vardı. İlerleme, sizin ilerleme dediğiniz, bu aralıksız harala gürele, yenilik, yeni olduğu müddetçe yeni olan herşeyin peşindeki bu hızlı, yorucu ve sinir bozucu kısa soluklu koşu, bu ilerleme ve onunla ilişkilendirilen kalkınma uygulayıcılarının deli fikirleri ve bu delice, yerine varır varmaz hemen elveda deme alışkanlığı, bu istikrarsız ve rahatsız telaş, bu sabit kalma beceriksizliği ve bu daima hareket halinde olma arzusu, bu sözde ilerleme bizim anormal koşullarımızın, kültürümüzün bir belirtisidir. Ahlaksızlığımızın belirtilerinden farklı bir şeye ihtiyacımız var, ondan kaçınmak için — ben diyorum ki çok fazla göze çarpan sanat olmaksızın, çok fazla yazılı bilim olmaksızın müreffeh yaşam dönemleri ve halkları, gelenek dönemleri, epik dönemler, tarım ve kırsal zanaat dönemleri vardı ve halen var. Varislerinin zaten kendileriyle olduğu ve harika gençliklerini halen onlarla geçirdikleri için pek ihtişamlı büyük dönemlere nazaran daha az şaşalı olduğu ve kendilerine daha az anıt ve mezar taşı dikildiği dönemler, neredeyse rahat denilebilecek daha uzun ve geniş bir yaşam dönemi vardır. Sihri, zorlayıcı gücü ile öz-bilince sahip ruh henüz var olmamıştı. Hristiyanlık öğretilerinde olduğu gibi dünya genelinde ayrılma ve yayılma sürecine henüz girilmemiş, insan ruhları büyüsüne henüz boyun eğmemişti. Böyle zamanlar da vardı: ve böyle insanlar da vardı ve böyle zamanlar geri dönecek.
Böyle zamanlarda ruh saklı görünmektedir. Dikkatli bir inceleme ile dahi kişi neredeyse sadece toplumsal yaşam formlarındaki ve toplumun ekonomik kurumlarındaki dışavurumları ile ruhu ayırt eder.
İnsanlar her zaman en ilk, primitif başlangıçlara, bu zamanların ilk aşamalarına, kendilerini henüz çöküşün ilk zamanlarından, ruhsuzluktan, tiranlıktan, sömürüden ve yönetimsel iktidardan, genelliklede ulusların yardımı ile korudukları zaman dönmüştür. Öyle ki bu verimli durgunluk halinde dünya üzerindeki yeni yerlere yavaş yavaş gitmişler ve buralara, genç ve sağlıklı olarak bilinmeyen mesafeden ve belirsizlik içinden gelerek girmişlerdir. Nitekim geç emperyal dönemin Romalıları ve Yunanlıları bu yenileyici banyoya dalmış ve yeniden ilkel çocuklar haline dönüşmüş, eş anlı olarak Doğudan gelen yeni ruh için uygun hale gelmiştir. İnsanoğlunun empatik gözlemcisi için sonsuz çöküşü ve sonsuz-yeniden-oluşu içerisinde erken dönem Bizans sanatı -kolaylıkla geç dönem Yunan da denilebilir- eserleri kadar dokunaklı, acı verici ve aynı zamanda neredeyse çocukça dindar imanı canlandırıcı bir şey daha neredeyse hiç yoktur. Nesiller; zarif, latif biçimcilikten ve virtüözlüğün sıkıcı soğukluğundan bu neredeyse çok fazla samimi hisse, bu çocuksu basitliğe ve cismani gerçekliği doğru algılama beceriksizliğine geçişte hangi ahlaksızlıktan ve hangi muazzam yeniden-tesis etmeden, hangi dehşetlerden ve hangi ruhsal sıkıntılardan geçti! Eğer ruh onu pislik ve acı safra olarak tükürmeseydi, göz ve elin ustalığı, sanat ve zanaatta nesilden nesile geçerdi. Bu kadar acı verici ve yine de canlandırıcı görüşte hangi umutlar, hangi derin avuntular yatar, bizim için ve herkes için bundan kim ders alır? Çünkü onlar biliyorlar: hiçbir ilerleme, teknoloji, ustalık bize kurtuluş ve iyilik getirmeyecektir. Bizim sosyalizm dediğimiz büyük dönüşüm sadece ruhtan, sadece içsel ihtiyaçlarımızdan ve içsel zenginliğimizden doğacaktır.
Fakat bizim için dünyada herhangi bir yerdeki karanlıktan hiç bu kadar uzak ve bilinmez, hiçbir sürpriz yoktur? Geçmişin hiçbir analojisi bize tümüyle uygulanamaz. Dünyanın yüzeyi bizim tarafımızdan bilinmektedir, ellerimiz onun üstündedir ve nazarımız onun çevresinde dolanmaktadır. On yıllardır ya da bin yıldır bizden hala ayrı olan halklar –Japonlar, Çinliler- ilerlememiz için, kendi durağan yaşam biçimlerini ve medeniyetimiz için kendi kültürlerini hevesle takas ediyorlar. Bu devletin diğer, daha küçük halkları Hristiyanlığımız ile ya da alkol ile yok edilmiş veya bozulmuştur. Bu sefer, yenilenme kendimizden gelmelidir, gerçi bunu yaparken bize en çok belki de yeni bir karışımın halkları – Amerikalılar gibi- eski devirlerden halklar -Ruslar, Hintliler gibi- ve belki de Çinliler faydalı olacaktır.
Bizler çöküşün halkıyız; bu çöküşün öncüleri aptalca güç yarışı, bireyin utanç verici tecridi ve teslimiyeti nedeniyle yorgun düşmüş olanlardır.
Ahlaki bozulma halinden kurtulmaya çalışıp yenilenmiş ilk kültürün efsanevi zamanlarına, komünizme kaçan ilk insanlar; görülebilir, dokunulabilir, ifade edilebilir bir forma sahip yeni bir ruhun çekiciliğine uzun süre kapılmamıştı. Kendilerini büyüleyen çok kuvvetli bir yanılsamanın görkemine sahip değillerdi. Fakat onlar eski büyük dönemlerin batıl, acınası, tanınamaz kalıntılarını terk ettiler. Sadece dünyevi mutluluğun peşinde koştular ve böylelikle yaşamları kurumlarına, sosyal yaşamlarına, çalışmalarına ve malların dağılımına nüfuz eden adalet ruhu ile yeniden başladı. Göksel yanılsama öncesinde dünyevi bir eylem olarak adaletin ruhu ve gönüllü birlikteliğin yaratılması, sonradan dünyevi eylemi topluma kazandıracak ve dahası onu doğal olarak ikna edici kılacaktı.
Bu sözlerle, geçmiş uzun binyılın barbarlarından mı bahsediyorum? Araplar’ın, İrokualar’ın, Grönlandlılar’ın atalarından mı bahsediyorum?
Bilmiyorum. Eski ve şimdiki sözde barbar halkların kökenleri ve değişimleri hakkında çok az şey biliyoruz. Herhangi bir teamüle ya da gerçek bir delile neredeyse hiç sahip değiliz. Sadece, barbar veya yabani olduklarını öne sürülenlere ait sözde ilkel hallerin insanlığın başlangıcı açısından asli olmadığını biliyoruz. Nitekim zihinsel kapasitelerinin ötesinde eğitim alan pek çok uzman buna inanmaktadır. Bu tür bir başlangıç bilmiyoruz. “Barbarların” kültürleri dahi bir yerlerden gelmiştir, beşeriyette derin köklere sahiptir. Belki de bizim kaçmaya çalıştığımız barbarlık gibi bir barbarlıktan gelmişlerdir.
Kendi halklarımızdan bahsediyorum; kendimizden bahsediyorum.
Bizler çöküşün halkıyız; bu çöküşün öncüleri aptalca güç yarışı, bireyin utanç verici tecridi ve teslimiyeti nedeniyle yorgun düşmüş olanlardır. Artık bağlayıcı bir ruhun olmadığı, sadece bozulmuş kalıntıların, batıl inanç saçmalığının ve onun kaba vekili, dış güç baskısı, devletin olduğu düşüşün halkıyız. Çöküşün halkıyız ve bundan dolayı bu tür çöküşün öncüleri bu dünya yaşamının ötesine işaret edilmesini anlamlı bulmazlar, kutsal olarak inanabilecekleri ve iddia edebilecekleri hayali bir cenneti tasavvur edemezler. Bizler, sadece tek bir gerçek ruhla – komünal yaşamın dünyevi konuları ile ilgili adalet ruhuyla- tekrar yukarı çıkabilecek olan halkız. Bizler, sadece sosyalizmle kurtarılabilecek ve kültüre getirilebilecek halkız.
Çev: Nesrin Aytekin
https://itaatsiz.org/2020/04/12/sosyalizme-cagri-gustav-landauer-4/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.04.10 09:00 Taraftarium24hd ((DUBLAJ)) Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Animasyon Filmi Full HD izle

((DUBLAJ)) Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Animasyon Filmi Full HD izle
Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak

https://preview.redd.it/eib5h3lgvxr41.jpg?width=300&format=pjpg&auto=webp&s=6f8a176733e5710abc40d33c99ae03d058629de3
Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Filmi ne zaman vizyona girecek vizyon tarihi : 24 Mayıs 2019
Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Filmi Yönetmeni : Pierre Greco, Nancy Florence Savard
Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Filmi Oyuncu Kadrosu Oyuncuları : Rachelle LeFevre, Rachid Badouri, Noel Fisher
Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Filmi Konusu : Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak, efsanevi bir yaratığın dünyada var olduğunu ıspatlayabilmek amacıyla çok zorlu bir maceraya atılan Simon ve Nelly’nin hikayesini anlatıyor. Bir üniversitede asistan olarak çalışan Simon Picard, kocaayak ile ilgili bir araştırma içine girer. Ancak Simon, bu yaratığın varlığından kimseyi ikna edemiyecektir. Pek çok bölgede kocaayağa benzeyen varlıkların olduğuna inanır ve tüm amacı onun yaşadığını ortaya çıkarmakla uğraşır. Bu süreçte bir hayırseverden de yardım alan Simon, sonunda gerçekliğin var olduğunu ortaya çıkarmak için yola çıkmaya hazırdır artık. Bu esnada Simon, acemi bir dedektif Nelly Maloye ile tanışır. Hayatında köklü bir değişiklik içine girmek isteyen Nelly, kocaayağın varlığını kanıtlamak için Simon'a bu yolculuğukta eşlik etmeye karar verir. Bir kaşifin eski bir günlüğünü rehber olarak kullanacak olan Simon, Nelly ile beraber neredeyse dünyanın yarısını gezeceklerdir. En sonunda eski çağlardan kalma bir bölgeye ulaşan ikili, efsanevi yaratığın inine doğru yol alırken, bir dizi tehlike ile karşılaşacaklardır. Yönetmenliğini Pierre Greco ve Nancy Florence Savard, birlikte yapıyor, seslendirmede ise, Rachelle LeFevre, Rachid Badouri, Noel Fisher gibi isimlerden oluşuyor.
Animasyon Filmi izle LİNK: Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Filmi Türkçe Dublaj izle
Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak 2020 Filmi izle, Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Tek parça izle, Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Full hd izle, Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Türkçe Dublaj izle, Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Türkçe Altyazılı izle, Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Filmi konusu, Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Filmi 720p izle, Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak Filmi 1080p izle,
submitted by Taraftarium24hd to u/Taraftarium24hd [link] [comments]


2020.04.07 00:00 johofilm 7 Nisan 2020 TV Dizi Film Önerisi

7 Nisan 2020 TV Dizi Film Önerisi

7 Nisan 2020 TV Dizi Film Önerisi listesi ile yılın ilk aylarında 7 Nisan 2020 TV Dizi Film Önerisi derledik. 7 Nisan 2020 TV Dizi Film Önerisi listemize bir göz atın. Aile izle - Aksiyon izle - Macera izle - Animasyon izle - Bilim Kurgu izle - Biyografi izle - Dram izle - Fantastik izle - Gerilim izle -

13.Cuma Filmi

📷 13.Cuma Filmi Konusu: 13. Cuma, karanlık bir gücün ortaya çıkmasına neden olan genç bir kadının başına gelenleri konu ediyor. Genç bir kadın, Tekasas’ın güneyinde yaşadığı evinde, başka bir dünyaya açılan şeytani bir cihaz bulur. Cihazın ne olduğunu anlamaya çalışan ve bu yüzden cihazı kullanan kadın, karanlık bir varlığın yeniden ortaya çıkmasına neden olur. Yıllar önce 13. Cuma gülen ölen öfkeli bir ruh, artık genç kadına musallat olmuştur. Saf bir kötülük tarafından inşa edilen evde kalan genç kadın, kendisine musallat olan lanetten kurtulmak için en büyük korkuları ile yüzleşmek zorunda kalacaktır. 13.Cuma izle 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle - 13.Cuma izle 13.Cuma izle -

Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak Filmi

📷 Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak Filmi Konusu: Acemi Kaşifler: Görevimiz Kocaayak, efsanevi bir yaratığın varlığını ispat etmek için zorlu bir maceraya atılan Simon ve Nelly’nin hikayesini konu ediyor. Yerel bir üniversitede asistan olan Simon Picard, kocaayak ile ilgili araştırma yapmaktadır. Simon, kendisine kimse inanmasa da, pek çok ülkede kocaayağı andıran canavarların olduğunu düşünür ve bunu ortaya çıkarmaya karar verir. Bu süreçte bir hayırseverin desteğini alan Simon, teorilerini kanıtlamak için yola koyulmaya hazırlanır. Bu sırada Simon’ın yolu acemi bir dedektif olan Nelly Maloye ile kesişir. Hayatında bir değişiklik arayan Nelly, kocaayağın varlığını ortaya çıkarmak için Simon ile birlikte gitmeye karar verir. Bir kaşifin eski bir günlüğünü rehber alan Simon, Nelly ile birlikte dünyanın yarısını dolaşır. Sonunda kendilerini eski çağlardan kalma bir yerde bulan ikili, efsanevi yaratığın inine doğru ilerlerken, bir dizi tehlike ile karşı karşıya kalır. Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle - Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle Acemi Kaşifler Görevimiz Kocaayak izle -

Anna Filmi

📷 Anna Filmi Konusu: Anna, işinde oldukça başarılı olan suikastçı bir kadının hikayesini konu ediyor. Anna Poliatova, temelde bir suikastçıdır ama asla normal bir suikastçı değil. Onun çarpıcı güzelliğinin altında altında dünyanın en korkulan hükümet suikastçılarından biri yatar. 24 yaşında olan Anna’nın kim olduğunu ve içinde kaç kadın saklandığını kimse bilmemektedir. Genç kadın, Moskova'da pazardaki sıradan bir satıcı mı, Paris’te yaşayan bir model mi, yozlaşmış bir polis mi, yoksa sadece zorlu bir satranç oyuncusu mu? Onun gerçekte kim olduğunu bilmek için oyunun sonuna kadar beklemek gerekecektir. Anna izle Anna izle - Anna izle - Anna izle - Anna izle - Anna izle - Anna izle - Anna izle Anna izle - Anna izle - Anna izle - Anna izle - Anna izle - Anna izle - Anna izle Anna izle - Anna izle - Anna izle - Anna izle Anna izle -

Aile Arasında izle Filmi

📷 Aile Arasında Filmi Konusu: 21 yıllık ilişkileri aynı gün noktalanan nevrotik Fikret ile müzikhol vokalisti Solmaz komik bir tesadüfle tanışır. Solmaz’ın kızı Zeynep, Adanalı sevgilisiyle evlenmeye karar verince her şeyden korkan Fikret, kendini bir anda hayatının rolünü oynarken bulur. Aile arasında olması planlanan nikah, damadın ailesinin ısrarıyla büyüdükçe büyür. Bu ekip düğün hazırlıkları boyunca silahlı, geleneksel, kebapçı zinciri sahibi Adanalı aileyle anlaşabilecek ve bu düğün bir terslik çıkmadan yapılabilecek midir? Aile Arasında izle Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle - Aile Arasında izle Aile Arasında izle -
Korku izle - Komedi izle - Polisiye izle - Romantik izle - Savaş izle - Tarih izle - Western izle - Dizi izle - Dizi Haber - Haberleri - Film -
submitted by johofilm to u/johofilm [link] [comments]


2020.04.05 13:25 SpectreVile Merhaba, sen her kimsen. Öncelikle bu videoyu izleyen insanlara şunu söyleyeyim, bu video sadece tek bir kişi için çekiliyor. Şimdi nerden girsem konuşmaya diye düşünüyorum. Bir iki gün önce kapım çalındı. Kapımı açtım böyle bi arkadaş biley uzattı bana böyle bir zarf ben de dedim hani bu nedir nerd

Merhaba, sen her kimsen. Öncelikle bu videoyu izleyen insanlara şunu söyleyeyim, bu video sadece tek bir kişi için çekiliyor. Şimdi nerden girsem konuşmaya diye düşünüyorum. Bir iki gün önce kapım çalındı. Kapımı açtım böyle bi arkadaş biley uzattı bana böyle bir zarf ben de dedim hani bu nedir nerden geliyor kimdir diyene kadar bi baktım herif yok. Arkadaş bir anda fırladı kaçtı. Zarfın içinden bir kağıt çıktı böyle bir not. Ahan da bu bilmiyorum şu anda okuyabiliyor musunuz. Okuyamıyorsanız da ben sizin için okuyayım. “Sana Dead Space i oyna diye gönderdim”. Şimdi sapıklığın çok ciddi anlamda zirvesine ulaştığını bu arkadaşın öncelikle belirtmem gerekiyor. Neden? İlk başta ciddiye almadım. Bunu gördüm a dedim yine aynı manyak bu. Çok fazla takmadım açık konuşmak gerekirse hani bana dead soace i biri gönderdi demiştim ya kimin olduğunu bilmiyorum gönderici ismi yazmıyor vesayre cart curt falan filan dediğimi dead space izleyen arkadaşlar bilir. Dead space 2 den bahsediyorum bu arada. Bu aynı arkadaş mı gerçekten emin değilim ama bana aynıs aynı kişi gibi geldi. Gene aynı şekilde hiçbir gönderici bilmem ne falan filan yok. Sadece bir not dead space i sana oyna diye gönderdim. Arkadaş bildiğiniz atar yapmış ben kanala ara verdim diye. Neyse. Şimdi, bu olay hafife alınacak bir olay değil arkadaşlar. Çünkü birkaç şey oldu sadece değil. Bu kağıdı ilk başta ben şeye almadım ciddiye almadım. Umursamadım hani yani manyağın biri dedim hani şeylik yapıyo dalga geçiyor taşak geçiyor falan filan. Ama velakin bu buldum.mp4 denen videoyu görene kadar. Arkadaşım, şimdi öncelikle bu videoyu ç mm sana mm adıyorum. Mutlusundur umarım bu kadar manyakçasına benim peşimdeysen eğer. Şimdi öncelikle video linkini description a koyacağım bu sayede neden bahsettiğimi bilebilirsiniz. Manyağın biri beni takip ediyor. Bu buldum.mp4 videosunda da beni çeşitli yerlerde çekmiş evime dönerken, işten eve dönerken çekmiş beni. Yok işte şeye giriyorum bilmem ne falan filan. Şimdi bunun şöyle bir problemi var, şöyle bir noktası var problemli olan kısma geçeyim öncelikle. Benim adresimi şu anda bilen kimse yok. Eski adresimi de kimse bilmiyordu ama bu herif bana dead space 2 yi ulaştırmayı başardı. Şikayet etmedim açık konuşmak gerekirse işime geldi çünkü. Ya biri bana oyun hediye etmiş bu güzel bişeydi ilk başta güzel bişey olduğunu düşündüm. Hani bu adam benim adresimi nerden bildiğini takmadım kafaya önemsemedim. Bir şekilde bulmuştur göndermiştir dedim. Peki bu yeni adresimi nerden buldu bu adam? Ben bu eve bir ay önce taşındım. Antalya dan dönüştün- dönüşte taşındım ben bu eve. Bu arkadaş benim adresimi nerden buldu? Bu arkadaş beni gittiğim her yerde takip mi ediyor? Yani şimdi böyle bir durum var ortada. Ve gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum hani. Ya bu evin adresini şu an annem babam bilmiyor daha hani daha onlara hani evin adresini bilmiyorlar sadece mekanı söyledim hani şurda oturuyorum dedim sadece. Hani adresi detaylı olarak bilmiyorlar gelip bulamazlar yani evi hani bulma şansları yok. Ara sokaklarda bir yerlerde bu ev bulamazlar. Ama bu arakdaş evimin yerini biliyor geliyor bana not bırakabiliyor ve üzerine zaten videodan videoyu izlerseniz göreceksiniz herif beni takip ediyor gittiğim her yerde. Arkadaşım beni korkutuyorsun çok ciddi anlamda korkuyorum yani şu an senden ve yaptığın şey çok büyük bir suç anladın mı? Yaptığın şey ciddi anlamda çok büyük bir suç. Eğer seni ihbar edersem ve yakalanırsan çok ciddi anlamda cezalar alırsın anladın mı? Akıllı ol ya akıllı ol şansını zorlama bu işe devam etme eğer chuckle böyle bir şey bidaha görürsem yemin ediyorum ihbar ederim seni. Ve bu işin peşini bırakmam yani seni yakalatıp ciddi anlamda ceza almanı sağlayana kadar bu işin peşini bırakmam. Adam ol tamam mı çok ciddi söylüyorum adam ol sakın sakın ha bir daha böyle bir şey yapma böyle bir video sakın bir daha görmeyeyim ben öyle takip ediliyorum bilmem ne falan filan hiç hoş şeyler değil. Ve bir de işin şu kısmı da var ben ihihi evde yalnız kalma fobimi daha yeni yeni yeniyorum hani daha yeni yeni üstesinden gelmeye başladım böyle manyakça işler yapıp beni korkutma daha fazla. Söylemek istediğim şeyler bu kadar arkadaşlar. Yani üzgünüm bu video size değil sadece bu sapığa bu manyağa artık kimse bu neyin nesiyse ona yöneltilmiş bir videoydu sadece. Ya ama bunu hani görmesini sağlamak için kanalıma yüklemek zorundaydım mecburen kim olduğunu bilmiyorum çünkü o yüzden kanalıma yükledim bu videoyu. Bu arkadaş sırf görsün diye zaten video respose olarak koyacağım onun o lanet videosuna bunu. Aynı zamanda tabii ki youtube'a da şikayet edeceğim bana karşı bir salıdırı ve ya ne bileyim taciz olduğuyla ilgili o videoyu. Her neyse görüşmek üzere...
submitted by SpectreVile to kopyamakarna [link] [comments]


2020.03.26 20:11 karanotlar Salgın Durumu Üzerine

Alain Badiou
Çeviri: Büşra Özcan ve Dicle Kızılkan
Başından beri, viral bir pandemi ile karakterize edilen güncel durumun hiç de öyle özellikle olağanüstü olmadığını düşündüm. AIDS’in (viral) pandemisinden kuş gribine kadar; Ebola virüsü, SARS1 virüsü, birkaç başka gribi de unutmadan –antibiyotiğin iyileştirmediği verem çeşitlerine, kızamığın geri dönüşüne değinmiyorum bile– dünya pazarının, tıbben yetersiz bölgelerin varlığı ve gerekli aşılar konusundaki küresel disiplinin eksikliği ile birleşerek kaçınılmaz olarak ciddi ve yıkıcı salgınlar ürettiğini biliyoruz (AIDS özelinde, birkaç milyon ölüm). Mevcut pandemi halinin, oldukça konforlu ‘Batı Dünyası’ndaki büyük etkisini saymazsak –ki bu bile başlı başına yeni bir önemi olmayan, bunun yerine sosyal medyada şüpheli ağıtları ve iğrenç ahmaklıkları ortaya çıkaran bir gerçek– bariz koruyucu önlemlerin ve yeni hedeflerin yokluğunda virüsün ortadan kalkması için geçecek sürenin ötesinde, neden bu kadar üst perdeden konuşmanın gerekli olduğunu anlamadım.
Dahası, devam eden salgının gerçek adı hatırlatmalı ki, gökkubbenin altında yeni bir şey yok. Bu gerçek isim SARS 2, yani ‘Ağır Akut Solunum Sendromu 2’, tanımın (2003 baharında dünyaya yayılan SARS 1 epidemiğinden sonra) ikinci defa kullanıldığını gösteriyor. O zamanlar ’21. yüzyılın ilk bilinmeyen hastalığı’ olarak adlandırılmıştı. O halde mevcut salgının hiçbir şekilde, radikal ölçüde yeni veya eşi benzeri görülmemiş bir şey olmadığı açıktır. Bu yüzyılda türünün ikinci örneğidir ve ilkinin varisi olabilir. Öyle ki bugün yetkililere tahmin konusunda yöneltilebilecek tek manalı eleştiri, SARS 1 deneyiminden sonra SARS 2 ile mücadele etmeyi mümkün kılacak hakiki araçları sağlayabilecek araştırmaların fonlanmamış olmasıdır.
Bu yüzden diğer herkes gibi kendimi evimde tecrit etmeye çalışmaktan başka yapacak bir şey veya diğer herkesi aynısını yapmaya teşvik etmeyi amaçlayan laflardan başka söylenecek bir söz olduğunu düşünmedim. Bu noktada katı bir disipline bağlı kalmak, en çok maruz kalanlara destek olmak ve temel koruma sağlamak açısından gereklidir. En çok maruz kalanlar, enfekte olanlar dahil diğerlerinin disiplinine güvenebilmeleri gereken, ön cephede yer alan sağlık personeli; bakım evlerinde bulunan yaşlılar gibi en zayıf olanlar ve hastalığın kendisine bulaşma riski yüksek olan, her gün işe gidenlerdir. ‘Evde kal’ emrine itaat edebileceklerin disiplini, evi olmayanlara veya ev demeye bin şahit isteyecek yerlerde yaşayanlara güvenli bir barınak bulmayı ve önermeyi de kapsamalıdır. Bu durumda otellere el konulması tasavvur edilebilir.
Bu görevlerin giderek daha acil olduğu doğrudur ancak en azından ilk tahlilde, büyük bir analitik çabayı veya yeni bir düşünme biçiminin oluşturulmasını gerektirmiyor.
Ama yakın çevremde rastladıklarım da dahil olmak üzere, yarattıkları kafa karışıklığı ve içinde bulunduğumuz basit durumu anlamadaki mutlak yetersizlikleriyle beni öfkelendiren çok şey okuyor ve duyuyorum.
Bu buyurgan bildirgeler, patetik çağrılar ve ısrarlı suçlamalar değişik biçimler alsa da hepsi mevcut pandeminin inanılmaz basitliğini ve acayiplik yokluğunu hor görme konusunda bir. Kimileri, doğası gereği yaptığını yapmaya mecbur güçler karşısında gereksizce bir kölelik halinde. Ötekilerse gezegene ve onun esrarına yakarırlar, ki beyhudedir. Berikiler her şeyde talihsiz Macron’u suçlar ki garibim epidemi ya da savaş zamanlarında devletin başı olarak ne yapması gerekiyorsa onu yapmaktadır ve işini yapmakta diğerlerinden geri kalıyor da değildir. Bazıları, eşi görülmemiş bir devrimin (virüsün imhasıyla olan bağı hala anlaşılmaz olan) kurucu olayı hakkında kuru gürültü yaparlar - devrimcilerimiz yeni bir araç filan da sunmamıştır bu arada. Kimileri kendilerini kıyamet karamsarlığına batırır. Diğerleriyse çağdaş ideolojinin altın kuralı ‘önce ben’in bu defa kendilerine çıkar sağlamayışından, yardım etmeyişinden ve hatta belanın belirsizce sürmesinin suç ortağı oluşundan ötürü örselenmiş hissederler.
Görünen o ki salgının zorluğu her yerde Aklın esas işlevini ortadan kaldırıyor, özneleri Orta Çağ’da veba ortalığı süpürürken gelenekselleşmiş acınası tesirlere dönmeye zorluyor (mistisizm, uydurma, dua, kehanet ve lanet).
Sonuç olarak, bir şekilde bazı basit fikirleri bir araya getirme mecburiyeti hissediyorum. Onlara memnuniyetle Kartezyen derdim.
O halde, başka yerlerde pek bayağıca tanımlanmış ve bu yüzden de pek bayağıca ele alınmış sorunu tanımlayarak başlayalım.
Bir salgın, doğal ve toplumsal belirlenimler arasında her zaman bir bağlantı noktası olması gerçeği nedeniyle karmaşıktır. Kapsamlı analizi çaprazlamadır; kişi iki belirlemenin kesiştiği noktaları kavramalı ve sonuçları buna göre çıkarmalıdır.
Örneğin, güncel salgının ilk dayanağı yüksek ihtimalle Wuhan bölgesinin pazarlarında bulunabilir. Çin pazarları tehlikeli kirlilikleriyle, üst üste yığılmış her türlü canlı hayvanın açık hava satışının engellenemeyişiyle bilinirler. Dolayısıyla belirli bir anda yarasalardan gelen virüs, vasat hijyen koşullarında ve kalabalık ortamda, bir hayvan formunda kendine yer bulmuştur.
Virüsün bir türden diğerine olan yörüngesi böylece insan türüne doğru seyreder. Tam olarak nasıl? Henüz bilmiyoruz ve yalnızca bilimsel çalışmalardan öğrenebileceğiz. Hazır değinmişken, kendilerine bakılırsa her şeyin kökeninde Çinlilerin yarı canlı yarasa yemesi yatan, internette dolanan tipik ırkçı anlatılara ve sahte görsellere sövelim...
Sonunda insana ulaşan hayvan türleri arasındaki bu yerel geçiş tüm meselenin başlangıç noktasıdır. Bundan sonrası artık yalnızca çağdaş dünyanın temel bir verisinin işlenmesidir: Çin’in devlet kapitalizminin emperyal rütbeye yükselişi, diğer bir deyişle yoğun ve evrensel bir şekilde dünya pazarında bulunma durumu. İşte karantina başlayana dek çoktan sayısız yayılım ağının oluşmuş olmasının sebebi budur. Çin hükümeti çıkış noktasını, yani 40 milyon nüfuslu bir eyaleti son derece başarılı bir şekilde tecrit etmişti; fakat bu hamle epideminin yerküreye yayılmak üzere yola çıkışını, uçaklarla ve gemilerle taşınmasını durdurmak için fazla geç kaldı.
Salgını açıklığa kavuşturucu, benim çifte eklem dediğim şu detayı bir düşünün: bugün SARS 2 Wuhan’da zapt edildi ancak birçoğu yurtdışından gelen Çin vatandaşları sebebiyle Şanghay’da bir sürü vaka var. Dolayısıyla Çin’de ilki arkaik sonraki modern olmak üzere; kötü koşullara sahip eski usul pazarlardaki doğa-toplum kesişimi ile kapitalist dünya pazarının hızlı ve aralıksız hareketliliğine dayanan küresel dağılım arasındaki bağı gözlemleyebiliyoruz.
Sonrasında devletlerin yerel olarak bu dağılımı bastırmaya çalıştığı aşamaya giriyoruz. Salgın çaprazlama/evrensel ilerlerken hükmün yerel kaldığını da belirtelim. Bazı ulus-ötesi otoritelere rağmen, ön cephede olanların yerel burjuva devletler olduğu açıktır.
Burada çağdaş dünyanın büyük bir çelişkisine değiniyoruz. İmal edilen malların seri üretim süreci de dahil olmak üzere ekonomi, dünya pazarının himayesi altına girmektedir; basit bir cep telefonu montajının bile en az yedi farklı devlette, maden sektörü de dahil olmak üzere işgücü ve kaynakları harekete geçirdiğini biliyoruz. Ne var ki siyasi güçler esasen ulusal ölçekte kalmaktadır. Avrupa, ABD gibi eski emperyalizmler ile Çin, Japonya gibi yeni emperyalizmler arasındaki rekabet, kapitalist bir dünya devletiyle sonuçlanacak herhangi bir süreci dışlamaktadır. Salgın aynı zamanda ekonomi ve politika arasındaki ayrımın çirkince kendini teşhir ettiği bir andır. Avrupa devletleri bile virüs karşısında politikalarını zamanında ayarlamayı başaramıyorlar.
Bu çelişkinin gölgesinde, ulus devletler riskin doğası onları yetkilerinin eylem ve biçiminde değişiklik yapmaya zorlasa da Sermaye’nin işleyişine mümkün olduğunca riayet ederek salgınla baş etmeye çalışıyor.
Ülkeler arasındaki bir savaş durumunda devletlerin, yerli sermayeyi kurtarmak için, beklenileceği gibi yalnızca halk kitlelerine değil burjuvaziye de hatırı sayılır sınırlamalar getirmek zorunda olduğunu çok uzun zamandır biliyoruz. Kimi endüstriler doğrudan hiçbir paraya çevrilebilir artı değer yaratmayan askeri teçhizatın ölçüsüz üretimi adına neredeyse tümüyle millileştirilmiştir. Çoğu burjuva memur olarak silah altına alınmış ve ölümle karşı karşıya getirilmiştir. Bilim insanları yeni silahlar üretmek için gece gündüz çalışmış, pek çok entelektüel ve sanatçı ulusal propaganda ihtiyacını karşılamaya zorlanmıştır, vb.
Bir salgınla karşı karşıya kalındığında bu türden bir devletçi refleks kaçınılmazdır. Bu nedenle, Macron ve başbakan Edouard Philippe’in ‘refah’ devletinin dönüşüne ilişkin açıklamaları (işsizleri desteklemek için harcama yapmak, dükkanları kapanan serbest çalışanlara yardım etmek, devlet hazinesinden 100 ya da 200 milyar talep etmek ve hatta ‘millileştirme’ ilanları) şaşırtıcı ya da paradoksal değildir. Buradan çıkan sonuç Macron’un kullandığı metaforun –Koronavirüse karşı savaştayız– doğru olduğudur: Savaşta ya da salgında, devlet stratejik bir felaketten kaçınmak için kimi zaman sınıf doğasının olağan seyrini ihlal etmek, daha otoriter ve umumu hedefleyen uygulamaları üstlenmek zorunda kalır.
Bu tutum, mevcut toplumsal düzenin içinde kalarak ve mümkün olan en yüksek kesinlikle, salgını zapt etme amacının –Macron’un metaforunu yeniden ödünç alırsak, savaşı kazanmanın– bütünüyle mantıksal sonucudur. Şakası olmayan, doğa (dolayısıyla bilim insanlarının bu konudaki rakipsiz rolünü) ve toplumsal düzeni (dolayısıyla devletin, ki başka türlüsü olamazdı, otoriter müdahalesini) kesiştiren ölümcül bir sürecin yayınımının dayattığı bir zorunluluktur.
Bu çabanın ortasında büyük bir boşluğun belirmesi kaçınılmazdır. Koruyucu maske yokluğunu ve hastane izolasyonu konusundaki hazırlıksızlığı göz önünde bulundurun. Ama kim bu tür bir durumu ‘tahmin etmekle’ böbürlenebilir ki? Belirli açılardan devletin mevcut durumu engellemediği doğru. On yıllar içinde ulusal sağlık sistemini, kamu yararına hizmet eden tüm devlet sektörleriyle birlikte zayıflatarak devlet, yıkıcı bir salgına benzer hiçbir şey ülkemizi etkileyemezmiş gibi davrandı. Bu açıdan devlet, yalnızca Macron şahsında değil, geçtiğimiz 30 yılda göreve gelenlerin tümü şahsında, mutlak suçludur.
Ancak şu belirtilmelidir ki, belki birkaç yalıtık bilim insanı haricinde, hiç kimse Fransa’da bu tür bir salgının yaşanabileceğini öngörmemiş, bunu hayal dahi etmemiştir. Pek çok kimse büyük ihtimalle bu tür bir şeyin izbe Afrika ya da totaliter Çin’e müstahak olduğunu düşünmüştür, demokratik Avrupa’ya değil. Nutuk atma ve son zamanlarda kendilerine seçtikleri gülünç hedef Macron hakkında yaygara koparmaya devam etme hakkının tadını çıkaran solcular –ya da Sarı Yelekliler ve hatta sendikacılar– da bunu kesinlikle öngöremediler. Tam tersine, salgın Çin’den gelmekteyken, çok yakın zamana kadar, onların –kim olursa olsun– bugün olan bitene ilişkin iktidarın aldığı önlemlerdeki gecikmeleri yüksek sesle mahkûm etme ehliyetlerini elinden alması gereken kontrol dışı toplantılar ve gürültülü gösteriler gerçekleştirdiler. Doğrusunu söylemek gerekirse Macron devletinden önce bu tedbirleri hiçbir siyasal güç almamıştır.
Devlet bakımından durum, burjuva devletin açıklıkla, kamusal olarak, burjuvaziden daha geniş kesimlerin menfaatine davranırken, stratejik olarak gelecekte bu devletin genel biçimini temsil ettiği sınıf çıkarlarının üstünlüğünü sürdüreceği mahiyettedir. Bir başka deyişle, konjonktür devleti, kendisi genel mahiyette olan bir düşmanın –savaş zamanlarında bu yabancı işgalci olabilir, mevcut durumda SARS 2 virüsüdür– içerideki varlığından ötürü durumu yetkili temsilcisi olduğu sınıfın çıkarlarını daha kamusal çıkarlarla kaynaştırmaya başvurarak kontrol etmeye zorlamaktadır.
Bu tür bir durum (dünya savaşı ya da dünyasal salgın) politik düzlemde ‘tarafsız’dır. Geçmişteki savaşlar yalnızca iki durumda, Rusya’da ve Çin’de – bunlar o dönemin imparatorlukları bakımından aykırı değerler olarak adlandırılabilir– devrimleri tetikledi. Rusya örneğinde bunun nedeni Çarlık rejiminin her anlamda ve çok uzun süredir, ve aynı zamanda bu uçsuz bucaksız ülkede gerçek bir kapitalizmin doğumuna potansiyel olarak adapte olan bir güç olarak, gerilemesiydi. Ve ona karşı, Bolşevikler suretinde, olağanüstü liderler tarafından iradeli bir biçimde yapılandırılmış, modern bir politik öncü mevcuttu. Çin örneğinde, devrimci iç savaş dünya savaşını öncelemişti ve Çin Komünist Partisi henüz 1940 senesinde denenmiş ve sınanmış bir halk ordusunun başında bulunuyordu. Buna karşın hiçbir Batılı güç muzaffer bir devrimi tetiklemedi. 1918’de yenilen Almanya’da bile Spartakist ayaklanma hızlıca ezildi.
Bundan alınacak ders açık: sürmekte olan salgın, salgın olarak, Fransa gibi bir ülkede kayda değer hiçbir siyasal sonuç doğurmayacaktır. Burjuvazimizin –yeni başlayan homurdanmaları ve yaygın olsa da eften püften sloganları göz önüne alınacak olursa– Macron’dan kurtulma vaktinin geldiğine inandığını varsaydığımızda bile bu hiçbir kayda değer değişiklik anlamına gelmeyecek. ‘Siyaseten doğru’ adaylar, köhne olduğu kadar tiksinti verici de olan ‘milliyetçiliğin’ küflenmiş bir biçiminin müdafileri olarak halihazırda kulislerde beklemekte.
Bu ülkenin politik koşullarında esaslı bir değişimi arzulayanlar olarak bu salgının doğurduğu aralıktan ve hatta –bütünüyle gerekli olan– izolasyondan politikanın yeni biçimleri, yeni politik alanlara ilişkin tasarılar ve komünizmin görkemli yaratımını ve –ilgi çekici olmakla birlikte son kertede yenilgiye uğramış– devletçi deneyimini takip edecek olan ulus-aşırı üçüncü aşaması üzerine çalışmak için faydalanmalıyız.
Ayrıca salgın gibi bir hadisenin kendi başına politik olarak yaratıcı bir yönde etkili olabileceğine inanan her bakış açısının sıkı bir eleştirisini gerçekleştirmek gerekiyor. Salgın hakkındaki bilimsel bilginin genel yayılımına ilaveten, politik bir talep yalnızca hastaneler ve halk sağlığı, okullar ve eşitlikçi eğitim, yaşlıların bakımı ve bu türden başkaca sorunlara ilişkin yeni ifade ve görüşlerle sürdürülebilir. Herhalde yalnızca bunlar mevcut durumun su yüzüne çıkardığı tehlikeli güçsüzlüğün bilançosu ile birlikte telaffuz edilebilir.
Sırası gelmişken açıkça ve cesaretle sözde ‘sosyal [olan] medya’nın, bir kez daha palavracıların akli felcinin, raydan çıkmış söylentilerin, nuh nebiden kalma ‘yenilikler’in keşfinin ve hatta faşizan gericiliğin yayılması için bir zemin olduğu açıkça ve cesurca gösterilmelidir.
İzolasyonumuz süresince bile ve hatta özellikle de bu süreçte, bilim tarafından kontrol edilebilir hakikatler ve yeni bir politikanın ayağı yere basan perspektifleri, yerelleşmiş deneyimleri ve stratejik amaçları haricindeki hiçbir şeye güvenmeyelim.
https://www.teorivepolitika.net/index.php/component/k2/item/696-salgin-durumu-uzerine
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.03.17 22:35 canozkan_91 10.6 Yama Notları

https://tr.leagueoflegends.com/tr-tnews/game-updates/10-6-yama-notlari/
Merhaba, dünya sakinleri. Bu yamada eskisinden daha numaracı yeni Wukong'u karşılıyor ve eşleştirme sistemini otomatik dolduran oyuncuların eşit olmadığı oyunların sayısını azaltacak şekilde güncelliyoruz. Ayrıntılar yazımızın girişinde açıklayabileceğimizden çok daha ilgi çekici. Bu yüzden aşağıdaki bölüme göz atmayı ihmal etmeyin! Ayrıca normalde ormanda oynanmayan daha fazla şampiyonu ormanda etkili hale getirmeye devam ediyor ve üst koridor şampiyonlarının oyun boyunca daha fazla tehdit oluşturabilmesi için bazı ilave sistem değişiklikleri yapıyoruz. Eğer TFT yama notlarını arıyorsanız sizi şöyle alalım!
📷Hanna �shio shoujo� Woo

Yamada Öne Çıkanlar

📷
Kara Orman Talon, Işık Kalkanı Taric ve Gölge Adım Twitch 19 Mart 2020'de çıkıyor. Sonsuz Karanlık Malphite, Sonsuz Karanlık Mordekaiser, Sonsuz Karanlık Xerath, Sonsuz Karanlık Malphite Prestij Serisi, Kozmik Karanlık Lux ve Kozmik Lux 26 Mart 2020'de çıkıyor.
Başa dön

Derecelide Otomatik Doldurma Dengesi

Tekli/Çiftli sıraların eşleştirme sistemi, artık takımlardaki otomatik dolduran oyuncu sayılarının eşit olmadığı oyunları daha nadiren oluşturuyor. Takımınızda bir iki otomatik dolduran oyuncu varken, rakip takımdaki herkesin ana rolünde oynamasının kötü bir durum olduğu aşikâr. Bu değişiklikle beraber oyun bulmak biraz daha uzun sürecek ve her iki takımda bir tane otomatik dolduran oyuncu olacak (mümkün olduğunda kimse otomatik doldurulmayacak). Sırada bekleme sürelerini aşırı uzatmadan otomatik doldurma özelliğini tamamen kaldıramasak da bu değişiklik otomatik dolduran oyuncuların olduğu oyunların daha adil olmasını sağlayacak. Ayrıca her iki takımdaki hazır grupla giren oyuncu sayısını dengeleyecek, benzer bir değişiklik üstünde de çalışıyoruz. Bu değişiklik ilk iç testlerimizde epey iyi işledi. Fakat otomatik doldurma dengesi değişiklikleriyle birlikte birleşince, oyunlardaki oyuncuların arasındaki MMR farkının daha da açılmasına yol açtı. Bu yüzden hazır grup dengesi sisteminde ayarlamalara gidiyoruz ve umarız yakın zamanda güzel haberlerle birlikte karşınızda oluruz. Şimdilik bu değişikliği sadece Tekli/Çiftli eşleştirme sistemine getiriyoruz, çünkü diğer sıralar bundan farklı şekilde etkilenebilir. Eğer her şey yolunda giderse, değişikliği yakında diğer sıralara da getirmeyi planlıyoruz.
Başa dön

Şampiyonlar

📷

Anivia

R'nin buz tutma etkisinin süresi arttı.
Anivia'nın ultisinin buz tutma zayıflatmasının (E'sinin verdiği hasarı iki katına çıkaran) süresine ufak bir tutarlılık değişikliği getiriyoruz. Böylece yetenek setinin uyguladığı tüm buz tutma süreleri daha tutarlı hale geliyor.

📷R - Buzul Fırtınası

BUZ TUTMA SÜRESİ 2 saniye ⇒ 3 saniye (artık Q - Buz Kütlesi'nin buz tutma süresiyle aynı)📷

Aphelios

Severum'un karakteristik iyileştirmesi ve Infernum'un karakteristik olarak minyonlara verdiği hasar azaldı. Crescendum'un güçlendirilmiş hasarı azaldı.
Aphelios profesyonel düzeydeki baskınlığını koruyor. Diğer düzeylerdeki oyunculara göre daha çok profesyonel oyuncuların faydalandığı mekaniklerin gücünü azaltıyoruz.

📷Tırpan Tabanca, Severum

KARAKTERİSTİK - ŞİFALI İYİLEŞTİRME 1-18. seviyelerde verilen hasarın %8-25'i ⇒ 1-18. seviyelerde verilen hasarın %3-20'si

📷Alev Silahı, Infernum

KARAKTERİSTİK - MİNYONLARA VERİLEN ALAN ETKİLİ YAKAN HASAR 9. seviyede %45 Alan Etkili Hasar ⇒ 9. seviyede %30 Alan Etkili Hasar

📷Çakram, Crescendum

ÇAKRAM'IN NORMAL SALDIRILARININ VERDİĞİ GÜÇLENDİRİLMİŞ HASAR %30-173 Toplam Saldırı Gücü ⇒ %24-164 Toplam Saldırı Gücü📷

Darius

W'nun ilave hasarı azaldı; bedeli arttı. E'nin bedeli arttı ama artık yetenek seviyesine bağlı olarak değişiyor.
Darius üst koridor ve dövüşçü eşyası değişikliklerinden sonra aşırıya kaçmaya başladı. Tut Çek yeteneğini daha önemli stratejik bir karar haline getirmek için şampiyonu biraz zayıflatıyoruz.

📷W - Kemik Kıran

İLAVE FİZİKSEL HASAR %50/55/60/65/70 Toplam Saldırı Gücü ⇒ %40/45/50/55/60 Toplam Saldırı GücüBEDEL 30 Mana ⇒ 40 Mana

📷E - Tut Çek

BEDEL 45 Mana ⇒ 70/60/50/40/30 Mana📷

Draven

W'nun azalarak kaybolan hareket hızı arttı.
Draven'ın deneyimli oyuncular tarafından kullanılabilen gücünü arttırıyoruz. Böylece şampiyonla yüksek beceri düzeylerinde daha sık karşılaşabileceğiz.

📷W - Adrenalin Seli

AZALARAK KAYBOLAN HAREKET HIZI %40/45/50/55/60 ⇒ %50/55/60/65/70📷

Garen

Taban büyü direnci büyüme oranı azaldı. E'nin kritik vuruş ihtimali azaldı.
Garen'in dizilim çeşitliliği arttı ama tam olarak istediğimiz gibi değil. Dolayısıyla daha çok onu hasar dizilimlerine yönlendiren niteliklerini zayıflatıyoruz. Ayrıca şu anda aşırı güçlü.

Taban nitelikler

BÜYÜ DİRENCİ BÜYÜME ORANI 1,25 ⇒ 0,75

📷E - Yargı

KRİTİK VURUŞ İHTİMALİ %50 ⇒ %33📷

Hecarim

R'nin korkutma süresi arttı.
Hecarim'i azami menzilden savaş başlatarak daha fazla risk almaya teşvik ediyoruz.

📷R - Gölgelerin Hücumu

KORKUTMA SÜRESİ Kat ettiği mesafeye bağlı olarak 0,75-1,5 saniye ⇒ Kat ettiği mesafeye bağlı olarak 0,75-2 saniye📷

Kayn

Pasifin küre kazanma hızı arttı.
Son yamada Kayn'in küre kazanma oranını düzelttik ama bu sefer de dönüşme zamanı oyunun ileri safhalarına taşındı. Ortalama dönüşme zamanını eski haline yakın bir yere getiriyoruz.

📷Pasif - Darkin Tırpan

KÜRE KAZANMA HIZI Oyunun 10-13. dakikalarında Kayn, küre kazanma hızını %15 yükseltecek ve bu miktar süre boyunca artacak.📷

Kindred

Taban saldırı gücü büyüme oranı ve mana yenilenmesi arttı. W'nun can yenilemesi arttı. R'nin iyileştirmesi arttı.
Kindred güçlendirmelere aç. Kuzu ve Kurt son zamanlarda zayıf olduğu için, onlara iyileştirme ve güç artışı sağlayan besinler veriyoruz.

Taban nitelikler

SALDIRI GÜCÜ BÜYÜME ORANI 2,26 ⇒ 2,5MANA YENİLENMESİ 6,972 ⇒ 7

📷W - Kurdun Hiddeti

CAN YENİLEMESİ 1-18. seviyelerde eksik can miktarına bağlı olarak 32-100 ⇒ 1-18. seviyelerde eksik can miktarına bağlı olarak 49-100

📷R - Kuzunun Şefkati

İYİLEŞTİRME 200/250/300 ⇒ 250/325/400📷

Morgana

Taban hareket hızı arttı. E'nin kalkanı ilk yetenek seviyelerinde arttı.
Orta koridorda iyi bir performans sergilediği için, destek Morgana'ya yönelik bazı güçlendirmeler getiriyoruz.

Taban nitelikler

HAREKET HIZI 330 ⇒ 335

📷E - Kara Kalkan

KALKAN 60/120/180/240/300 ⇒ 80/135/190/245/300📷

Ryze

Taban mana yenilenmesi büyüme oranı arttı. W'nun hasarı ileri yetenek seviyelerinde arttı.
Ryze'ın profesyonel düzeydeki görülme sıklığını kontrol altında tutmak ve oyuncuların onu sürekli tercih etmesinin önüne geçmek istiyoruz. Fakat aynı zamanda ileri safhalarda daha güçlü olması gerektiğini düşünüyoruz. Uzun oyunlarda 18. seviyeye ulaştığında muhteşem bir güce sahip olan şampiyonlardan biri olmasını sağlıyoruz.

Taban nitelikler

MANA YENİLENMESİ BÜYÜME ORANI 0,8 ⇒ 1

📷W - Rün Hapsi

HASAR 80/100/120/140/160 ⇒ 80/110/140/170/200📷

Senna

Pasifinin ruh başına sağladığı saldırı gücü azaldı; sisin bekleme süresi artık sabit değil.
Destek Senna, özellikle de savunmaya yönelik dayanıklı şampiyonlarla birlikte oynandığında aşırı güçlü. Ruhların değerini azaltıyor ve ortaya çıkma temposunu yavaşlatıyoruz. Böylece özellikle de yanında onu koruyabilecek bir tank olduğunda koridor rakibini sürekli dürtmesinin önüne geçiyoruz.

📷Pasif - Bağışlama

RUH BAŞINA SALDIRI GÜCÜ 1 ⇒ 0,75KARAKTERİSTİK - ZAYIF RUH BEKLEME SÜRESİ 4 saniye ⇒ 1/6/11. seviyelerde 6/5/4 saniye📷

Shaco

R kopyasının normal saldırı hasarı azaldı.
SG Shaco şu anda biraz fazla gücü, dolayısıyla onu biraz zayıflatıyoruz.

📷R - Halüsinasyon

KOPYANIN NORMAL SALDIRI HASARI %75 Toplam Saldırı Gücü ⇒ %60 Toplam Saldırı Gücü📷

Soraka

Q'nun Yenilenme etkisinin iyileştirmesi arttı; hareket hızı ilavesi arttı.
Üst koridor Soraka belası artık zaman ve mekânı tehdit etmediğine göre Yıldız Yağmuru'nun gücünün bir kısmını geri verebiliriz.

📷Q - Yıldız Yağmuru

TOPLAM YENİLENME İYİLEŞTİRMESİ 40/50/60/70/80 (+0,3 Yetenek Gücü) ⇒ 50/60/70/80/90 (+0,3 Yetenek Gücü)HAREKET HIZI İLAVESİ %10-20 ⇒ %15-25📷

Twisted Fate

W'nun mavi ve kırmızı kartlarının YG oranları arttı.
Artık oyunun ileri safhalarında kartlarınız daha etkili.

📷W - Bir Kart Seç

MAVİ KART YG ORANI 0,5 Yetenek Gücü ⇒ 0,9 Yetenek GücüKIRMIZI KART YG ORANI 0,5 Yetenek Gücü ⇒ 0,6 Yetenek Gücü📷

Urgot

Q'nun yavaşlatma süresi arttı. E'nin sersemletme süresi arttı.
Urgot ilk geliştirilen yeteneği İmha olduğu için, diğer yetenekleri yeterince kullanılmıyor. Urgot'un kitle kontrolü etkilerine getirdiğimiz ufak güçlendirmeler Sıvışma'ya rağmen kombosunu daha etkili bir şekilde gerçekleştirebilmesini sağlayacak.

📷Q - Çürüten Bomba

YAVAŞLATMA SÜRESİ 1 saniye ⇒ 1,25 saniye

📷E - Horgörü

SERSEMLETME SÜRESİ 0,75 saniye ⇒ 1 saniye📷

Veigar

Taban SG, SG büyüme oranı ve zırhı arttı. Q'nun taban hasarı arttı.
Minik çocuk için minik güçlendirmeler.

Taban nitelikler

SALDIRI GÜCÜ 50,71 ⇒ 52SALDIRI GÜCÜ BÜYÜME ORANI 2,625 ⇒ 2,7ZIRH 22,55 ⇒ 23

📷Q - Uğursuz Saldırı

TABAN HASAR 70/110/150/190/230 ⇒ 80/120/160/200/240📷

Wukong

Pasifi artık yakındaki şampiyonlara bağlı olarak değil, şampiyonlarla savaşınca niteliklerini arttırıyor. W artık bir atılmaya ve normal saldırılar ile yetenekleri taklit eden bir kopyaya sahip. R artık iki defa kullanılabiliyor.
Bu güncellemedeki asıl amaçlarımızdan biri, Wukong'un eski halinde olmayan numaracı oyun tarzını eklemekti. Sonuç olarak dövüşme tarzını daha esnek hale getiriyor ve ona rakiplerinin üstesinden gelmesi için daha fazla yol sunuyoruz. Maymun artık sopasıyla insanlara tek atmak yerine onları kandırabilecek. Ayrıca orta koridordaki suikastçı dizilimiyle oynamak veya ona karşı oynamak tatmin edici değildi (her ne kadar güçlü olsa da). Bu yüzden eli ağır, üst koridor ve ormancı dizilimlerini güçlendirmek istiyoruz. Hadi durmayın, maymunluk yapma zamanı!

Taban nitelikler

BÜYÜ DİRENCİ 32,1 ⇒ 28CAN 577,8 ⇒ 540MANA 265 ⇒ 300MANA BÜYÜME ORANI 38 ⇒ 45ÖNERİLEN EŞYALAR Eli ağır Wukong'a yönelik dizilimlerin gücünü yansıtacak şekilde güncellendi.

📷Pasif - Taş Deri

ZIRH 1/7/13. seviyelerde yakındaki şampiyon başına 4/6/8 ⇒ 1-18. seviyelerde yakındaki şampiyon başına 5-11KALDIRILDIBÜYÜ DİRENCİ Wukong artık 1/7/13. seviyelerde yakındaki şampiyon başına 4/6/8 İlave Büyü Direnci kazanmıyor.YENİCAN YENİLENMESİ Artık 5 saniyede bir %0,5 Azami Can Yenilenmesi sağlıyor.YENİAYNADAKİ YÜZ Wukong veya kopyası bir rakip şampiyon veya canavara saldırdığında ilaveleri 5 saniyeliğine %62,5 artar (en fazla 8 defa birikerek %500 olur).

📷Q - Yıkıcı Vuruş

İLAVE NORMAL SALDIRI HASARI 10/40/70/100/130 (+0/0,1/0,2/0,3/0,4 Toplam Saldırı Gücü) ⇒ 30/55/80/105/130 (+0,5 İlave Saldırı Gücü)İLAVE MENZİL 125 ⇒ 75/100/125/150/175YENİDURMA VUR Kullanım süresi artık Wukong'un saldırı hızına bağlı olarak azalıyor.YAŞAM KALİTESİ DEĞİŞİKLİĞİ Yetenek simgesine güçlendirilmiş saldırıyı gerçekleştirmek için ne kadar süre kaldığını gösteren bir sayaç eklendi.YENİYEM BEKLEME SÜRESİNDE AZALMA Wukong veya kopyası normal saldırı ya da yetenekleriyle hasar verdiğinde Q - Yıkıcı Vuruş yeteneğinin bekleme süresi 0,5 saniye azalır.BEKLEME SÜRESİ 9/8/7/6/5 saniye ⇒ 9/8,5/8/7,5/7 saniye

📷GÜNCELLENDİW - Oyunbaz Savaşçı

YENİKALBİ TEMİZİMSİ Duvarların üstünden geçemeyen 300 Menzillik bir atılma eklendi.GİZLENME SÜRESİ 1,5 saniye ⇒ 1 saniyeKALDIRILDIPUF! Wukong'un kopyası artık kaybolmadan önce alan etkili büyü hasarı vermiyor.BEKLEME SÜRESİ 18/16/14/12/10 saniye ⇒ 20/19/18/17/16 saniyeBEDEL 50/55/60/65/70 Mana ⇒ 60 ManaYENİYEM HASAR AZALTMASI Wukong'un kopyası artık saldırılarını ve ultisini taklit ediyor ama %50/55/60/65/70 Hasar veriyor.YENİYEM NORMAL SALDIRILARI Kopya Wukong'un yakın zamanda saldırdığı hedeflere saldırmaya çalışır.YENİYEM'İN Q - YIKICI VURUŞ YETENEĞİ Kopyanın bir sonraki saldırısı güçlendirilmiştir.YENİYEM'İN E - BULUT SALDIRISI YETENEĞİ Kopya ilave saldırı hızı kazanır.YENİYEM'İN R - BURGAÇ YETENEĞİ Kopya dönmeye başlar ve ilk ulti kullanımında havaya savrulmayan rakipleri havaya savurur.

📷E - Bulut Saldırısı

HASAR 65/100/135/170/205 (+0,8 İlave Saldırı Gücü) Fiziksel Hasar ⇒ 80/120/160/200/240 (+0,8 Yetenek Gücü) Büyü HasarıİLAVE SALDIRI HIZI %30/35/40/45/50 ⇒ %40/45/50/55/60SALDIRI HIZI GÜÇLENDİRME SÜRESİ 4 saniye ⇒ 5 saniyeBEKLEME SÜRESİ 8 saniye ⇒ 10/9,5/9/8,5/8 saniyeBEDEL 45/50/55/60/65 Mana ⇒ 30/35/40/45/50 ManaATILMA SONRASI HEDEFE UZAKLIK 0 ⇒ 75

📷R - Burgaç

YENİÇİFTE BELA Wukong artık ultisini 8 saniye içinde yeniden kullanabilir. İkinci kullanım rakipleri ikinci defa havaya savurabilir.HAVAYA SAVURMA SÜRESİ 1 saniye ⇒ 0,75 saniyeDÖNME SÜRESİ 4 saniye ⇒ 2 saniyeSANİYE BAŞINA HASAR 20-200 (+1,1 Toplam Saldırı Gücü) ⇒ %4-8 Azami Can (+1,1 Toplam Saldır Gücü)DÖNERKEN SAHİP OLDUĞU HAREKET HIZI Dönme süresine bağlı olarak %5-40 ⇒ %20DÖNMEYİ İPTAL ETME 1 saniyeden sonra ⇒ 0,5 saniyeden sonraHASAR TETİKLENME ORANI 0,5 saniye ⇒ 0,25 saniye (her bir hasar tetiklenmesi artık Yenilmez uygular)DÖNERKEN HEDEFE UZAKLIK 175 ⇒ 50 (bu Wukonfg'un hedefine daha fazla yaklaşmasını sağlar)YENİMAYMUN İŞTAHLI Wukong artık ultisini iptal edip dönmeyi bırakmak için diğer yeteneklerini kullanabilir.DÖNME DOLAP Wukong dönerken E - Bulut Saldırısı yeteneğinin sağladığı ilave saldırı hızını yeniler.YAŞAM KALİTESİ DEĞİŞİKLİĞİ Yetenek simgesine Wukong'un ne kadar döneceğini ve yeteneği bekleme süresine girmeden önce onu ikince kez kullanmak için ne kadar süresi olduğunu gösteren bir sayaç eklendi.📷

Xerath

W'nun merkez hasarı arttı. R'nin atış başına verdiği hasar ileri yetenek seviyelerinde arttı.
Xerath'ın bir keskin nişancı gibi kullanılması gereken yeteneklerini onda ustalaşan oyuncuları ödüllendirecek şekilde güçlendiriyoruz.

📷W - Yıkım Bölgesi

MERKEZ HASARI ARTIŞI %50 artış ⇒ %66,7 artış

📷R - Sihir Ayini

ATIŞ BAŞINA HASAR 200/240/280 (+0,43 Yetenek Gücü) ⇒ 200/250/300 (+0,45 Yetenek Gücü)
Başa dön

Orman Şampiyonları

Orman şampiyonu havuzunu genişletmek ve çeşitlendirmek için üçüncü bir değişiklik getiriyoruz. Morgana'ya da ana rollerine gelen güçlendirmelerin yanı sıra, ormanda daha etkili olmasını sağlayacak belli bir değişiklik getirdiğimizi göreceksiniz. Yüksek beceri düzeylerinde aşırı kuvvetli olmadıklarından ve ormancı çeşitliliğini arttırdıklarından emin olmak için bu değişikliklerin etkilerini takip ediyoruz.

📷Brand

PASİF - ALEV CANAVAR HASARI Alev artık canavarlara %120 Hasar veriyor.

📷Morgana

W - ZULÜM GÖLGESİ CANAVAR HASARI Artık canavarlara %150 Hasar veriyor.

📷Shen

Q - ALACAKARANLIK SALDIRISI AZAMİ CANAVAR HASARI 75/100/125/150/175 ⇒ 120/140/160/180/200

📷Teemo

Q - KÖR EDEN DART'IN KÖR ETME SÜRESİ Artık canavarları iki katı süreliğine kör ediyor.E - ZEHİRLİ ATIŞ'IN ZEHİR HASARI Artık canavarlara %150 Hasar veriyor.

📷Yorick

PASİF - RUHLARIN ÇOBANI NİHAİ VAZİFE Yorick artık kesilen büyük canavarlardan da mezar oluşturabiliyor ve Sis Gezginleri canavarlardan %50 daha az hasar alıyor.

📷Zyra

BİTKİLERİN CANAVAR HASARA Zyra'nın bitkileri artık canavarlara %150 Hasar veriyor.
Başa dön

Paslama Mekanikleri

Paslama stratejisi tekli sırada tüm beceri düzeylerinde görülmeye devam ediyor. Koridor oyuncularını altın ve deneyimlerine sahip çıkmaya teşvik etmek için, daha sert kısıtlamalar getiriyoruz. Koridorda olması gerektiği gibi oynayanlar ve bir takım arkadaşının altın veya deneyimini çalmaya çalışmayanlar bunlarla hiçbir zaman karşılaşmayacak.

ÖZEL - Canavar Avcısı

MİNYON ALTINI CEZASI Altınlarınızın yarısından fazlası minyonlardan kazanılmışsa koridor minyonlarının verdiği altın 13 azalır; kısıtlama 14. dakikada kaldırılır ⇒ Minyon skorunuzun yarısından fazlası minyonlardan kazanılmışsa koridor minyonlarının verdiği altın 13, deneyim %50 azalır; kısıtlama 14. dakikada kaldırılır
Başa dön

Üst Koridor Önemi Ek Değişiklikleri

10.5'te getirdiğimiz üst koridor değişikliklerine Ölümün Dansı ve Işınlan değişiklikleriyle beraber devam ediyoruz. Bu kombinasyon koridor aşamasından taşıyıcı eşyalarıyla çıkan üst koridor oyuncularının, oyun boyunca bir tehdit oluşturmasını sağlama hedefimizi gerçekleştirmemize yardımcı olacak. Işınlan değişikliği de sihirdar büyüsünün koridorda hayatta kalma gücünün bir kısmının, ileri safhalarda ayrık ittirme ve rakibin etrafını sarma aracı olarak kullanılmasını sağlayacak.

Ölümün Dansı

TARİF Caulfield'ın Savaş Çekici + Kazma + Vampirî Asa + 625 Altın ⇒ Caulfield'ın Savaş ÇekiciNİTELİKLER 80 Saldırı Gücü, bekleme süresinde %10 azalma ⇒ 50 Saldırı Gücü, 30 Zırh, 30 Büyü Direnci, bekleme süresinde %10 azalmaÖZEL PASİF Azaltma etkisi sonrası alınan tüm hasarın %30'unu biriktirir ve zamanla gerçek hasar olarak verir ⇒ Azaltma etkisi sonrası yakın dövüşçülerin aldığı tüm hasarın %20'sini biriktirir (menzilli şampiyonlar için %30) ve zamanla gerçek hasar olarak verir

Işınlan

BEKLEME SÜRESİ 360 saniye ⇒ 1-18. seviyelerde 420-240 saniyeYENİYAKALAYAMAZ Kİ Şampiyon seviyesine bağlı olarak hedef konuma ışınlandıktan sonra 3 saniyeliğine %30-50 Hareket Hızı sağlar (6. ve 11. seviyelerde %10 artar).
Başa dön

Önerilen Eşyalar

League of Legends geliştikçe oyuncular yeni metalar ve stratejiler keşfediyor, şampiyonlar değişiyor veya eşyalar yenileniyor, ekleniyor veya kaldırılıyor. Tüm bu değişiklik ve ayarlamaların yapıldığı sırada bazen önerilen eşyalar bölümü unutuluyor ve oyunda yapılan değişiklikleri yansıtacak şekilde güncellenmiyor. Bazı basit yanlışları düzeltmek veya dükkânda gösterilen eşyaları değiştirmek için çalışmalar yaptık. Böylece tüm beceri düzeylerindeki oyuncular kolayca erişilebilen etkili dizilimleri kullanabiliyordu (Not: Tabii bunlar en iyi dizilimlerden ziyade yeni oyuncuların en başarılı olabileceği dizilimler). Büyük önerilen eşya güncellemesi gelen şampiyonların listesi: Alistar, Ashe, Blitzcrank, Garen, Gragas, Ivern, Kai'sa, Kassadin, Kayn, Kindred, LeBlanc, Lee Sin, Leona, Lucian, Master Yi, Miss Fortune, Mordekaiser, Morgana, Olaf, Qiyana, Rakan, Renekton, Rengar, Riven, Rumble, Shaco, Sona, Swain, Syndra, Talon, Taric, Thresh, Varus, Vayne, Vel'koz, Warwick, Xerath, Xin Zhao, Zilean, Zoe, Zyra
Başa dön

ARAM Denge Değişiklikleri

10.6 Zayıflatmaları

KAI'SA Verdiği hasar %12 artar ⇒ Verdiği hasar %5 artar
Başa dön

Menü Simgeleri

LoL İstemcisi'ndeki ana menü simgelerimiz Teamfight Tactics ve Clash'le birlikte epey doldu. Bu alanı biraz ferahlatmak ve aynı zamanda ana menü düğmelerine bazı kullanılabilirlik iyileştirmeleri getirmek istiyoruz. Dolayısıyla Profil ve Koleksiyon sekmelerinin düğmelerini, tıpkı Ganimet ve Mağaza'da olduğu gibi sembol haline getiriyoruz. Kullanıcı testleri sonrası oyuncuların zaman zaman mevcut Ganimet ve Mağaza simgelerini karıştırdığını gördük. Dolayısıyla bu değişiklikle birlikte 10.5 Yaması'nda Ganimet simgesini demir işlemeyi andıran bir şeye değiştirdik ve bu yamada Mağaza simgesini de öne çıkacak şekilde değiştiriyoruz.
Başa dön

Giderilen Hatalar

Başa dön

Yakında Gelecek Kostüm ve Renkler

Bu yamanın çıkışını takip eden günlerde yayınlanacak kostümleri aşağıda bulabilirsiniz. Tam çözünürlükte açılış görselleri için LoL Görüntüleri uygulamasını edinin!
📷

Kara Orman Talon, Işık Kalkanı Taric, Gölge Adım Twitch

📷

Sonsuz Karanlık Malphite

📷

Sonsuz Karanlık Malphite Prestij Serisi

📷

Kozmik Lux

📷

Kozmik Karanlık Lux

📷

Sonsuz Karanlık Mordekaiser

📷

Sonsuz Karanlık Xerath

Bu yamanın çıkışını takip eden günlerde yayınlanacak renkleri aşağıda bulabilirsiniz:
📷

Kara Orman Talon

📷

Işık Kalkanı Taric

📷

Gölge Adım Twitch

📷

Sonsuz Karanlık Xerath

📷
submitted by canozkan_91 to lolpanolar [link] [comments]


2020.03.11 09:16 Hakankoltuk Bursa Koltuk Yıkama Fiyatları

Bursa Koltuk Yıkama Fiyatları

Evlerde bulunan koltukların zaman içinde tozlanması muhtemeldir. Bu durum karşısında hem ortamın hijyeni hem de koltuğun uzun ömürlü olması açısından dikkatli bir şekilde temizlenmesi gerekir. Bunu en iyi şekilde yapacak olan koltuk yıkama bölgeleri sayesinde sizler uğraşmadan en kısa sürede bu ürünler temizlenmiş olur. Bursa koltuk yıkama fiyatları bu hususta sürekli olarak takip edilen ve incelenmesi gereken bir durumdur. Bölgede sağlamış olduğumuz destek sayesinde koltuklar en uygun koşullarda temizlenecektir. Eksiksiz bir şekilde sağlanmış olan fırsatlar sayesinde en ufak sorun ortaya çıkmaz. Bu hususta firmamızdan destek almanız her açıdan uygun olacaktır.

Bursa Koltuk Yıkama Hizmetleri

Koltukların belirli ömürleri vardır. Düzenli olarak temizlenip yıkanması hem şık görünümleri hem de uzun ömürlü olmaları sebebi ile önemlidir. Özellikle evlerde bulunan birçok koltuk modelini eksiksiz ve sorunsuz bir şekilde temizleyen ekiplerimiz en ufak sorun ortaya çıkmadan ürünleri sizlere teslim eder. Yıkama sırasında ortaya çıkabilecek tüm sorunlar incelenir. Ekiplerimiz bu hususta sorun yaşanmaması için dikkatli bir şekilde çalışır. Koltukların yıkanma ihtiyacı leke bulaşması ya da tozlanması için olacaktır. Bu hususta iyi bir firma ile çalışarak sorunsuz bir şekilde temizlik desteği almanız muhtemel olacaktır. Ekiplerimiz bu konuda son derece titiz çalışmakla beraber memnuniyeti için sizlere hizmet sağlıyor.

Koltuk Yıkamada Önemli Detaylar

Koltuk yıkama işlemlerinde özellikle işlemi yapan kişinin dikkat etmesi gereken birtakım husus vardır. Bunlardan ilki sorunsuz ekipman kullanılmasıdır. Herhangi bir sorun oluşmaması ve işlemlerin daha verimli yapılması adına kullanılan tüm hijyen malzemeleri eksiksiz bir şekilde temizliği tamamlamalıdır. Günümüzün yaygın unsurlarından olan koltuk yıkama hizmetleri sayesinde sorunsuz bir şekilde destek almanız mümkün olacaktır. Bursa koltuk yıkama fiyatları bu konuda insanların merak ettiği ve araştırdıkları konulardan birisidir. Firmamızın verimli çalışmaları sonucu en ufak sorun ortaya çıkmayacaktır. Koltukların derinlemesine temizlenmesi önemli bir konu olmakla beraber sizleri her daim memnun etmeyi amaçlıyoruz.

Koltuk Yıkama Aşamaları Önemlidir

Koltukların evlerde yıkanması oldukça zordur. Bu sebeple ortaya çıkan koltuk yıkama destekleri bu hususta hizmet almanıza olanaklar sunar. Özellikle iyi bir temizlik ve yıkama için koltukların dikkatli şekilde incelenmesi gereklidir. Öncelikle ürünler üzerindeki tozlar alınmalıdır. Daha sonra tamamı ile yıkama işlemi yapılmalıdır. Bu konuda dikkatli davranılmalıdır ve ortaya çıkabilecek sorunların önüne geçilmelidir. Özellikle sağlanılan fırsatlar neticesinde sorunsuz bir şekilde destek almanız mümkün olacaktır. Bursa koltuk yıkama fiyatları ile de bu konu desteklenmektedir. Son derece güzel bir konumda yer alan fiyatlar sayesinde uzun süre kullanacağımız koltuklarınızı en hijyenik hale getirmekteyiz. Bu durum son derece önemli bir konu olmakla beraber evlerin daha iyi görünmesini de sağlar.

En İyi Koltuk Temizleme Hizmeti

Koltukların temizleniyor olması özellikle ev hanımları için önemlidir. Özellikle evlerde bulunan bu koltuklar düzenli olarak yıkanmalıdır. Bu sayede rengindeki canlılık ortaya çıkacaktır. Firmamız bu konuda oldukça kaliteli hizmetler sunar. Özellikle koltukların daha temiz ve canlı görünmesi için yapılan bu işlemler sayesinde en ufak sorun ortaya çıkmaz. Ekiplerimiz işlerinde oldukça titiz çalışırlar. Bu yönden son derece önemli bir hizmet olan bu durum sayesinde iyi bir hizmet almanız önemli olacaktır. Koltuklar üzerinde bulunan toz ya da kirler insanları zor duruma sokabilir ve bu durum rahatsız hissetmenize neden olabilir. İnsanların en büyük sorunlarından biri olarak karşımıza çıkan zor lekelerdir.Bu durum koltuk temizliğinin kaliteli olmasını gerektiren hizmetler içine girer.

Koltuk Yıkamanın Avantajları

Koltuk temizleme hizmetleri sayesinde çok uzun sürelerinizi alacak olan bu durum sorunsuz bir şekilde tamamlanır. Koltuk yıkamanın avantajları olarak eski ve kirli görünümlü olan koltuğun taze görünüşüne tekrar kavuşması sayesinde çevrenizdekiler koltuklarınızı yeni gibi görecektir. Ayrıca bizim tarafımızdan temizlenen koltuklar yıllar boyu kullanabilme ömrü sunar. Bu sayede tekrar mobilya veya koltuk almak zorunda kalma durumundan kurtulursunuz. Bursa koltuk temizleme fiyatları sayesinde bu hizmetlere insanların ulaşması çok daha kolaydır. Özellikle temizleme işlemleri sırasında koltuk üzerinde en ufak kir kalmamasına dikkat edilmesi ile bebekler için herhangi bir alerjen durumu söz konusu olmaz. Bu hususta düzenli olarak koltukların temizlenmesi son derece önemli bir konudur. Firmamızın sağlamış olduğu destekler sayesinde alacağınız en iyi hizmetler sizlerde oldukça memnuniyet sağlayacaktır.
submitted by Hakankoltuk to u/Hakankoltuk [link] [comments]


2020.02.18 11:40 dev_mojito Merhaba, sen her kimsen. Öncelikle bu videoyu izleyen insanlara şunu söyleyeyim, bu video sadece tek bir kişi için çekiliyor. Şimdi nerden girsem konuşmaya diye düşünüyorum.

Merhaba, sen her kimsen. Öncelikle bu videoyu izleyen insanlara şunu söyleyeyim, bu video sadece tek bir kişi için çekiliyor. Şimdi nerden girsem konuşmaya diye düşünüyorum. Bir iki gün önce kapım çalındı. Kapımı açtım böyle bi arkadaş biley uzattı bana böyle bir zarf ben de dedim hani bu nedir nerden geliyor kimdir diyene kadar bi baktım herif yok. Arkadaş bir anda fırladı kaçtı. Zarfın içinden bir kağıt çıktı böyle bir not. Ahan da bu bilmiyorum şu anda okuyabiliyor musunuz. Okuyamıyorsanız da ben sizin için okuyayım. “Sana Dead Space i oyna diye gönderdim”. Şimdi sapıklığın çok ciddi anlamda zirvesine ulaştığını bu arkadaşın öncelikle belirtmem gerekiyor. Neden? İlk başta ciddiye almadım. Bunu gördüm a dedim yine aynı manyak bu. Çok fazla takmadım açık konuşmak gerekirse hani bana dead soace i biri gönderdi demiştim ya kimin olduğunu bilmiyorum gönderici ismi yazmıyor vesayre cart curt falan filan dediğimi dead space izleyen arkadaşlar bilir. Dead space 2 den bahsediyorum bu arada. Bu aynı arkadaş mı gerçekten emin değilim ama bana aynıs aynı kişi gibi geldi. Gene aynı şekilde hiçbir gönderici bilmem ne falan filan yok. Sadece bir not dead space i sana oyna diye gönderdim. Arkadaş bildiğiniz atar yapmış ben kanala ara verdim diye. Neyse. Şimdi, bu olay hafife alınacak bir olay değil arkadaşlar. Çünkü birkaç şey oldu sadece değil. Bu kağıdı ilk başta ben şeye almadım ciddiye almadım. Umursamadım hani yani manyağın biri dedim hani şeylik yapıyo dalga geçiyor taşak geçiyor falan filan. Ama velakin bu buldum.mp4 denen videoyu görene kadar. Arkadaşım, şimdi öncelikle bu videoyu ç mm sana mm adıyorum. Mutlusundur umarım bu kadar manyakçasına benim peşimdeysen eğer. Şimdi öncelikle video linkini description a koyacağım bu sayede neden bahsettiğimi bilebilirsiniz. Manyağın biri beni takip ediyor. Bu buldum.mp4 videosunda da beni çeşitli yerlerde çekmiş evime dönerken, işten eve dönerken çekmiş beni. Yok işte şeye giriyorum bilmem ne falan filan. Şimdi bunun şöyle bir problemi var, şöyle bir noktası var problemli olan kısma geçeyim öncelikle. Benim adresimi şu anda bilen kimse yok. Eski adresimi de kimse bilmiyordu ama bu herif bana dead space 2 yi ulaştırmayı başardı. Şikayet etmedim açık konuşmak gerekirse işime geldi çünkü. Ya biri bana oyun hediye etmiş bu güzel bişeydi ilk başta güzel bişey olduğunu düşündüm. Hani bu adam benim adresimi nerden bildiğini takmadım kafaya önemsemedim. Bir şekilde bulmuştur göndermiştir dedim. Peki bu yeni adresimi nerden buldu bu adam? Ben bu eve bir ay önce taşındım. Antalya dan dönüştün- dönüşte taşındım ben bu eve. Bu arkadaş benim adresimi nerden buldu? Bu arkadaş beni gittiğim her yerde takip mi ediyor? Yani şimdi böyle bir durum var ortada. Ve gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum hani. Ya bu evin adresini şu an annem babam bilmiyor daha hani daha onlara hani evin adresini bilmiyorlar sadece mekanı söyledim hani şurda oturuyorum dedim sadece. Hani adresi detaylı olarak bilmiyorlar gelip bulamazlar yani evi hani bulma şansları yok. Ara sokaklarda bir yerlerde bu ev bulamazlar. Ama bu arakdaş evimin yerini biliyor geliyor bana not bırakabiliyor ve üzerine zaten videodan videoyu izlerseniz göreceksiniz herif beni takip ediyor gittiğim her yerde. Arkadaşım beni korkutuyorsun çok ciddi anlamda korkuyorum yani şu an senden ve yaptığın şey çok büyük bir suç anladın mı? Yaptığın şey ciddi anlamda çok büyük bir suç. Eğer seni ihbar edersem ve yakalanırsan çok ciddi anlamda cezalar alırsın anladın mı? Akıllı ol ya akıllı ol şansını zorlama bu işe devam etme eğer chuckle böyle bir şey bidaha görürsem yemin ediyorum ihbar ederim seni. Ve bu işin peşini bırakmam yani seni yakalatıp ciddi anlamda ceza almanı sağlayana kadar bu işin peşini bırakmam. Adam ol tamam mı çok ciddi söylüyorum adam ol sakın sakın ha bir daha böyle bir şey yapma böyle bir video sakın bir daha görmeyeyim ben öyle takip ediliyorum bilmem ne falan filan hiç hoş şeyler değil. Ve bir de işin şu kısmı da var ben ihihi evde yalnız kalma fobimi daha yeni yeni yeniyorum hani daha yeni yeni üstesinden gelmeye başladım böyle manyakça işler yapıp beni korkutma daha fazla. Söylemek istediğim şeyler bu kadar arkadaşlar. Yani üzgünüm bu video size değil sadece bu sapığa bu manyağa artık kimse bu neyin nesiyse ona yöneltilmiş bir videoydu sadece. Ya ama bunu hani görmesini sağlamak için kanalıma yüklemek zorundaydım mecburen kim olduğunu bilmiyorum çünkü o yüzden kanalıma yükledim bu videoyu. Bu arkadaş sırf görsün diye zaten video respose olarak koyacağım onun o lanet videosuna bunu. Aynı zamanda tabii ki youtube'a da şikayet edeceğim bana karşı bir salıdırı ve ya ne bileyim taciz olduğuyla ilgili o videoyu. Her neyse görüşmek üzere...
submitted by dev_mojito to kopyamakarna [link] [comments]


2020.02.09 11:59 SikiTuttunSaruman KGB REDDİTİN KURULUŞU 8.BÖLÜM

Her şey çoktan sona erdi.
Sarumanın günlükleri 9. Kayıp cilt, 2.ekleme, sayfa 1119
~~ Bu bölümün müziği~ ~
"Ne ilginçtir ölüm!"
Diye bağırdı u/YanikTheGent
KGBTR ayaktayken içtiğimiz şarapların ahengine kapılmıştı o da.
Beyaz asamı alıp ilerlerken geçtim tonla hobbitin arasından, tavernamızda yine soğuk yellerin yadigarı bulutların gür şarkısı patlıyordu. fakat bu sefer tek bir farkla, masanın üzerinde zıplayan u/rientala19'un ayak sesleri bozuyordu tüm ritmi.
Rasathanenin sokağını geçtiğimde sıhhiyeye gelmiştim, yatağında yatan u/s_v_m gülümsüyordu.
"Hala iyileşemedin mi babalık?"
"Ölü gibiyim amına koyayım, benim yerime siz sikersiniz artık repostları" dedi gülerken. Kapıda u/ministerblackveil ve u/berdog elf peksimetleriyle iyileşmesine yardım etmek için bekliyordu.
Yolda gördüğüm u/aprencher'in koluna girdiğimde ise ağzımdan çıkacak bir deli saçmasına inanabilecek yegane adamın o olduğunu biliyordum. "Gitmemiz gerek"
"Nereye Saru? Delirdin mi sen amk?" diye sorgularcasına bakıyordu suratıma, kelimesini ağzına tıkıp devam ettim konuşmama.
"Shadowban ve diğer tonla şey gelmek üzere. u/IAmAHustle u/borderlineomer'i kurtarmak için gitti bile."
"Kgb yalnız kalacak..."
"Zor, ama imkansız değil." diye cevapladı sitemimi.
Her şey giderek daha karmaşık hale geliyordu. Tüm bu soru işaretlerinin arasında aklımdaki tek çıkış yolu, u/s_v_m'nin de bizimle gelmesi olabilirdi sadece. Birkaç komutana ihtiyacımız vardı.
"u/mcakici nasıl olur?" diye sordum sesimi yükseltmeden. Bir büyücünün sessizce bir şeyler fısıldaması ise çoktan dikkatleri çekmişti bile.
"Oo, vay saru. Neler oluyor böyle fısır fısır. Ne işler çeviriyorsun?" diye yaklaştı u/ImmortalThoth. Her şeye muhalefet orospu çocuğu yine bir şeylere çomak sokmuş, cevabımızı bekler duruyordu.
"Dinle..."
"?"
"Bir yolculuğa çıkmamız gerekiyor. Beklenmedik bir yolculuğa..."
"Ben varım, planı anlat."
Bu fazlasıyla cesur adam ille de tüm planı duymak istiyordu, fakat maia ruhum istemiyordu gerçekleri saçmaya ortalığa. En azından zamanı gelene kadar.
"1 kasımda bizim ile kgb controversial posts'ta benim postun altına buluş, sana her şeyi anlatacağım." dedim eline bir altın tutuştururken.
"Pekala, seni hınzır büyücühehe" diye gülümseyerek çekildi ortalıktan elindeki altının gerçekliğini dişleriyle kontrol etmeyi unutmadan. Bir kişi daha.
************************************************************************************************
O günün sonuna gelene kadar elimden geldiğince çok insana ihtiacım vardı. Lord'un Textpost çağrısı ile ghostları toplamasının ardından bu gereken şey olabilirdi. Tüm kgb'nin içinde olacağı bir aktivite düzenlemeyi deneyebilirdik, ya da elimize yüzümüze bulaştırıp karanlığa esir düşer ve goblinlerin kör yüreklerimizi çürük dişleriyle parçaladığı ana kadar acı icinde dönerdik. Seçim bize aitti.
"Ne düşünüyorsun saru?" diye yaklaştı u/Cathessis. Planımıza o da dahil olacaktı, hem de en beklemediği anda. hehehe. Fakat şimdilik dikkatini dağıtmam gerekiyordu, asamı bir at gibi yola sürdüm ve üzerine atladım; arka kısmına deh diye vururken zıplaya zıplaya uzaklaşıyordum ondan. Sinsi planlarımı farketmiş olamazdı...
"Nerey..."
"Acelem var vuhuu yeni edit yapmam gerek" dedim ak saçlarım suratıma vururken. Zıplaya zıplaya gitmem kafasını karıştırmıştı, işte bu! Şimdi tek ihtiyacım u/terstensaplayan123'ten alacağım bir nsfw ile zabumafuyu bu yolculuğa hazırlamaktı. Yehuv Saruman! İşte şimdi çüklerin savaşma vakti, nasıl olsa downvoterları hakladık sayılır.
Kapıdan girmemle üzerime tekrar hüzünün çoktüğünü hissettim, hala daha shelob ile ayrılığımızın yükleri duruyordu üzerimde. Fakat gerçek bir kgbli üzülmezdi. Sadece seks yapar ve çiğ et kemirirdi, parçalayıp yoluma devam etmeliydim.
*************************************************************************************************
1 Kasım
O sabah sessizce yürüyüp controversial postun altında yerimi almıştım. u/ImmortalThoth da keza oradaydı, ağzımdaki baklayı çıkarmanın zamanı gelmişti.
No nut geldiğine göre şafak sayma vakti. Arkama geçin hobbitler ve KGB, uzun bir yolculuğa çıkıyoruz...
Sesler kesildi kgbde, savaşın üzerinden geçen sadece birkaç günün ardından bunu kimse beklemiyordu sanırım. Ayrıca herkesin kafası sikile sikile türk kahvesi gibi olmuştu, beklediim tepki pek de farklı sayılmazdı aslında.
"Ben varım" diye bağırdı delinin biri, bu u/Lephistodesign'di. "Hadi yola çıkalım!"
Vay canına, hızlı olmuştu.
"Sizinleyim" diye yanıma geldi u/rientala19, sayının giderek artışı ilgimi çekiyordu; dün gece yağlaya ballaya çektiğim 31in ardından bu iyi gelmişti.
"Ben de varım!" diye bağırdı u/Cathessis, "size bir rehber lazım".
Giderek artıyordu sayımız, ilginçleşiyordu her şey.
"Yürü, Saruman!" diye bağırdı mod nişanıyla u/YanikTheGent, istemsizce gaza getiriyordu beni. Keza bir süvari isterdik yanımızda. Masanın üzerinde Textpost gününe özel bırakılmış, kelimelerden bir nsfw gördüm, her şeyi daha da güzel yapıyordu.
Nsfw'nin kendisi
Vay amk.
Hızlı hızlı u/TigrisSs'in yanına yürüdüm, fakat o oralı olmadı. Durumun imkansızlığından dem vuruyordu keza. Fakat yapabilirdik.
"Ben denemiştim daha önce..." dedi u/lettersnumbers_-, "şimdi ne yapmamız gerekiyor?"
Tam da işin siklere varan kısmından bahsedecektim ki bir ses daha yükseldi:
"Milleti gaza getirip, engelleyip zeytin yağı ile 31 çekeceksin. Kanmayın bu deliye, günde 5 postası var!"
İşler çığırından çıkıyordu giderek, böyle giderse asla ilerleyemeyecektik bile. Ne diyeceğimi düşünürken de aklım iyice dolmuştu, ayrıca tereyağı daha iyi olmuyor muydu amk?
"Saruman!" diye girdi konuşmaya u/s_v_m, Deus ex machine gibi belirmişti kapıda orospu çocuğu
"SikiTutmaSaruman!"
Vay amına koyayım, ne ara iyileşti bu da post atıyor. Neyse neyse, bir cüceden zarar gelmez, hele ki böyle bir yolculukta.
"Pekala, o zaman karar verilmiştir. Arkama geçin, gidiyoruz! Heybelerinizi doldurun ve kılıçlarınızı alın sadece, fazlasına ihtiyacımız yok. u/Cathessis bize yolu gösterecek, ha bir de..."
Sorgulayan bakışlar üzerimde yükselirken eline telefon verilmiş avrupa yakası gaffur gibi kalmıştım, ama bombayı patlatmanın tam zamanıydı.
"...bir de 30 gün kremşantiyi balla karıştırmayacağız"
"?"
"Diyorum ki, yumurtayı küçük kapta çırpmayacağız beyler"
"???"
"Yahu harcı fırına atmayacağız işte!"
"FINDIKLIKEK TARİFİ Mİ VERİYORSUN AMK SARUMANI?!"
"Amnskm 1 ay 31 çekmeyeceğiz işte." Fırladı gitti.
“Sen kafayı sıyırmışsın.”
Tam olarak öyle olabilirdi, kadim zabumafu da bu durumdan pek hoşnut sayılmazdı, fakat yapabileceğimizi biliyordum.
“Hadi yola çıkalım.”
*********************************************************************************************
Gün 1
Cathessis ile konuşup yola çıktık, 3 yıldır bu yolun müdavimi olmuş bir adam olarak ihtiyacımız olan yardımı alacağımız kesindi, o ise bizi dar geçitlerle dolu heybetli bir dağın içinde bekliyor olacaktı. İşin ilginci, daha ilk günden bir sürü insanı geri dönerken gördük, pornhub parametreleri gösteriyordu ki 20 milyon kişi çoktan vazgeçmişti bile. Daha ilk günden… İyi yanından bakarsak ise 2 gün önceden herkes sikini duvarlara vura vura 31 çekmiş olacaktı ki, hiç kimseyi kaybetmemiştik. En azından böyle olduğunu sanıyorduk…
*Saat 02:30, Kgb çıkışı eski ormanın derinlikleri, geçici bir post çadırı.
.
Svm: Hadi beyler ben de yatıyorum amk iyice geç oldu, başımıza bir iş gelmesin
u/phalakne: Ben de 2 gün önce niyet ettim allah rızası için son pornomu izlemeye. Sapasağlamız hala, tık yok. Ben nöbeti alırım, hem edit fikri falan geliyor gece olunca, iyi oluyor.
2:45
.
...
"HASSİKTİR!"
Phalakne'nin bağırışıyla kalktım yer minderimden, ne oluyor amına koyayım bu saatte? Gece gece yine köyden atılmış orkların biri tagsiz nsfw paylaşsa, yine de ilk günde sayılırdık sonuçta. Hem bu orospu çocukları zaten genelde redditearth'de yeni oldukları için bir kere ban yediler mi, geri girmezlerdi, yani başka bir şey vardı kesin, ben de asayı çekip çıktım dışarıya; tabi her yer zifiri karanlık, sol elini bile zor görürsün. Sesin geldiği yön aynı zamanda sağımda, kamp ateşinin arkasında olması gereken bir çadırın arkasında kalıyordu, yani en azından öyle olmalıydı fakat dediğim gibi o karanlıkta biri sol taşağınızı çalsa sağdakinin haberi olmazdı. Asayla yolumu kontrol ede ede ilerledim.
Çadırın arkasına vardığımda ise yerde yatan cüceyi gördüm. Onu tanımamam imkansızdı, çünkü yerde yatan can dostum u/corneliusvanbaerle'den başkası değildi, phalakne sağ elini sarıyordu bir bezle. Sakalına bulaşmış zamk ise boynuna dökülüyordu.
"Bir dryad. Ağaç ruhu."
"Ne oldu!" diye sarstım omuzlarından tutarak, bilinci kapanıyordu. Bu ormanın bizi kabul etmeyeceğini ta en başından beri biliyordum ama o olamazdı. Daha ilk günden can dostumu kaybedemezdim.
"Üzgünüm Saruman, ben... Ben kaybettim. Bensiz devam edin."
Bir anlığına "Hayır" demek istedim, fakat artık çok geçti. Phalakne yavaşça ayağa kalktı bir iğneyi corneliusun eline sardığı beze tuttururken. Yapacak bir şey olmadığını vurguluyordu adeta, ben de yük taşıyan keçilerden birinin bağını çözdüm. Üzerine atlarken son bir defa baktı hepimize, bitap düşmüş sayılırdı ama az bir yol vardı gitmesi gereken. u/TigrisSs onun geldiğini görecek ve orada onu alacaklardı büyük ihtimal. Son bir kez baktım gitmeden önce, kısa bir cümle kurdu:
"En azından lord usülü oldu, sakalımıza da bulaştırmadık demeyiz!"
Sonrasında sakalındaki zamkı çıkarmaya çalıştı gözden uzaklaşırken, fakat tek yaptığı diğer eline bulaştırmak oldu tabi.
**********************************************************************************************
Gün 3, u/soyadi elendi.
**********************************************************************************************
Gün 5 Post'u (bas buna önemli). Güvenilir dostum u/aprencher ve onca kişiyi kaybettik. Yolda karşılaştığımız bir mutfuck robotu (tam seçemedim ama yüzü aşırı tanıdık geliyordu) ise garip bakışlarla izledi bize yola devam ederken. Yaklaşık 23 kişiyiz.
*********************************************************************************************
Gün 9.
  1. günden beri u/ovzan'ı görmedik. Umarım başına bir şey gelmemiştir, yolumuza devam ediyoruz. Ha bir de, u/ormanayisi erzağımızın büyük bir çoğunluğunu (özellikle bal) yemiş durumda. Bize cesaretlendirici olaylar anlatıyor en azından, çöldeki kutup ayılarının içinde yer aldığı mitler de var tabi ama sanırım hiçbirimiz o kadar bahtsız değil. Yani sanırım benim dışımda hiçbirimiz. Amk kutup ayıları.
********************************************************************************************
Gün 11.
u/Cathessis ile buluştuk, fakat çoğumuz eksik bir şekilde. Tek tek isimleri saydı kontrol etmek için, ama iyiyiz iyi. Ayrıca bugün palantirle bakarken u/yusufokur'un eski sevgilim sakso çekmiş isimli bir çalışmasına denk geldim. orosbuçocu.
********************************************************************************************
Gün 14.
Zorlanmaya başladım. Gittiğimiz yol bile gittikçe kararıyor, gökteki martıdan yerdeki karıncaya kadar. Ayrıca zabumafu harry potterdaki seçmen şapkaya döndü amk, konuşmaya başladı galiba. Bu arada yolda birkaç kgbliyle daha karşılaştık, sayımız eskisine yaklaştı sayılır.
********************************************************************************************
Gün 23.
Nindalf bataklığında gruplara ayrıldık. Ben hobbit u/rientala19 ve u/Brkndt ile kaldım.
********************************************************************************************
Gün 24.
Toplanmayı başardık, fakat mental olarak çöküntülerin altındayız sanırım. Her şeye muhalefet orospu çocuğu u/ImmortalThoth ve u/7piis de bizimle, 9 kişiyiz. Bataklıkta çoğumuz kayboldu veya çok daha kötü şeyler oldu, bilmiyorum...
********************************************************************************************
GÜN 28.
Orodruin'e çok yaklaştık. Hepmizin elinde nsfwler hazır bir şekilde bulunuyor, ve iskandinav tanrıları gibi ruhlara dönüşecek halde gibiyiz. Ne yapacağımızı biliyoruz. İşin ilginci, grupta N'ut'a çıktığımız ilk gün tonla nsfw paylaşılmasına rağmen bugünlerde tık yokmuş, yani en azından palantir öyle söylüyor. Elimizdeki nsfwleri sonsuzluğun ateşinde yok edebileceğimiz tek yere gidiyoruz, Kgb'den çok uzaktaki bir yanardağa.
********************************************************************************************
Gün 29. Orodruin'e vardık. Saat 00:00'da alevlerin en kızgın olacağı ana az kaldı. Umarım birileri hata yapmaz...
Umarım...
******************
Gün 30'un sonu...
Heybemin cebinden bildiğim yegane nsfwleri çıkardım, çok az kalmıştı. bunları son zamanlarda çevre nsfw sublarından toplamıştım, yani gonewild'dan bahsetmiyorum. çok daha derin ve uzun bir yolculuğa aitlerdi hepsi. Benim değerli Nsfw'lerim!
Değerli...
"Bunu yapmasak ne olur ki?" diye sordu u/rientala19, ne olabilirdi harbiden? Kgbye geri döner ve yaptığımızı söylerdik, bir filmdeki domuz sikme sahnesi gibi olurdu. Herkes ezilmiş bir kondom verir ve yaptığını söylerdi ve geek kulübe alınırdı, her şey sakince devam ederdi. Ama yapamazdık. Tüm bu yolculuğumuzun yegane bir amacı vardı, ve bunu başaracaktık.
Saat 00:00
"ATIN!" diye bağırdı birisi, kıyamet koptu! Tonlar cevher düşüyordu lavların arasına, tonla düş sona eriyordu. Cazgır alevler yükseldi, suratımızı yakan sıcaklığın sessiz hükmü gözyaşlarına karıştı; ve bitti. Başardık?
"Ben atmayacağım!"
Aniden sesin geldiği yöne döndüm, ceketindeki nicki okumaya çalıştım: u/ENESM1.
Üzerine doğru koştururken dağ kızmıştı sanki, zangırdıyordu. Zorla üzerine atılırken hepimiz gözü dönmüş bir şekilde koşturuyorduk. Bunun bedelini sadece o değil, hepimiz öderdik. Hem bizim değerli nsfwlerimiz gitmişti, onunki ne hakla duracaktı?!
"VER ONU." Diye atılırken u/ormanayisi, fakat sağa atılıp sıyrıldı hobbit.
"Hayır! Dur!"
rientala kamasını çekti belinden, sağ elinde sıkıca tutmuş şekilde üzerine yürüdü.
"Durun, durun!"
Çevik bir hamleyle yüksekçe bir yere çıktı u/ENESM1, gözleri başka birine ait bir ışıkla parlıyor, aklını leş kargalarına yedirmişçesine bir sağa bir sola bakıyordu.
7piis yayını çekti şaşkınlığını atlatıp, fakat... sanki farklı bir şey vardı.
"Anlatacağım bir şey!"
7piis'in omzuna dokundum,
"Dinlemeliyiz, Söyleyecekleri olmalı."
Oku sol omzunu sıyırıp geçti konuşmacının.
"Bakın"
O onu oradan çıkarana kadar orada dahi olduğunu farketmediğimiz duvarların arasındaki büyülü bir taşı çekti tüm gücüyle, parlak bir ışık yayıldı boşluktan. Bu büyüyü biliyordum. Kadimlerden kalma eski bir mühür. Sadece yılda çok kısa bir an, bir saatten bile kısa, burasının açık olduğu anlamıNedendir ki İçeride gizlenmiş nsfwleri gördüm, o zaman anladım sanırım. Elindeki nsfwyi de onların arasına koydu.
"Ben, ben devam edeceğim. Buraya daha önce de geld"
"Hadi ordan!" diye kesti rientala.
"Bunun imkanı yok."
Fakat konuşmasına devam etmesi için u/brylmz eliyle işaret etti enesm1'e.
"Buraya daha önce de geldim, yolları biliyorum. Fakat tek gelenler sizler değilsiniz. Bambaşka yerlerden, ismini dahi duymadığınız sublardan gelen tonla insan var, birisinin yol göstermesi gerek. Bunları ise saklıyorum çünkü..."
"Çünkü?"
"Çünkü zaten onlara asla bakamıyorum. Bu benim 'kaderim', Buraya gelenlere yol göstermek. En azından buraya gelene kadar bundan emin değildim, fakat artık biliyorum. Her şey, tüm bunlar. Ben devam etmek istiyorum. Bu yüzden, ne olursa olsun buraya geri döneceğim, bambaşka insanlarla birlikte. Her şey için size minnettarım."
Öyle ya da böyle, sanırım herkes bir şekilde bu delinin dediklerine bir şekilde -şu kaya numarası etkileyici olmuştu tabi bir de- inanmıştı. Bizim ise artık gitmemiz gerekiyordu, kgb kasabasında bizi bekleyen tonla insanımız vardı nihayetinde. Hem nasıl olsa geri dönüş için ise kimsenin bilmediği bir yol biliyorduk, maksimum 10 saat sürerdi koca yolu dönmemiz. Fakat insanların hafızalarına bu dönüş yolculuğunu da bir 30 gün sürmüş gibi eklememiz gerekecekti. Peki madem kısa yol vardı da biz neden uzun yolu tercih ettik? Neden nude'ları kartallarla götürmedik? Sanırım önemli olanın yol değil yolculuk olduğunu asla bilemeyecekler ha zabumafu. hop.
...
şş! kalkma zamanı lan nut bitti! Lan!
LAN!
******************************************************************************************************************************************************************************
Ve N'ut böylece sona erdi...
******************************************************************************************************************************************************************************
submitted by SikiTuttunSaruman to KGBTR [link] [comments]


2020.01.28 19:47 guvncnyldz Çıkış Yok

Sonu gözükmeyen, kapısından ötesi tamamen karanlığa bürünmüş bir tünelin girişinin hemen önündeydi. Bir anda girişten dışarı titrek, korku dolu bir bağrış yükseldi.
"Lanetli, Bu tüneller lanetli!"
Sesin geldiği yöne dikti gözlerini ve endişeyle beklemeye başladı. Kısa bir süre sonra bağrışların kaynağı görünür olmuştu. Silüet gitgide belirginleşmiş, en sonunda tanıdık bir simaya dönüşmüştü. Tünelleri araştırmak için içeri girdikleri arkeoloji ekibindeki kazı elamanlarından biriydi bu. Ekipmansız ve kasksız bir şekilde var gücüyle koşuyordu. Tünelin girişinden dışarı nefes nefese attı kendini. Kireç taşından duvarlarla çevrilmiş, tepesindeki yarıklardan sızan ışıkla aydınlanan mağara odasının tam ortasında durup soluklanmaya başladı. Başka biriyle karşılaşmış olmak onu rahatlatmış gibi görünüyordu. Kesik kesik ama aceleyle konuşmaya girişti.
"Şükürler olsun buradasınız hocam... Ekibin geri kalanı... Onlar nerede bilmiyorum..." dedi ağzının etrafına saçılan salyalarını sildi. "Bayılmış olmalıyım, hatırlamıyorum... Onu duydum... Eşyalarımın yanındaydı... Işık saçıyordu ve sonra... Sonra söndü... Ve tekrar" dedi soluk soluğa. Nefes alışverişi, konuştukça daha da hızlanıyor, daha da düzensizleşiyordu.
"Ne diyorsun, ne ışığı? Eşyaların nerede?"
"Hocam... Koştum..." dedi. Vücudu terlemeye ve tir tir titremeye başlamıştı. "Ne oluyor anlamıyorum... Sadece koşuyorum..." derken göz bebekleri yuvalarına doğru kaybolup geri geliyordu. Korkudan bir çeşit kriz geçiriyor olmalıydı. "Çıkış yok! Bu tüneller lanetli" dedi ve bir anda yere yığıldı. Birkaç kez çırpındı, biraz daha titredi ve sessizliğe gömüldü.
Arkeolog ne yapacağını bilemeden öylece kalakalmıştı. Bir yanı bu tahlisiz adamı alıp dışarı çıkartmak, onu bir doktora ulaştırmak istiyor; bir yanıysa daha derinlere inmek, belki bir daha karşılaşamayacağı bu buluşu keşfetmek için can atıyordu. Bu adam ne görmüştü de bu kadar korkmuştu? Mağara, uçsuz bucaksız tüneller, bu odalar ne tür gizemler saklıyordu? Çıkış yok ne demekti? Çok geçmeden kararını vermiş, bilim insanı tarafına yenik düşmüştü. Elinde tuttuğu, nerede bulduğunu ve ne zamandır sahip olduğunu hatırlayamadığı el fenerinin ışığını bilinmeze, tünelin girişine doğrulttu. Fenerin pili biraz önce olduğundan daha az gibiydi. Yine de yol yeterince görünür olmuştu. Derin bir nefes aldı ve insanoğluna ait en derin dürtülere; meraka, korkuya, ölüme ve yaşama doğru yürümeye başladı...
Bir süre sonra fenerin yaydığından başka hiç ışık kalmamıştı tünelde. Geldiği oda artık gözükmüyordu. Sarkıtlardan zemine damlayan ve her seferinde, ilk kezmiş gibi, arkeoloğun yüreğini hoplatan suyun sesinden başka ses duyulmuyordu. Rutubet kokusu o kadar güçlüydü ki duvarlardaki ıslanmış kirecin yapış yapış tadı duyumsanabiliyordu. Tüm reflekslerini ve duyularını hala canlı tutabilmesine olanak sağlayan korku hissine alışmıştı artık. Sona ulaşmaya karşı olan kaygısı yerini, kendisinden daha güçlü olan arzuya ve heyecana bırakmıştı. Adımlarını bu niyetle hızlandırmaya ve hayatının keşfine daha süratle ilerlemeye başlamıştı ki zaten fazlasıyla cılızlaşmış olan ışık, biten enerjisinin son çırpınışlarıyla aniden açılıp kapanmaya başladı. Tünel zifiri karanlıkla dolup taşıyor, hemen ardından fenerin ışığıyla nahifçe aydınlanıyordu. Hiç sırası değildi şimdi. Sönmek üzere olan alete birkaç kez vurdu. Bir yandan da beynine hücum eden sayısız kötü senaryo ile boğuşuyordu. Sonu gelmişti işte. Yitip gitmenin nefesini ensesinde hissedince insan, yaşamak ne de çekici ne de güzel geliyordu. Oysa şimdi çaresizdi. Işık birazdan kapanacak ve bu uçsuz bucaksız tünellerde ölüme kavuşana dek yalnız kalacaktı. Halbuki keşfini yapmayı, geri dönmeyi ve kazı elemanını da alıp çıkmayı umuyordu. Şimdiyse bu umut ona gülünç ve çocukça bir kahramanlık hikayesi gibi geliyordu. Bir kez daha çelimsiz ışığını yaydı fener. O anda hayat, yerdeki bir başka fenerin camındaki anlık parlamayla göz kırptı arkeoloğa. Başından aşağı sıcacık su dökülmüş de, buzları birden çözülmüş gibi hızlıca tutundu bu son ümidine. Yanındaki kasktan da anladığı üzere kazı elemanını kaçarken düşürdüğü fener olmalıydı bu. Böylece uzun zamandır aklına gelmeyen bir soruyu da hatırlamış oldu. O işçi neyden kaçıyordu?
Bu sorunun cevabının, tünellerin altında yatan gizem ve belki de tehlike ile birlikte er ya da geç açığa çıkacağının farkındaydı. Yine de bu kadar hazırlıksız yakalanmayı beklemiyordu. Tüm ümitleri yıkılmış, ardından tekrar canlanmışken; yerdeki feneri aldığı ve gardını tamamen indirdiği sırada, bir süredir geldiği yönde duran ve onu izleyen bir çift gözün varlığı doğmuştu içine. Nefesini güçlükle de olsa duyabiliyor, tüneli dolduran sıcaklığını hissedebiliyordu. Avcının, avını yakalamadan hemen önceki, o herkesin birbirini fark ettiği ama kimsenin hamle yapmadığı an yaşanıyordu. Tüm bu gergin bekleyiş, eski fenerin soluk ışığının aniden sönmesiyle bir anda hayatta kalma savaşına dönüştü. Arkeolog tüm gücüyle ve yeni fenerinin rehberliğiyle koşmaya başladı. Bu sırada arkasından korkunç çığlıkları ve inlemeleri duyulan varlığın sesinin gitgide azalmasından ondan daha süratli olduğunu kestirebiliyordu. Koşarak yol ayrımlarını geçiyor, mağaranın sürekli daha derinlerine iniyordu. O kadar hızlıydı ki bir dönemece geldiğini son anda fark edebildi. Kanında dolaşan adrenalinin de etkisiyle olacak, sert bir manevrayla duvara çarpmadan dönmeyi başardı.
Epey aydınlık bir odanın orta yerine çıkıvermişti. O kadar koşmanın yorgunluğunu hissetmiyordu. Dinlenmeye ihtiyacı yoktu. Neyden kaçtığını zaten bilmiyordu. Şaşkınlıkla etrafına bakındığında fark etti: Sonu gözükmeyen, kapısından ötesi tamamen karanlığa bürünmüş bir tünelin girişinin hemen önündeydi. Bir anda girişten dışarı titrek, korku dolu bir bağrış yükseldi.
"Lanetli, Bu tüneller lanetli!"
submitted by guvncnyldz to u/guvncnyldz [link] [comments]


Eski isimden kalma intromuz nasılmış yaaa Minecraft eski hayyata kalma denemelerim - YouTube eski zamanlardan kalma 15 eşya - YouTube En iyi 10 Hayatta Kalma Filmleri Top 10 - YouTube Gelmiş Geçmiş En İyi Hayatta Kalma Filmleri - The Best ... Günümüz çocuklarının bilmediği ve anlayamayacağı eski oyun dünyasından kalma 10 şey Eski Taş Plak Türküler - YouTube 16 Kamp Şakası ve Pratik Bilgisi - YouTube Arkadaşlar bu video eski güncelemeden kalma - YouTube En İyi Hayatta Kalma Temalı Filmler ( Top 22 ) Survival ...

Eski porno yıldızı, Shakira'ya Beyrut patlaması karşısında ...

  1. Eski isimden kalma intromuz nasılmış yaaa
  2. Minecraft eski hayyata kalma denemelerim - YouTube
  3. eski zamanlardan kalma 15 eşya - YouTube
  4. En iyi 10 Hayatta Kalma Filmleri Top 10 - YouTube
  5. Gelmiş Geçmiş En İyi Hayatta Kalma Filmleri - The Best ...
  6. Günümüz çocuklarının bilmediği ve anlayamayacağı eski oyun dünyasından kalma 10 şey
  7. Eski Taş Plak Türküler - YouTube
  8. 16 Kamp Şakası ve Pratik Bilgisi - YouTube
  9. Arkadaşlar bu video eski güncelemeden kalma - YouTube
  10. En İyi Hayatta Kalma Temalı Filmler ( Top 22 ) Survival ...

Yusuf Gerçek Hayatta Hello Neighbor oldu valizin içine saklandı 🧟‍♂️ 😲Eğlenceli çocuk videosu - Duration: 2:24. Yusuf and Kerem 645,318 views Kanala abone olun: https://goo.gl/NFV1vz 10 Kendin Yap Tarzı Deniz Kızı ve Peri Yaşam Tarzı Fikri https://youtu.be/12rqccexzSo?list=PLhmLxnVwFU2FWPX6pVFmkStE... Like at abone ol Hayatta kalmak insanın içgüdüsel olarak karşı koyamadığı en güçlü duygulardan biridir. İşte karşınızda, vahşi ormanlar, yırtıcı hayvanlar, dondurucu soğuk da... Best survival fight movies Hayatta Kalmayı Konu Alan Filmler Hayatta Kalma Filmleri Hayatta Kalmak İçin Mücadele Veren Direnişli Dayanmalı Filmler Survival F... Hepsi özenle seçilmiş dokunaklı taş plak türküler.. Her hangi bir telif hakkı bulunmamaktadır.. Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. patron çıldırdı akşamım 4. vidyosu internet süper https://www.youtube.com/watch?v=FWuPxACIvIQ&t=4s https://www.youtube.com/watch?v=Oe04sXIqKTA https://www.yo... Günümüzde bazı şeyler oyuncular tarafından artık kanıksanmış ve olmadan düşünülemez olsa da, bundan yirmi otuz yıl öncesine kadar öyle miydi! Otuz yılını devirmiş bir oyuncu ... Doğaya karşı hayatta kalma mücadelesine sürükleyen 10 filmi sizler için listeledik. Geniş içeriği sebebiyle savaş, zombi ve virüs temalı filmleri başka bir v...